ajanskamu @ gmail.com

Ülke işgal altındaydı…

Anadolu insanı milli mücadele için seferber olmuştu. Uzun yıllar dünyaya hükmetmiş neslin torunları, adalet ve istimaletle (hoşgörü) yönettiği topraklardan koparılmaya çalışılıyordu.

Bir yandan cephede düşmanla savaş diğer yandan da milli mücadele karşıtlarını bertaraf etmek için yoğun çaba sarf ediliyordu. I. İnönü savaşıyla Yunan ilerleyişi durdurulmuştu. Düzenli ordunun bu başarısının ardından İtilaf devletleri Sevr’i türlü oyunlarla kabul ettirmenin peşine düşmüşlerdi. Bunun içinde Londra Konferansını düzenlediler. Sözde barış antlaşması yapacaklardı. Ancak asıl amaç, Sevr’in maddelerini değiştirerek direnişi bitirmekti.

Lakin Türk tarafı antlaşmayı kabul etmek şöyle dursun, yeni kurulan ordunun moralinin yükseltilmesi için bir Milli Marş arayışına girmişti. Bu marş, Öyle bir marş olmalıydı ki her mısrasında vatan aşkını hissetmeliydi Türk milleti. Sınırları daraltılmış bir coğrafyaya hapsedilmenin hesaplarını bozacak ve adeta bütün dünyaya bir baş kaldırışın fikri yapısını anlatmalıydı.

Bu düşüncelerle 25 Ekim 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde, 500 bin lira (O dönem için yüklü bir meblağ) ödüllü yarışma ilan edilir. Yarışmaya çok kişinin katılması için gazetelere, dergilere ve mülki amirliklere bir telgraf çekilir.

 

Ancak, Milli Eğitim Bakanlığı’na, yarışmaya katılmak için verilen 23 Aralık 1920 tarihine kadar gönderilen, hatta bu tarihten sonra dâhi gönderilen şiirler dikkate alındığı halde, İstiklal Marşı olabilecek bir eser seçilemez. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, ünlü yazar ve Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif’in yarışmaya iştirak etmediğini işitir. Akif’in yarışma sonucunda ödül olması hasebiyle katılmadığını öğrenir. Bakan, Mehmet Akif’e yazdığı bir mektupta yarışmaya katılmasını istediğini bildirir.

 

Mektup şu şekildedir:

 

“Pek aziz muhterem efendim, İstiklal Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadenelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.

5 Şubat 1337(1921)

Umur-u Maarif Vekili Hamdullah Suphi”

 

Mektubu, Mehmet Akif’e ulaştıran Hasan Basri Bey’ de, Akif’i ikna için uğraşmıştır. Hasan Basri Bey, yarışma koşullarının şairin istediği gibi düzenleneceğini, ikramiyeyi ise bir hayır kurumuna vereceklerini söyleyince Mehmet Akif, İstiklal Marşı’nı yazmaya ikna olur. Ankara’ya geldikten sonra Tacettin Dergâh’ına yerleşen Akif, şiirlerini, yazılarını bu güzel yerde kaleme almıştır.

 

Akif’in yazdığı şiir TBMM’de okunarak oy birliğiyle kabul edilir. Milli ve dini duyguları en hassas bir şekilde dile getiren İstiklal Marşı, bugün de hala aynı tesiri üzerimizde göstermektedir. İstiklal Marşının dizeleri, her zaman içimizde muhteşem bir heyecan ve duygu uyandırır.

O günleri görmesek de hangi duygular ve ne şartlarda yazıldığını biliriz. Allah, o günleri bir daha yaşatmasın. Mehmet Akif’in de dediği gibi Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.

 

Milli şairimize hürmet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

 

İstiklal Marşımızın kabulünün 98. Yılı kutlu olsun hepimize.

 

Saygılarımla