ajanskamu @ gmail.com

Kandiller kutlanıyor, seni anıyor insanlar, kandil mesajları yağıyor dört bir taraftan Ey Rasul! Doğum gününmüş bugün. İnsanlık cehalet ikliminde yaşıyorken doğmuştun o kurak çöllere. Yönünü kaybeden insanlığın, canhıraş şekilde arayışa girdiği, seraba koştuğu zamanlarda. Merhametli göklerin duyarsız kalmadığı, lütufta bulunduğu o gün. Diri diri toprağa gömülen kız çocukların feryatların göğe yükseldiği yerde, insanlığın vicdanı olmuştun. Sesini yükseltmiş, bi eyyi zenbin kutilet diye çınlamıştı şehir. Hangi suçundan dolayı katlediliyordu masum canlar? Bu mesaj şehrin ileri gelenlerini/mütreflerini çileden çıkarmıştı hemen.

İlk dersin, iffeetsiz bir toplumda, değer görmeyen kadınların yani annelerin ayakları altına cenneti sermek oldu. Köleler terk etti esareti, kırdı ayaklarındaki zinciri. Çöle ve karanlığa inen nur olmuştun. Sonra susayan gönüller sardı etrafını. Yaşlı, genç, çocuk koştular nura doğru. Göremeyenler bile sesini aradı uzaklardan. Kalpleri yumuşadı insanlığın. Inkârı bırakıp secdeye vardı alınlar. Pişmanlık duydu, utandı, gözyaşları sel gibi aktı kuruyan o topraklara.

Ehad deyince Bilal, kısıldı sesi, hem dağlanır bedeni. Cansız ilahlara, helvadan tanrılara hayır deyince, şehadet şehadet yükselir Sümeyye. Sen sabredin ey Yasir ailesi, cennet sizi bekliyor diye teselli ediyordun. Ya Ümmü Mektum'u nasılda duymuştu gökler? Ebubekir malını, Hamza ise canını feda etmişti o kutlu davana. Bu nasıl bir aşktı, nasılda bağlanmıştı o yüce ruhlar sana. Ya şimdi bir görsen, ne hallerdeyiz. Ne halde kardeşlerim dediğin. Bıraktığın bu dava öksüz, bu dava garip şimdi…

Bedevi olanlar ne büyük medeniyet kurdular o kurak çöllerde. Nasıl bir devrim gerçekleştirdin, taş gibi yüreklerde. Garipler, tevhide susamışlar, kana kana içtiler Ey Nebi! O rahmet pınarından. Göklerin terbiyesi altında yetişen sendin. En güzel örnekler yaşantında saklıydı. Yüreğinden akan hakikat, nehir gibi suladı tüm çölleri.

Nasıl bir müfredat takip ediyordun Ey Rasul. O kerpiç duvarlar ve direkli tavanda, sahi eşkıyalar nasılda evliya oluyordu. Bütün öğrencilerin, büyük değer gördü dersinde. Her dokunuşunda, tebessümünde, hayat buldular o nadide sevginden. Ne soylu-köle, ne zenci-beyaz ayırımı yapmadın mütevazi medresende. Kimse soyuyla övünmeyecekti. İnsanın başlangıcı su ve çamurdandı deği miydi? Sana hayran, sana meftun gönüller. 'Anam babam sana feda olsun' nasıl bir tarif, nasıl bir sevgiydi öyle...

Ya Rasullullah biz seni lisanımızla çok seviyoruz. Sana dua ediyor, hatırlatıyoruz çoğu zaman. Sen her dua ettiğinde; Allah’ım senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum derdin. Çok mağfiret eder, ince düşünür, çok tefekkür ederdin. Bizler ise en şatafatlı mekanlarda, Bilal’i, Ammar’ı sene-i hüznü anıyoruz şimdi. Senden sonra dinini, davanı ne hale getirdik. Ah bir bilsen, bir görsen halimizi hakikat ağlar, sen ağlarsın. Emanet ettiğin değerleri tanıyamaz hale getirdik, ellerimizle. Hem vefayı hem davayı kaybettik bu golbal dünyada, bu bilim çağında. Şimdi boyunlar vuruluyor, hakikat(!) uğruna. Görsen nasıl dolaşıyormuş cehalet, o kutsal topraklarda.

Ya Rasulullah çocuklarımıza senin ismini Muhammed koyduk. Sana benzesin, izini sürsün hani çokça hamdetsin, şükretsinler diye. Lakin hamdetmeyi çok erken yaşta unuttu çocuklarımız. Şükretmeyi, aza kanaat etmeyi öğrenemedi evlatlarımız. Hep daha fazlasını istediler bizden. 

Ya Rasulullah nasıl anlatalım, hal-i pürmelalimizi bilemiyorum. Hüseyn’in kıyamını, o kutlu davasını stratejik açıdan yanlış buldu evlatlarımız. Velhasıl mücadelenin sonunda, ali makamlara, zengin mesleklere adadı ömürlerini. Sonra malı ve makamı elde edince de uzaklaştılar mescidinden. Oysa mücadelene hayran kalmış hem Mücahit hem de Cihat koymuştuk isimlerini. Lakin hep ticarette mahir oldular Ey Nebi! İhale peşinde koşmayı marifet bildiler çoğu zaman. Sefere çıkmadan, zafer rüyaları gördüler hanelerinde.

 Biz iyi bir baba olamadık ya Rasulullah. Edebi, izzeti ve iffeti kuşanmasını öğretemedik yavrularımıza. İyi üniversitelerde okutup, en sefih olanla evlendirdik kızlarımızı. Oysa Fatma’ya, Zeynep’e benzesin istemiştik. Lakin hırsın ve tekasürün kölesi haline getirdik çocuklarımızı.

 Sen evliliği sırasında kızının elinden tutarak kendisine dua etmiş: "Allah seni bütün günahlardan korusun yavrum ya Fatımatüzzehra." Sonra Fatıma'nın yüzünü açıp elini damadın Ali’nin eline tutuşturup şöyle buyurmuştun: Peygamber'in kızını Allah senin için mübarek kılsın ya Ali! Fatıma çok iyi bir eştir." Sonra Fatıma'ya hitap ederek: " Ali de çok iyi bir kocadır" diye buyurdun. Biz ise çocuklarımıza dua etmeyi unutmuş, dünyalığı için çaba gösteriyorduk.

Ya Fatmanın çocukları nasıl da büyüdüler öyle?  Hani dünyalığı bırakıp İmam kardeşi Hüseyin’in aşk ve şahadet yolculuğundaki arkadaşı Zeynep. Ali’nin kızı, hani Kerbela’nın hatibi, ehl-i beytin sığınağı. Bir senin yetiştirdiğin çocuklara bakıyoruz bir de evlatlarımıza. Ne yazık ki evlatlarımız isimlerine layık olamadı, mirasına sahip çıkmadılar Ey Rasul. 

Kızlarımız Fatma’nın mehrini alay konusu etti, çeyizini çok sade ve gülünç buldu. O yüzden Fatımatüzzehra derken içimiz kan ağlıyor, ya Rasulullah. Zeynep derken söylemekten senden haya ediyoruz. Evlatlarımız lüks kafelerde, en pahalı giysileri, en şeffaf ve ipek makyajlarıyla davan(!) için mücadele ediyorlar şimdi.

 Y Reasullullah, seni her andığımızda, adının geçtiği her yerde ya da hatırımıza geldiğinde elimizi göğsümüze götürür, salavat getirmeyi unutmadık. Bir de sakal bırakmayı, gümüş yüzük takmayı da ihmal etmedik. Fakat ne ticaretimiz, ne mücadelemiz, ne de zikrimiz hiç benzemedi sana.

Sen yine de kardeş bil bizleri. Şikâyet etme Rabbine. Bizler için bağışlanma dile, affet bizi ey Rasul, kadirbilmezliğimizi hoşgör, sefaletimize ve sefahetimize acı ne olur.