beycosan @ gmail.com

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında;

"Bir okul müdürü kadar okuldur. Bütün okul müdürlerinin sınavla alınması ve sınav sonucunda hizmetiçi eğitime alınması sağlanacak. Şubat ayında düzenlemeler yürürlüğe girecek. Sınavı kazanarak okul müdürlüğüne hak kazanalar, üniversitelerle işbirliği halinde Haziran ayından sonra hizmetiçi eğitime alınacaklar. Tüm öğretmenler ücretsiz olarak yüksek lisans programına alacağız” dedi.

Ve tartışma başladı.

Aşil tendonu ve şah damarı kavramları üzerinden başlayan tartışma, eğitim iş kolunda faaliyet gösteren sendikaları da karşı karşıya getirdi, adeta eteklerindeki taşları döktüler…

Eğitim Bir Sen İstanbul 3 No'lu Şube Başkanı köşe yazarı arkadaşımız Erol ERMİŞ "Günah Keçisi Ya da Aşil Tendonu” başlıklı yazısında; "Bütün okul yöneticileri günah keçisi olarak görülüyor, müktesep haklar hiçe sayılarak hepsinin havuza alınıp sıfırdan başlatılması düşünülüyorsa, bu mesele bizim için Aşil Tendonu'dur.” tespitini yaparak Genel Merkezin de görüşünü yansıttığını düşündüğüm görüşlerini paylaştı.

Bunun üzerine, Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip GEYLAN sosyal medya hesabından yaptığı çok sert açıklamasında "2014’te onbinlerce okul müdürü görevden alınıp yerlerine mülakat hırsızlığıyla yandaşlar atandığında @tcmeb ’in AŞİL TENDONU kesilmişti. Sn @ziyaselcuk ,şimdi cesur adımlarla hakkaniyet ve liyakati esas almalı, MEB’i işgal etmiş olan ahlaksızlığın ŞAH DAMARINI kesmelidir.” dedi

Konu önemli, mevzunun kahramanları okul yöneticileri, okul yöneticilerinin sınavla atanması, yönetici olacaklarda yüksek lisans şartı getirilmesi.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın ehliyet, liyakat ve yeterlilik kavramlarını öne çıkararak okul yöneticilerinin sınavla belirlenmesi, lisans üstü ve hizmetiçi eğitim yapması gerektiği yönünde bir görüşe sahip olduğu anlaşılıyor kamuoyuna yansıyan bilgilerden.

Yetkili sendika Eğitimciler Birliği Sendikası, sınavla yönetici atamaya karşı olmamakla birlikte mevcut yöneticilerin kapsam dışı bırakılmasını savunuyor. Diğer sendikalar ise buna karşı çıkıyor ve tüm yöneticilerin kapsam dahilinde sınava tabi tutulması gerektiğini dile getiriyor.

Okul yöneticilerinin statüsü, nasıl atanacağı, kapsamının ne olacağı üzerinden ciddi bir tartışma yansıdı kamuoyuna. Keşke bu hararetli tartışma okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin haklarını savunmada, eğitimcinin uğradığı haksız saldırılar karşısında onlara güvence olmada, öğretmenlerin itibarını ve öğretmenlik mesleğinin değerini korumada da yaşansa...

Meseleye okul yöneticileri açısından bakıldığında mevcut durum hiç de iç açıcı değil, onlar günah keçisi olmaktan, konumlarının belirsizliğinden hiç de memnun değiller. Tartışma onlar üzerinden yürüyor ama onlara kulak veren olacak mı acaba?

"Okul Yöneticilerinin Feryadına Kulak Verin (!)" başlıklı yazımda bir nebze olsun onların sesini duyurmaya çalışmıştım. Tekraren bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

"İsterseniz okul idarecilerine bir sorun bakalım, ne diyecekler?

"Bir dokunup, bin ahh” işiteceğinizden eminim.

"Men lem yezuk, lem ya’rif / Tatmayan bilmez” deyiminde olduğu gibi gelin bir dokunalım bakalım, ne diyecekler?

"Her türlü sorumluluk üzerimizde, ama etki ve yetkimiz sınırlı” diyeceklerdir,

"Asli görevlerimizle alakalı olmayan bilumum işleri omuzlamak zorundayız” diyeceklerdir,

"Muhakkiklik görevi dahi yaparız bir maarif müfettişi gibi” diyeceklerinden eminim,

"Okul güvenliğinden iğneden ipliğe sorumlu ve hesap verici konumundayız, iş güvenliği uzmanı olmadığımız halde” diyeceklerdir şüphesiz,

"Mali konularda yerine getirmekle yükümlü olduğumuz iş ve işlemlerden kaynaklanan idari para cezalarına mutlaka muhatap oluruz, sanki bir eğitimci değil de SGK uzmanıyız” diyeceklerdir,

"Memurum yok, yardımcı hizmetlim yetersiz, güvenlik görevlim zaten hiç olmadı” diyeceklerdir büyük çoğunluğu,

"Okul yöneticilerinin konumu / statüsü zayıfladı gelinen noktada” tespitini yüksek sesle seslendireceklerdir,

"Ayağımız yere sağlam basmıyor, zira yeniden görevlendirilip görevlendirilmeyeceğimiz mechul” diyeceklerdir,

"Biz eğitimciyiz, asli görevimiz eğitimle ilgilenmek, ona yoğunlaşmak istiyoruz, eğitimin kalitesini artırmak istiyoruz, öğrencilerimizle daha yakından ilgilenmek ve onları bilgili, donanımlı, becerikli, ahlaklı olarak istikbale hazırlamak istiyoruz, bizim işimiz bu, işimizi yapmak istiyoruz”diyeceklerdir."

(https://www.ajanskamu.net/makale/okul-yoneticilerinin-feryadina-kulak-verin--m2018.html)

Konu ile ilgili düşüncem şu, ehliyeti, liyakati ve yöneticilikte yeterliliği kesinlikle önemsiyor ve sınavla yöneticilerin atanmasını destekliyorum. Yöneticilerin atanmasında mülakat sisteminin tek belirleyici olmasını mahzurlu buluyorum.

Ancak, mevcut yöneticiler içerisinde sınavla atananların olduğu da unutulmamalı, mevcut yöneticiler içerisinde daha önceki yıllarda sınavla atananlar kapsam dışı bırakılmalıdır.

Mevcut yöneticileri mağdur edecek yeni bir sistem var olan problemleri daha da ağırlaştırabilir. Demem o ki, okul yöneticilerini belirlemede nasıl ki tek belirleyici yöntemin "mülakat” olarak belirlenmesi ne kadar yanlış ise, sadece "sınav” sonucu ile yönetici atamak da o kadar sakıncalı sonuçlar doğurabilir kanaatindeyim.

Bir kanaatim de şu: 2023 Eğitim Vizyon Belgesinin başarıya ulaşmasında okul yöneticileri en önemli konumda kuşkusuz. Uygulamanın başında olduklarından atama konusunun bir an evvel açıklığa kavuşturulması, konumlarının güçlendirilmesi ve gerçekten ehil yöneticilerin atanması çok önemli.

Güçlü bir okul yöneticisinin güçlü bir okulu olur temennisiyle…