ajanskamu @ gmail.com

Bu yazıma his dünyamda buruk bir tat bırakan bir olayı anlatarak başlamak istiyorum.

Üniversitede öğrenciler arasında bir münazara yapılmaktadır. Kosovalı kız öğrenci Arnavutların neden Osmanlı’ya karşı isyan ettiklerini söylerken şu mealde sözler sarf eder:

“Osmanlı yüzyıllar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapmıştır. Ancak Osmanlı Devleti 17. Ve 18. Yüzyıllarda giderek artan bir şekilde dünyadaki gelişmelere ayak uyduramadığı için bayraktarlık vazifesini bihakkın yapamaz duruma gelmiştir. Belki de Arnavutları isyan etmeye yönelten sebeplerden biri de Osmanlı’nın içine düştüğü bu durumdur. Arnavutlar bu durumdan vazife çıkararak ‘bayraktarlık’ vazifesini ele alarak bu hizmete talip olmak istemiş olamazlar mı? Meseleye iyi niyetle bakarsak bence böyle bir netice çıkarmak zor olmayacaktır.”

Münazaranın karşı tarafında bulunan Afganistanlı Özbek öğrenci bu teze cevap sadedinde şöyle der:

“Biz Özbekler daima Payitahta bağlı kaldık. HalifeiMüslimin’in tüm emirlerine ittiba etmeyi vazife bildik. Dolayısıyla Müslümanların padişahını zor duruma düşürecek, hele hele ona itaatsizlik edip isyan edecek bir durumu kesinlikle benimsemedik. Tercihimiz birlik ve beraberlikten yanaydı.”

Tartışma katılımcılara önemli bilgiler yükleyici tezler-anti tezler formatında devam etti. 

Tahmin ettiğiniz gibi bu tartışmanın cereyan ettiği üniversite Türkiye’de Müslümanların ODTÜ’sü tabir edilen Şehir Üniversitesi idi. Akıbetini biliyorsunuz. Tartışmalı bir süreçten sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlandı.

Şehir Üniversitesi hakkında hükümetin tasarrufunu tasvip edersiniz ya da etmezsiniz. Orası farklı bir konu ve tartışmaya açık. Ancak bu süreçte fazla dikkate alınmayan bir hususu gündeme taşımak istiyorum.

Şehir Üniversitesi Batı âlemi tarafından saygın bir okul olarak görülmenin yanında İslam dünyasından gelen Müslüman öğrencilerin de özellikle tercih ettikleri bir yükseköğretimkurumuydu.  Çeşitli sebeplerle ülkelerinin içine düştüğü ortamlarda eğim-öğretim imkânı bulamayan ya da daha kaliteli bir eğitim almak isteyen gençler ülkemizde çok farklı seçenekler olmasına rağmen Şehir Üniversitesi’ni tercih ediyorlardı. Şüphesiz bu seçimlerinde iyi denilebilecek düzeyde maddi olanaklara sahip olmalarının rolü vardı fakatüniversite ortamının gençlere sunduğu imkanlar onların seçimlerinde daha etkindi. Başta Somali olmak üzere Afrika ülkelerinden gelen üst gelir grubu ailelerin çocukları, Ortadoğu ve Orta Asya Türkleri ve sair Müslüman topluluklarının öğrencileri bu okulda kendi ülkelerinin yarınları için eğitim alıyorlardı. Çok önemli bir kısmı da burs imkânlarından faydalanıyordu.

Bir yurtdışı seyahatimde mezkûr üniversitede okuyan bir öğrenci ile uzun süre sohbet etme fırsatım oldu. O günlerde Şehir Üniversitesi’nin akıbeti henüz belli olmamıştı. Genç arkadaşım çok kaygılı idi. Merakla neyi kaybedeceğini, endişesinin kaynağının ne olduğunu sordum. Bursunun zayi olmasından tedirgin olmadığını söyleyince şaşırdım. Sözlerine şöyle devam ederek şaşkınlığımı kedere dönüştürdü: 

“Bizim üniversitemiz İslam Birliği gibiydi. Burada okumak benim kişiliğimi zenginleştirdi. Herşeyden önce Türkiye’nin böyle bir okula sahip olması benim ülkemde benim okulumdan söz açılınca herkes bundan gıpta ile söz ediyor. Bu benin gururlandırıyor. Şuna eminim. Ülkeme döndüğümde iyi bir işim ve gelirim olacak. Burada belki de hayatımda gitmek hiç nasip olmayacak birçok ülkenin insanıyla tanıştım. Onların kültürünü öğrendim. Yarın özel ya da resmi bir işim olursa bunun bana çok faydası olacak. Şimdi ben okulumu kaybedersem geleceğimi bile kaybedebilirim ama asıl kaybeden Türkiye olacak. Siz bundan kaygı duymuyor musunuz?”

Evet, ben kaygılarımı dile getirmek istedim.

Adil Gülmez

@umradil