a.damar @ hotmail.com

İlk ve orta öğretim okullarının açılmasıyla birlikte hemen hemen bütün haber kanallarını süsleyen ve toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren konuların başında eğitim harcamaları gelmektedir.

Eğitim harcamalarının geçmişten bugüne değişmeyen bir boyutu okul kıyafeti ve kırtasiye kalemlerine yapılan harcamalardır. İkinci boyutu ise 90’lı yıllardan sonra yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayan ve bireyleri öğrenim göreceği okuldaki masraflara katılmaya zorlayan harcamalardır. Bu harcamalar, yardımcı kitaplar; okulun kırtasiye, temizlik, güvenlik, fiziki eksiklikleri, teknolojik donanımı, bakım ve onarım vb. şeklinde özetlenebilir. Bu harcamalara veliler; kayıt parası, temizlik parası, katkı payı ve bağışlar gibi adlar altında katılmaya zorlanıyor.

İşte bu ikinci kategoride saydığımız harcamalar, 80’li yıllardan sonra devletin şeklinin değişmesiyle birlikte ortaya çıkan harcamalardır.

Tarihsel sürece şöyle bir baktığımızda, kapitalist sistem; o güne kadar uygulanmakta olan liberal (Kamu sektörünün müdahale etmediği) ekonomik sistemin 1929 yılında bunalıma girmesiyle birlikte, bunalımdan çıkmanın yolunun kamu harcamalarının arttırılması ve çalışanların kendini yeniden üretmesi için gereken asgari ücret ve yaşam koşullarının yaratılmasını çözüm olarak belirledi. Bunu yapmak için de çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını tanımaya, var olanları iyileştirmeye koyuldu. Bu çözüm reçetesinin hayata geçmesinde kurulmuş olan reel sosyalist sistemin ve emekçilerin mücadelesinin payını da göz ardı etmemek gerekir.

Dünyada ve ülkemizde 1980’li yıllara kadar uygulanan ve adına ‘Refah devleti’ ya da ‘Sosyal devlet’ denilen bu uygulama, karların azalması ve kapitalist devresel krizlerin sistemi tıkanma noktasına getirmesiyle birlikte, egemen blok tarafından terkedilmeye, yeniden kamu sektörünün ve sosyal harcamaların piyasadan çekilmesi anlamına gelen neoliberal ekonomiye dönüşüyle sonuçlandı. Ülkemizde de 24 Ocak ekonomik kararlarıyla uygulamaya konulan neoliberal sistem 90’lı yıllardan sonra adım adım geliştirilmeye çalışıldı. 2000’li yıllarla birlikte de tam anlamıyla geçerli anlayış haline geldi.

Neoliberal sistemin belli başlı özellikleri şu şekilde sıralanabilir;[i]

-Piyasaların her türlü ekonomik modelden üstün olması anlayışı hakimdir. serbest girişim veya özel teşebbüsün toplumsal zararları dikkate alınmaz. Sendikasız işçiler sayesinde ücretleri düşürmek ve uzun yıllar zorlu mücadeleler sonucu kazanılmış olan işçi haklarını azaltmak önemlidir. Fiyat kontrollerine son vererek, sermaye, mal ve hizmetler dolaşımının tam serbestliği sağlanır. Bizleri ikna etmek için kontrol edilmeyen piyasaların ekonomik büyümeyi artırmak için en iyi yol olduğu söylenir.

-Kamu harcamalarının azaltılması bağlamında, çoğunlukla eğitim ve sağlık gibi hizmetlere yönelik kamu harcamalarının hizmeti alanlar tarafından sağlanması hayata geçirilir. Yoksullara yönelik sosyal güvenliğin azaltılır. Yol bakımı, köprüler ve şebeke suyu temini gibi alanlarda dahi kamu harcamalarının azaltılması yoluna gidilir. İş âlemi için sübvansiyon ve vergi kolaylıklarına karşı değillerdir.

-Kuralsızlaştırma kapsamında, iş güvenliğini sağlamak için alınan önlemler de dâhil olmak üzere kar oranlarını azaltan her türlü şeyde hükümet düzenlemeleri azaltılır.

-Özelleştirme bahsinde kamuya ait kuruluşlar, mal ve hizmetler özel yatırımcılara satılır. Buna bankalar, stratejik endüstriler, demiryolları, otoyollar, elektrik dağıtımı, okul, hastahane ve hatta tatlı kaynak sular da dâhildir. Daha yüksek verimlilik için yapıldığı söylense de özelleştirme uygulamaları zenginliğin belli ellerde toplanmasına ve halkın ihtiyaç duyduğu şeyler için daha fazla ödeme yapması ile sonuçlanır.

-Kamu malı ve ortaklaşmanın yok edilmesi ve bunların yerine bireysel sorumluluğu geçirme politikası izlenir. Sağlık harcamaları, eğitim ve sosyal güvenlik gibi yoksulların mahrum bırakıldığı temel alanlarda kendilerinin suçlu hissettirilmesi sağlanır.

 İşte bu ideolojik arka planla, eğitim harcamaları, kamunun yerine getirmesi gereken bir görevken, neoliberal anlayışın uygulamaya girmesiyle birlikte, bireyin üstlenmesi ve yerine göre katkıda bulunması gereken bir görev olarak görülmeye başlandı. Dershanelerle başlayan eğitimde özelleştirme uygulamaları özel okul ve vakıf üniversitelerinin kurulması, ilk ve orta öğretim okullarında temizlik ve katkı payı, bağış adı altında velilerin eğitim masraflarına katılmaya zorlanmasıyla devam etti.

Bugün itibarıyla eğitim, Anayasanın 42.maddesinde, “ilköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır.” hükmüne rağmen, parasız değildir ve ilköğretim süreci bitene kadar bütün veliler çeşitli adlar altında, okulun eğitim ve diğer masraflarına katılmaya zorlanmaktadır. Ülkenin yönetimi bu şekilde neoliberal sisteme uygun politikalarla devam ettiği sürece, eğitim sistemi de özelleşmeye devam edecek, özel öğretim kurumlarının yanında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kamu okulları da çeşitli şekillerde, velilerin parasal katkılara zorlandığı okullara dönüşecektir.

Eğitimde özelleştirmenin ve kamuya ait okulların paralı hale gelmesinin ideolojik arka planı, devletin yöneliminin neoliberal ekonomi ve onun yansıması olan neoliberal eğitim politikalarıdır.



[i] Gülsüm Akalın, Uğur Selçuk Akalın. Neoliberal İktisadın Marksist Eleştirisi. Kalkedon-2009