yazar2 @ yazar.com

İstisnasız her ülke, eğitim çağındaki çocuk ve gençlerine en iyi eğitimi vermek ister. Zira acımasız rekabet koşullarında ayakta kalabilmelerinin nitelikli insan yetiştirmekten başka çaresi yoktur.

Lakin ülkelerin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenler çoğu zaman eğitimde fırsat eşitliğinin önünde engel olarak durur. Nüfus artış hızının düşük olduğu, ekonomik gelişmesini tamamlamış ülkelerin çoğu için zayi edilecek bir fert bile yoktur ki eğitim sistemlerini bu duruma göre dizayn etmeye çalışırlar. Onlar için her birey kıymetlidir.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için ise bu durum içler acısıdır. Herkese nitelikli eğitim sunma imkanından yoksun oluşumuz, seçim yapmayı zorunlu kılmıştır. Bu durumun doğal sonucu olarak (en kolay seçme yöntemi olan) sınavlara haddinden fazla önem vermek gibi hastalıklı bir anlayış eğitim sistemimize egemen olmuştur. Bu anlayışın yanlış olduğunu en iyi bilenlerinden olmalarına rağmen, eğitimciler bile bu tuzağa düşmekten kurtulamamışlardır. Bu sebeple, Sayın Bakanın “Eğitim: Bir Kitle İmha Silahı” adlı kitabı, seminer döneminde, öğretmenlerin okuyup tartışmalarını istemesi isabetli bir seçim olmuştur.

Sınava odaklı eğitim algımız ve bu olandaki başarısızlığımız nedeni ile yapılan sistemsel değişikliklerden dolayı öğrenciler, veliler, öğretmenler ve eğitim kurumu idarecileri, on iki raunt boyunca yumruk yiyen boksör gibi serseme dönmüştür. Üzülerek belirtelim ki yapılan ve sonucu hüsran olan değişim/dönüşüm çalışmaları dikiş tutmaz olmuştur. Artık frene basıp nerede hata yaptığımızı düşünmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Sorun doğru tespit edilirse çözüm yolları da aşağı yukarı bulunabilir. Yanlış teşhis ve sorularla doğru cevap ve çözüm yollarına ulaşılamayacağını artık öğrenmiş olmamız gerekirdi.  Her çocuk başarılı olsun, tüm öğrenciler nitelikli eğitime erişebilsin istiyor muyuz? Yoksa okulları zenginler/fakirler, zekiler/akademik başarısı düşük olanlar, kenar mahalledekiler/merkezdekiler, köydekiler/kenttekiler vb. şekillerde sınıflayıp kendi haline mi bırakıyoruz? Aslında görmezden geldiğimiz bu sorunun cevabı hepimiz biliyoruz.

Sorunun çözümü her mahalleye “iyi bir okul” yapmamızdan, eğitimde fırsat ve imkan eşitliğini sağlayabilmemizden geçiyor. Zengin çocuklarının gittiği özel okulların yanında, çok zengin ve entelektüel aile çocuklarının öğrenim gördükleri Alman, Fransız, İtalyan, Avusturya vb. okulları bir tarafa bırakırsak, sıradan halkın gittiği ve nispeten kenarda köşe de kalmış okullarla işe başlamamız yerinde olur.

Ekonomik yetersizlik ile ahlak ve vicdan gelişimi arasında zıt yönlü bir korelasyon vardır. Kenar mahallelerde yetişen çocukların, ileride toplum güvenliğini tehdit noktasına geleceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Buralardaki öğrencilerin aileden kaynaklı eksikliklerini tamamlama görevi en çok okullara düşmektedir. Yetiştiği ortam nedeni ile toplumun düzenini bozacak, ona buna zarar verecek kişilerin maliyeti, topluma kazandırılmış üretken bireyler yetiştirmek için yapılacak maliyetten çok daha fazladır.

O halde (şu anda yapılanın tam tersine) en iyi idareci ve eğitim lideri öğretmenleri bu okullara atamak; öğle yemeği vb. ekstra  hizmetler sumak, bu okulların hizmetli ve güvenlik görevlisi sayısını arttırmak; spor salonu, z kütüphane, zeka oyunları odaları, stem beceri atölyeleri gibi mekânlar oluşturmak; üniversiteler ve sivil  toplum kuruluşları ile tam işbirliğini sağlamalarını teşvik etmek; müfredatlarını yerelleştirmek, çoklu zeka uygulamalarını hakim kılmak, fiziksel aktivite, resim, müzik,  dans vb. etkinlik faaliyetlerinin müfredattaki sürelerini arttırmak; iyi bir rehberlik servisi oluşturmak; bu okullarda çalışan öğretmenlere mesleki destek programları düzenlemek ve özlük haklarında pozitif ayrımcılık yapmak çözüm olarak ilk olarak  yapılması gerekenlerdir.

Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliğinin olup olmadığını kırsal ve kenar mahalle okullarının, okula devam ve akademik başarı noktasındaki durumlarına bakarak rahatlıkla anlayabilirsiniz. Eğitimi daha nitelikli kılmanın yolunun hakkaniyeti sağlamaktan geçtiğini, başarıya değil öğrencilerin ihtiyaçlarına odaklanmamız gerektiğini anladığımız vakit sorunları çözmenin ilk adımını atmış olacağız.