dumanselehattin @ hotmail.com

ERKEĞİN İKTİDARI

          Atın ölümü arpadan olsun sözü toplumumuzda ne zaman nasıl ve niçin yaygınlık kazanmıştır bilinmez ama herkes kendi zevkine uygun düşen ve zaafiyeti olan yeme içme ürünleri için kullanır bunu. Amaan ‘’ Atın ölümü arpadan olsun ’’ diyerek zararlı yeme içme alışkanlıklarını sevimli hale getirmek isteyenlerin cümlesidir bu. Bir yandan yine alıştığımız bir hakikat olduğu için ifade ediyorum ‘’ Erkek güç’tür ’’ mesela. Gücü temsil eder çünkü dünya buna alışmıştır. Evlerde her kavanozun kapağı mutlaka bir erkek tarafından açılmalıdır. Ama bu (erkekleri kast ederek ) güç eğer her istediğini her istediği kişiye yapma / yaptırma şeklide olacak olursa zalimlik olur. Fakat her dediğini yapma /yaptırma becerisi veya gücü kadında olunca normal olur. Kadını erkeği ile herkesin ortak yaklaşımı budur ve sorulunca verilecek cevap ‘’ normal, tabii, hak ve adilane’’ olarak değerlendir.

          İktidar; Bireysel ve toplumsal olmak üzere iki form da ele alınabilir. Bireysel olan ise bedensel ve sosyo ekonomik olarak değerlendirilebilir doğal olarak her ortamda kullanıldığı gibi . Erkeğin bedensel iktidarını da sosyo politik iktidar ve gücünü de tüketen ya da eriten hayat paylaştığı kadın olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir ifade ile erkeğin varlığı ile özdeş olan bir durumdan mahrumiyet olan iktidarsızlık erkeğin ölümüdür ve bu karısının eliyle gerçekleşir.

          Erkeğin ilk ölümü genel, sosyal iktidar kaybı ile olur. Bu kaybın ortaya çıkışı kadınların erkekleri sahiplenme ve bazen ileri boyutlara ulaşılarak sokağa salmama duygusu ile başlar neredeyse bir ev kuşuna çevirdiği adamı zamanla kendi irade-i şahanesine zebun etmesiyle noktalanır. Bundan sonra artık o erkeğe erkek demek için binlerce şahit bulsanız da bir anlam ifade etmeyecektir. Bu ilk ölüm olarak deftere kayıt edilir.

          Mesela zamanımızda bir evde yaz tatilinde nereye gidileceğine ya da gezi işlerinde, ev dizaynında ve hatta yapılacak çocuk sayısına kim karar veriyor. Hepsine istisnasız artık kadınlar karar veriyor. Tüketilen erkek artık diğer erkeklerin bile baskısına maruz kalacak hale gelmiş durumdadır. Nasıl olur da bir kadına… diye cümleleri duyarsınız; hakikati olan hatta olmayan şeyler için bile.

          Gençliğimizde bazı büyükler sohbet arasında erkeğin sakal bırakmak için mutlaka karısından izin alması gerektiğini söylerlerdi de hayret içerisinde olur mu öyle şey derdik. Zamanla bir de ne görelim sakal işin en hafifi imiş. Neredeyse her konuda ilk ve son söz kadınların olmuş ta herkes te bu durumu kabullenmiş te haberimiz olmamış.

          Eskiden çocuklar babalarına çok özel güçleri olan ve son derece saygın, değerli bir varlık mahiyetinde ’’Halik’’ gibi bakardı (haşa) ki sebeb-i hayat ve idame-i hayat gibi gerekçeleri vardı çocukların. Bu bahsettiğimiz sebe-i hayat filan yine geçerli ve hala söz konusu ama şimdi ki çocuklar babalarına tuhaf, acınası ve kendi haline bırakılması gereken ‘’ Mahluk ‘’ gibi bakar hale gelmişler.

           Sebebi erkeği tüketen toplum yapısı ve erkeğine normal psikologların tavsiyesi çerçevesinde bile gereken değeri vermekten imtina eden eşler, annelerdir. Her televizyon dizisinde kadın figürü karşısında kah kadının güzelliği karşısında kah başkaca sebepler çerçevesinde zaman zaman komedi olsun diye beceriksiz ve kadın olmasa hiç bir şey yapamayacak bir zavallı gibi ele alınan erkek varlığının bu hale gelmesi son derece normaldir.

          Sağda solda aile danışmanları, psikologlar '' Baba'' figürünün zarar görmesi dolayısıyla Feminen erkek çocukların sayasında artış olduğu yönünde uyarılar yapmasına rağmen saltanatını terk etmek istemeyen kadın; doğal, insani zaafiyet davranış sergileyerek bu tavsiyeleri az dozlar halinde almayı tercih etmektedir. Ancak aynı çerçevede kadınlarla ilgili bir tavsiye olduğunda onu elde etmek için gerekirse üç günde bir Bak boşanırım ha ! diye tehdit savurmaktan geri durmaz hale gelebiliyor.

          Evlerde yaşanan sıkıntıların başında geleni saygınlığını yitiren erkeklerin bastırılmış öfkeleri ile kadınların şımartılmış hırçınlıkları dolayısıyla tükenmek bilmez tartışmalardır. Çocuklarının önünde defalarca bu sahnelerin yaşanması dolayısıyla itibar ve iktidar kaybı yaşayan erkeğin uzun süreli yıpranmaları sonucunda ortaya çocukları üzerinde bile yeterince tesir ve saygınlık kazanamamış erkeğin toplumsal alanda hırçınlıklar yapması ya da bunun tam zıddına tamamen içine kaçması işten bile değildir. Erkeklerin bir türlü kabul edemedikleri ve kendi aralarında bir aşağılama ve yafta olarak kullandıkları kılıbık kavramı bile günümüz erkeğine bir numara bol gelir vaziyettedir.

          Erkeklerin ikinci ve gerçek ölümü ise bedensel olan iktidar kaybıdır ki bu da yine modern tarzda partnerin katkısı ile olmaktadır son tahlilde. Çünkü bir çok dizide ve sinema filminde bile sıradan espri haline gelen ev hanımlarında sürekli başı ağrıyan ve ev işlerinin ya da çalışıyorsa iş yorgunluğunun bahanesi ile erkeğini zamansal kısırlığa mahkum eden süreç erkeğin kendisi olma imkan ve ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Mesela geçmiş zamnalarda savaşa gitmiş elleri ile, kılıç ile yüz yüze çarpıştığı düşmanı ya da silahla uzakta ki bir düşmanı öldüren bir erkek korkunç bir kişilik sahibi oluyordu. Bu da erkeği normal fıtratını dışına çıkaran vahşi bir durum olarak uzun yıllar kadının aşağılanmasına, zulme uğramasına sebep olmuştur. Gücün hem bireysel hem toplumsal desteği vardı ve günümüz kadınının gücünün pozisyonu dolayısıyla benzerlik arz eder karşıt cinsler arasında ki ilişki adaletsizliği hususuna.

          Erkeğin elinden ne bedensel ne sosyo politik ne de ekonomik iktidarının alınmaması gerektiğinin altını çizelim. Özellikle modern zamanlarda karısına / partnerine karşı zalimleşen erkeklerin büyük çoğunluğunun bu psikolojik sıkışmışlık / daraltılmışlık sendromu içerisinde olduğunu gözlemleyebiliriz. Bu elbette ve asla ahlaksızca ve zalimce yapılan bir takım hareketleri meşrulaştırma çabası olarak ele alınmamalıdır. Biz tamamen, samimiyetle aile ve toplum yapısına yönelmiş olan ve kendi ellerimizle her geçen gün büyüttüğümüz bu sorun sarmalını tekrar başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmek suretiyle yeni bir toplumsal ahlakı oluşturma azmini bilemek adına kalem oynatıyoruz.

          Şimdi çocuklarına babadan daha çok sahiplenmeci yaklaşıp zaman zaman erkeği bir yabancı gibi kenarda tutan davranışların sergilendiği bir toplumsal ortamda ne kadın ne de erkek saygındır artık. Hatta çocuk daha olgun kabul edilebilir. Çocuklarının eğitim ya da kıyafet tercihlerinde bile babaların yok sayıldığı ve anne ile çocuğun karar verip erkeğin o eşyanın ödeme imkanını temin için çabalaması dışında bir fonksiyon icra etmediği bir çok olay yaşanıyor günümüzde. Biraz alışveriş ortamlarını gözlemleten herkes fark edebilir bu ve benzeri sahneleri.

          Tüm bunlar bize şunu gösteriyor;

          Erkeği sadece ve sadece kadın öldürür. Bunu yaparken en büyük silahı erkeğin her tür iktidarına yönelik yaptığı hamlelerdir. Kadını ise ancak ve ancak zaman öldürür. Kadın sadece zamana karşı çaresizdir. Güzelliği açısından da durum bu çerçevededir ya. İşte en azından bunu kadınlar bile kabul eder diyecektim ki aklıma geldi onlar zamanla yaşlanmadan ölebilen ender varlıklardır.

         Not: Dişisinden güçlü olduğunu dişiye ispat etmeye çalışan tek canlı insan erkeği; Erkeğinden daha her şey olan dişi insan dişisidir...

          Gaflet olunmaya. 

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          05.09.2018 23.55