ajanskamu @ gmail.com

Üniversite yıllarında biraz da  merakla yüz yaşını aşmış bir pîrifâniyi ziyaret etmiştik.

Hayatının nasıl geçtiğini, yaşadıklarını sorduk.

Çok şey anlatmasını bekliyorduk..

Bitirmesi fazla sürmedi.

Üç yıl orada, beş yıl burada, yirmi yıl şurada...

Her şey sanki daha dün gibi diyordu.

Su gibi geçmişti hayat...

Hiçbir şey anlamamıştı.!

Allahu Teâlâ asla unutmamamız gereken hakikati hatırlatıyor:

"Cinleri ve insanları (ancak) bana ibâdet etmeleri için yarattım."

İbadet: Allah’ın (cc) rızasını kazanmak ve O’na ta’zim etmek niyetiyle her emrini, emrettiği gibi yerine getirmektir.

Hayatın her anı ve kademesinde alemlerin rabbine itaat.

Razı olacağı bir hayat...

Bir amelin Allah katında makbul olabilmesinin yani amel-i salih olabilmesinin üç şartı vardır:

İman, niyet ve itaat.

Rahman ve Rahîm olan Allah'ı adıyla...

İman ilk şart.

Yani yapıp ettiklerinizi kim için ve kimin adına yaptığımızın adını koymak.

İman, ihlâs ve ihsan kalbin ameli...

Bütün ibâdet ve salih amellerin değişmeyen şartları.

"De ki: 'Sînelerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da, Allah onu bilir. Göklerde olanı da yerde bulunanı da bilir.' Ve Allah, herşeye hakkıyla gücü yetendir." (Âl-i İmran:3)

Ve Efendimiz(sav) uyarıyor:

"Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır."

"...Üç şey vardır ki, mü’minin kalbi bunlarda ihanet edemez. Bunları edâ edince hak’dan ayrılmaz. Bunlar; amelde Allâh’ın rızasını esas almak (ihlâs), müslümanlara nasihat etmek ve cemaat halinde bulunmanın vecibe olduğuna inanmaktır."

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz (sav); ihlâsla ilgili olarak, asla unutmamamız gereken şu hakikati tebliğ ediyor:

“Kıyâmet gününde insanların üzerine ilk hüküm verilecek olan şehid edilen kimsedir. Bu kimse getirelecek ve ona Allahu Teâlâ (cc)’nın nimetleri tarif edilecek, o da onu tanıyacaktır. Kendisine “Bu nimetler için ne yaptın?” diye sorulacak!.. O Kimse: “Senin uğrunda (yolunda) savaştım, nihayet şehid edildim” diyecektir. Allahu Teâlâ (cc) “Yalan söyledin!.. Sen ‘cesur ve kahraman’ denilsin diye savaştın, gerçekten denildi de” buyuracak. Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzüstü sürüklenerek nihayet cehenneme atılacaktır.

Daha sonra ilim öğrenip, öğreten ve Kur’an-ı Kerim’i okuyan kimse (alim) getirilir. Allahu Teâlâ (cc) kendisine nimetlerini tarif edecek, o da onları tanıyacaktır. Sonra: “Bunları elde etmek için ne yaptın?” diye sorulacaktır. O kimse: “İlmi öğrendim ve öğrettim. Senin rızan için Kur’an-ı Kerim’i okudum” diyecek... Allahu Teâlâ (cc) “Yalan söyledin!.. Lakin sen ‘Alim’ denilsin diye öğrendin. Kur’an-ı Kerim’i de ‘O kârîdir’ (güzel okuyucudur) denilsin diye okudun. Gerçekten denildi de!..” buyurucaktır. Sonra onun hakkında emir verecek ve yüzüstü sürüklenecek, nihayet cehenneme atılacaktır.

Bir de Allahu Teâlâ’nın (cc) yakasını genişlettiği ve kendisine malın her çeşidinden verdiği kimsedir. Bu kimse de getirilecek, ona nimetler tarif edilecek, o da onları tanıyacaktır. Sonra “Bunları nasıl elde ettin ve hangi gaye için kullandın? “suali sorulacaktır. O adam, “Uğrunda mal sarfedilmesini istediğin hiçbir yol bırakmadım. Mutlaka senin rızan için sarfettim” diyecek. Allahu Teâlâ (cc), “Yalan söyledin!.. Bu malları sen cömert desinler diye sarfettin. Gerçekten denildi de!” buyuracak. Sonra onun hakkında emir verilecek ve yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılacaktır.”

Allahu Teâlâ'nın değil de insanların rızasını esas alanların ve görünürde hiç bir kusurları olamayan bu tiplerin akıbeti "yüzüstü sürüklenerek cehenneme atılmak"tır.

Allahu Teâlâ'nın rızasını esas almayan hiç bir amelin kıymeti olmadığını hatırlatan ve ebedî ahiret saadetine vesile bir uyarı...

Oysa bizler, içinde yaşadığımız gösterişler çağının gereklerini yerine getirmekte tereddüt etmiyor gibiyiz.

Alışkanlıklarımız, küçük bir köye dönen ortalama dünya vatandaşlarının alışkanlıklarından pek de farklı değil.

Cebimizde kaldığı sürece çokluğu hepimize fayda sağlayacak olan para kalbimizin baş köşesinde yer kaplıyor.

Paranın, makamın ve  ilmin asıl gayesini muhtemelen unuttuk.

Görünen o ki aslı kaybettik...

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yaşıyoruz.

Abdullah İbn-i Mesûd (ra) rivayet ediyor:

“Rasûlallah (sav) bir hasır üzerinde uyumuşlardı. Uykudan kalktı, fakat hasır vücûdunda iz bırakmıştı. Bunun üzerine “Ya Rasûlallah!. Size bir yatak tedarik etsek olmaz mı?” dediler.

Rasûlallah (sav): “Benim dünya ile ne işim var. Ben dünyada bir ağaç altında gölgelenip de bırakıp giden bir yolcu gibiyim.” buyurdular.