beycosan @ gmail.com

Bedir Savaşında İslâm Ordusu müşriklerden önce Bedir’e ulaşır. 

Bedir Kuyusuna yakın bir yerde karargâh kurulacakken, Hubab adında genç bir sahabi, "Yâ Rasulallah! Burası, Allah’ın emrettiği bir yer midir? Yoksa sizin fikriniz midir?” diye sorar. Rasulullah (sav) "kendi fikri" olduğunu söyleyince, genç sahabi o çevreyi iyi bildiğini, orada karargâh kurmanın uygun olmadığını ve Kureyş Ordusunun muhtemel konaklama yerinin yakınındaki başka bir kuyu başının daha uygun olduğunu, gerekçeli bir şekilde ifade eder. Bunun üzerine, Peygamberimiz (sav), Hubab’ın görüşünü kabul eder ve karargâh onun fikri doğrultusunda kurulur. 

Siyer kitaplarında ve hadislerde buna benzer daha başka misalleri görmek mümkündür.

SAHABE DURUŞU VE NEBEVİ BAKIŞ 

Bundan anladığımız; o mümtaz şahsiyetlerin, dünyevî meselelerde kendi fikirlerini rahatlıkla ifade edebildiklerini ve bir anlamda doğru bulmadıkları bir konuyu muhatapları Allah'ın Rasulü olduğu halde çekinmeden sorguladıklarını, Hz. Peygamberin de bu fikir beyanına müsamaha ile yaklaştığını ve başka fikirlere de hak ettiği değeri verdiğini görüyoruz.

Günümüz demokrasilerinde bunun adı "fikir hürriyeti", "karşı fikir beyanı", "eleştirel akıl" ya da "özgürce sorgulama" olarak geçmektedir. 

Bugün, Müslümanların en temel problemi, hayata sabit bir bakış açısı ile bakmaları, sorgulamadan uzak bir anlayışı benimsemeleridir.

İhtiyaç duymaları ve eksikliğini hissetmeleri gereken şey ise, farklı olanı, farklı düşüneni hoşuna gitmese bile anlama çabası içerisinde bulunmaları, özgürce bir düşünce yapısına sahip olmalarıdır.

Genelleme yaparak tüm Müslümanlar böyledir demek istemiyorum tabi ki, ama vakıa bundan ibaret.

Belki de İslam Dünyasında varolan kronikleşmiş sorunların, geri kalmışlığın, ıstırabın, fitne ve fesadın, ayrılık ve bağnazlığın temelinde de bu problem başı çekiyor.

Birbirlerini anlama çabası içerisinde olmayanlar / olamayanlar, kendi gibi düşünmeyen, olaylara ve meselelere farklı bakış açıları ile bakanlara ötekileştirici, itibarsızlaştırıcı ve en acısı da yok edici bir üslup ve tavır ile bakmakta bir beis görmüyorlar.

Elbette bu durum, fikir ayrılıklarını sabit inanç haline getirerek farklı düşünenleri, farklı anlama çabası içerisinde olanları küfürle, İslam dairesi dışına çıkmakla itham edebilecek kadar uç bir noktaya kadar varabiliyor.

Nasıl bir bağnazlık, nasıl bir kabalık, nasıl bir yobazlıktır bu?

Halbuki, Kur’an ve Sünnet buna eyvallah demez / demiyor, buna onay vermez / vermiyor.

Ne yazık ki, Müslümanlar Kur’an’ı okudukları halde onu anlama gayretinde olmuyorlar.

Ve ne acı ki, mü’min olma şerefine nail olanlar, Allah Rasulü’nün müstesna ve örnek hayatını en ince ayrıntısına kadar okuyup öğreniyorlar da, kendi hayatlarında uygulamaktan geri duruyorlar.

Halbuki, Kur'an bizlere neler emrediyor, buyurun bakalım?

"Peki, insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı? Artık sen öğüt ver, çünkü sen ancak bir uyarıcısın." (Gaşiye / 17-21)

"Onlar görmüyorlar mı ki, biz geceyi içinde rahat etsinler diye, gündüzü de (her şeyi) gösterici (aydınlık) olarak yarattık. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için elbette (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır." (Neml / 86)

"Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)? (Bakara / 170)

ELEŞTİREL AKIL VE FARKLI DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL

Esasında, bütün kitapların "Tek Bir Kitabı" daha iyi anlayabilmek için okunduğu hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim’de buna benzer sayısız ayetler vardır.

Vardır da anlayana, anlama çabasında olanlara, anlayıp onları vazgeçilmez bir yaşam biçimine dönüştürme gayreti içerisinde olanlara…

Eleştirel akla şiddetle ihtiyacımızın olduğu çok açık.

Siyasetten sanata, dini meselelerden hayatın tamamına kadar tüm alanlarda farklı düşünceye, fikir ve anlayışa, yorum ve bakışa, eleştirel akla tahammül etmek, anlayışla karşılamak zorunluluğumuz var.

Yeniden bir eleştiri ahlakı geliştirmek ve özeleştiri sürecini yaygınlaştırmak, farklılıklara tahammüllü olmak zorundayız.

Zira kesin olarak bilip kabul etmeliyiz ki, mutlak bilgi ve sınırsız ilim sahibi olan sadece ve sadece Rabbimiz Allah’tır.

Gayrısı insandır, doğal olarak bilgisi sınırlıdır, anlayış ve kavrayışı da bilgisi ve kavrama gücüyle sınırlıdır.