ajanskamu @ gmail.com

Birkaç hafta önce, Meclis Bilişim Teknolojileri Bağımlılığıyla Mücadele Komisyonu çalışmaları hakkında basında bir haber yer aldı. Haberde, komisyonun son toplantısında okulların teknoloji ile buluşması için uygulanan ama sonrasında çok sayıda tartışmaya yol açan FATİH projesinin gündeme geldiği aktarılıyordu.

Projenin olumlu-olumsuz etkileri konuşulurken Komisyon Başkanı eski Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın söz aldığı ve komisyon üyelerine hitaben; “Hiç akla gelmeyen bir yan etkisini ben size itiraf edeyim” dediği belirtiliyordu.

Nabi Avcı toplantıda konuyla ilgili olarak şunları söylemiş:

"Etkileşimli tahtalar öğretmen otoritesini duman etti. Çünkü öğretmenler o tahtaları çocuklar kadar başarılı kullanamıyorlardı. Sınıfta öğretmenlerine tahta üzerindeki bir işlemi nasıl gerçekleştireceğini çocuklar tarif etmeye başladılar. Halbuki bizim öğretmen kültürümüzde her şeyin en iyisini, en doğrusunu öğretmen bilir ve çocuklar ondan öğrenirler. Tersine dönünce bu ilişki öğretmenin otoritesi ciddi… Ne yaptık biz de? Hizmet içi eğitimlerde etkileşimli tahta eğitimini öne aldık. Öğretmenlerimiz de normalde dostlar alışverişte görsün kabilinde katıldıkları programlara bu kez can havliyle katılmaya başladı, çünkü sınıfta başlarına ne geleceğini, müşteri memnuniyetinin ne olduğunu orada gördüler."

Okullarda teknoloji kullanımını arttırmak hedefiyle hayata geçirilen ve milyarlarca dolar maliyeti olan FATİH projesi hakkında, yanılmıyorsam, çekincesini ve eleştirisini ilk ortaya koyanlardan birisiyim. Konu ile ilgili yazım 2012’de yayınlanmıştı. Ben o yazıda projeyi değerlendirirken projenin ön kabulleri ve felsefesi –hatta felsefesizliği– üzerinden teknoloji fetişizmi ve eğitimin anlam krizine değinmiştim. Şimdilerde her sınıfta mevcut olan etkileşimli tahta, o yıllarda ‘akıllı tahta’ olarak anılıyordu. ‘Akıllı tahta’, ‘akıllı sınıf’, ‘akıllı okul’ vb. gibi kavramlar eşliğinde neyi anlattığı meçhul bir diskur revaçtaydı o günlerde. Ben de o yazımda eğer bu istikamette gidilirse yakında en akıllı sınıfın öğretmenin bulunmadığı sınıf olacağını ironik bir biçimde dile getirmiştim.

Şimdi Sayın Bakan, “Hiç akla gelmeyen bir yan etki” olarak “Etkileşimli tahtalar öğretmen otoritesini duman etti” diyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın aklına gelmediği kesin, ne var ki hiç kimsenin aklına gelmeyen bir husus da değildi. Ne var ki bu tür işlerle bilhassa bürokraside mebzul miktarda istihdam edilmiş teknik kafaların bir tasarrufu olarak muhatap kılınıyoruz.

Teknik kafaların öne çıkmalarındaki temel faktör her şeyi bir projeye dönüştürüp uygulanabilir kılma becerileri. Ne var ki kusurlu oldukları nokta da tam burada. Bir proje sunum açısından caziptir, toplumun karşına boş bir kağıtla çıkmanızı engeller; ne varki çoğu proje günleri, ayları hatta yılları meşgul ederek bir şeylerin yapıldığı yanılsaması yaratabilir. Teknik kafa nicel olana iman ettiği için sayılar ve verilerle dolu dolu konuşarak yanılsamaya süreklilik kazandırır. Acı olan şu ki, dolu dolu konuşmak anlam boşluğunu hiçbir zaman dolduramaz. Hele söz konusu eğitimse bu kaçınılmaz olarak böyledir.

Şu günlerde, yaşadığımız dünyada en kıt olan şey: Anlam.

Küresel olarak deneyimlenen anlam açığı, her sahada kendisini hissettiriyor.

Pek çok alanda yaratılan illüzyonlar, köpürtülen içerikler, püskürtülen göstergeler anlam yoksunluğunu ne kadar daha perdeleyebilirler? Bir perdeleme ve yokmuş gibi davranma temayülü var; ancak unutulmamalı ki kaçtığınız şey gerçekler ise onlar eninde sonunda sizi bulur.

Yazının Devamı İçin TIKLAYIN