yazar2 @ yazar.com

Ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden biri, bütçelerinden eğitime ayırdıkları paydır. Devletimiz, son dönemlerde eğitime kaynak ayırma konusunda oldukça cömert olduğunu, bütçenin yaklaşık %18’ine tekabül eden bir miktarı eğitime ayrıldığını görüyoruz.

Devletin, eğitime kaynak ayırma konusundaki takdire şayan anlayışını, bu kaynakların etkili ve verimli kullanılması konusunda gösterdiğini söylemek neredeyse imkansız. İçinde umut barındıran her olgu yanında cömertliğin ötesinde, kaynaklar sınırsızmış gibi harcama yapılmasını da beraberinde getirir. Bir nevi aklı duyguya bağlarız bu konuda. “Eğitim için yapılan hiçbir harcama gereksiz değildir. Eğitimden tasarruf olmaz. En çok bütçeyi eğitim ayırmak gerek.” vb. sözler bu düşüncenin tezahürüdür.

Yerini bulmayan, gereksiz her harcama israftır. Milli Eğitim Bakanlığının harcama kalemlerine, yapılanmasına, görev alanına giren işler için harcadıklarına baktığımda maalesef “tüyü bitmemiş yetimin hakkının” gözletildiğini söyleyebilmem imkan dahilinde değil. Bir kısım işlerde oldukça cömert olan Bakanlık bazı hayati hususlara ise gözünü yummuş durumda.
Durumu örneklendirmek gerekirse;
Okulların güvenlik, temizlik ve kırtasiye masrafları kısmen velinin omuzlarına yıkılmış durumdadır. Her kayıt döneminde, bir çok okul idarecisini velilerden “bağış” istemek zorunda bırakan, haklarında olumsuz söylentiler çıkmasına ve okullar arasında olmaması gereken bir rekabet oluşmasına sebep olan bu durum için herhangi bir kaynak ayrılmış değil.

Buna karşın, her yıl milyonlarca ders kitabı dağıtılıyor. Basılan her kitabın ömrü bir yıl. Çünkü seneye aynı kitap okutulsa bile öğrencilerden toplanmıyor. Halbuki çocuklarımızın sorumluluk öğrenebilmeleri kitaplarını koruma bilinci kazanmalarını istiyorsak bu kitapları öğrencilerden toplamalıyız. Kitabını muhafaza edemeyen, yırtan kaybeden öğrenciden de parasını tahsil etmeliyiz. Bizim zamanımızda, kitapları kendi paramızla aldığımız halde kitaplar kaplanır, etiketlenir, ertesi yıl başka bir öğrenciye vermek için en güzel şekilde korunurdu. Şimdiki durum “kullan, at ve unut.”

Öğrencilerin bilgisayar kullanım becerileri gelişebilmesi adına oluşturulan Bilgisayar Teknoloji sınıfları için alınan bilgisayarlar kısa sürede çöp oldu. Sınıfların tozlu ortamı fiziksel olarak, teknolojinin hızlı ilerleyişi ise donanımsal olarak bu sınıflarındaki bilgisayarlar kullanılmaz hale getirdi. İnternete bağlanmada yaşanan sorunlar, sık sık kesilen elektrik, yedek parça desteğinin olmayışı milyonlarca liranın heba olmasına neden oldu. Bir çok okulda BT sınıfları görüntüden ibaret. Ne gelen var ne giden.

Birçok okulda sınıflara akıllı tahta takıldı. Bu tahtaları kullanan öğretmen sayısı ise bir elin parmağı kadar. Öğretmenleri yeterince hazırlamadan yapılan yabancısı oldukları uygulamaya, öğretmenler kullanmayarak karşılık verdi. İlginç olan ise okulda öğretmenler odasına bile akıllı tahta takılı olması. Heba olan milletin parası.

Özel okulculuğu teşvik etmek adına yapılan başlatılan “eğitim öğretim desteğinin” hak etmeyen velilere verilmesi, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığınca denetim yapılmaması da hem istenilen hedeflere ulaşılmasını hem de adaletsizliğin söylenti olmaktan çıkıp uygulama olanı bulmasına neden olmaktadır. Ayrıca kayıt ücreti 25-50 bin TL olan okulların bile teşvikten yararlandırılması kendi içerinde bir tezat olarak durmaktadır.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin denetimden tamamen çıkarılması, eğitimlerin verilip verilmediği ile ilgili teknolojik alt yapının kurulmaması vb. durumlarda eğitim bütçesinin boşa harcandığını gösteren ayrı bir durum.

Gereksiz yerlere okul binası yapımı, kullanılan malzemeden dolayı, yapılan okulların kısa sürede kullanılamaz hale gelmesi, okulların şartları tutmadığı halde taşıma kapsamına alınması, YBO’lar ve öğrenci yurtlarında yapılan gereksiz alımlar, kamu lojmanları için yapılan harcamalar, lüks otellerde yapılan seminerler, okullarda öğrenci gelmediği halde sürdürülen yetiştirme destekleme kursları daha onlarca küçük delikten gemi su almaktadır.

Millî Eğitim Bakanlığının okulların ve kurumların denetimi fiili olarak kaldırılmışken bu delikleri nasıl tıkayacağı ise merak konusu.

Milli Eğitim Bütçesi sadece nakdi olarak değil insan kaynağı olarak da israf edilmektedir. Birkaç okulun bulunduğu ilçelere, ilçe milli eğitim müdürlüğü kurulmasını buna örnek olarak verebiliriz. Teknolojinin geliştiği, veri akışının kesintisiz sağlandığı, birkaç tuşa dokunarak iş ve işlemlerin yapıldığı bir çağda ara kurumlar oluşturmak gereksiz bir yapılanmadır. Ayrıca üç beş memura bir şef, birkaç şefe bir şube müdürü, birkaç şube müdürüne milli eğitim müdür yardımcısı görevlendirmek de israf örneği değilse nedir. Ayrıca okullardaki idareci yapısı da yeniden gözden geçirilmelidir. Bir kurumun yönetici sayısının gereğinden fazla olması, kurumu işlevlerini yerine getiremez hale getirebilir. Bu anlamda siyasetin önemli işlevlerinden biri de, bürokrasinin genişleme eğilimini engellemektir.
Evet. Eğitimden tasarruf olmaz !!!