yazar2 @ yazar.com

İnsanları hayata ve geleceğe hazırlama gibi çok zor bir görev yüklenen eğitim kurumları, ortaya çıkardığı ürünlerin hayatın gerçeklerinden çok uzak olması, okul üzerine yönelen kuşkuları arttırmış durumda.

Hiç kuşkusuz okul yapay bir kurumdur. En büyük özelliği, bütün fabrikalar gibi birbirine benzer veya çok yakın ürünler ortaya çıkarabilmesidir. Burada sadece okullarda verilen eğitimin niteliğinden kaynaklı sorunlardan bahsetmiyorum. Öğrenciyi hayata hazırlama ve toplumun bir parçası haline getirmedeki fonksiyon ve kendisine atfedilen değer yitimini kastediyorum.

Her ne kadar okul benzer ürünler ortaya çıkarmaya kodlansa da insanın kompleks bir varlık olması, değişik ortamların birikimlerini üzerinde toplaması, okulun öğrenciler arasındaki bilgi, düşünüş ve davranış farklılıklarından kaynaklı dünya görüşlerini belli bir noktaya kadar derinleştirdiği söylenebilir.

Okul üzerine yapılan ve eskiden beri gelen eleştiriler, okulların çocukluk süresini uzattığı, çocuklara işçi ve tüketici olmayı öğrettiği, lider ve maceracı yanlarını körelttiği, eleştirel ve bağımsız düşünmeyi engellediği, bireyleri itaat etmeye uygun hale getirdiği, aptallaştırıcı ezberlere dayalı olduğu yönündeydi. Her ne kadar söylemde bunun tersi olduğu iddia edilse de bir kısım eleştirmenlerce okullar “vasat zihinler yetiştirmek, çocuğun iç dünyasını tarumar etmek, liderlik vasıflarını engellemek, yumuşak başlı yetersiz vatandaşlar yetiştirmek” gibi bir görevi üstlendiği belirtilmektedir. Okulun “zararsız bir seçmen kitlesi, köle ruhlu işgücü ordusu, zihinleri iğdiş edilmiş tüketici sürüsü” yaratma amacı güttüğünü ileri sürenlerin haklılık payı, bizi okul kurumu ve onun arkasındaki felsefeyi yeniden irdelemeye mecbur bırakmaktadır. Lakin okulların geleceğinin ne olacağı üzerine yukarıda belirtilen hususların çok da bir etkisi olmadığını itiraf etmek zorundayız.

Okulların geleceği için asıl tehlike, okul kurumunun artık geçmişteki gibi rakipsiz olmamasıdır. Teknolojinin inanılmaz bir hızda gelişmesinden kaynaklı, “açık bilgi kaynaklarına ulaşmanın” neredeyse herkes için mümkün olması, böylece isteyenin, istediği konuda ve istediği derinlikte öğrenmeler gerçekleştirebilmesi, örgün eğitime dayalı okul kurumu ve ideolojisi üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Okullardaki eğitimin ödül-ceza üzerinden yürümesi, test çözmeye dayalı olması, öğrencileri istemedikleri kulvarlarda yarışa sokması, başarısızlıkların kaynağı olarak öğrenciyi görmesinden dolayı kendi olmaktan çıkarılmış -özellikle ülkemiz için- hayat hedefi olarak memur olmayı hedef haline getirmiş bir nesil ortaya çıkarmıştır. Böyle bir eğitimle dünyayı anlamaya çalışan, kendini geliştirmek ve hedeflerine ulaşmak için çaba harcayan bir nesil yetiştirmezsiniz. Bu noktada okulların ya yeniden dizayn edilmesi veya -her ne kadar şimdiki durumda bazı fonksiyonları nedeni ile şimdilik imkânsız görünse de- kısmen ortadan kalkması gibi bir durum söz konusudur.

Klasik okulların varlığının kendi varlıkları ile yakından ilgili olan öğretmenler, kitap yayımcıları, emlakçılar, ders materyali üreticileri, servis şoförleri, kantinciler, sendikacılar ve siyasiler okul kurumunun değişim sürecinin önündeki engeller olarak görülmektedir. Kitlenin büyüklüğü okulların dönüşümünün sancılı olacağının açık göstergesi gibi. Yine de değişimin ayak sesleri bangır bangır duyulmaktadır. Diplomaların arkasına gizlenen gerçekler, birçok ülkede sayıları on binleri bulan iş kurslarının başarısı ile gün yüzüne çıkmaktadır. Diploma artık eskisi kadar değerli değildir. Özellikle özel sektör için neredeyse önemini yitirmiştir.

Milyonları bulan öğretmen ordusunun, yakın gelecekte oluşacak yeni durumlara hazırlanması, öğrenci gereksinimlerine göre kendilerini yeniden dizayn etmeleri kaçınılmaz bir gerçek olarak durmaktadır. Dönüşüm sürecinin önemli bir sorunu da okul kurumuna yüklenmiş gizli ve açık birtakım görevlerin yeni durumda nasıl telafi edileceğidir.

Okullar seçme esasına dayalı, öğrencilerin hangi dersi ne kadar alacaklarını kendi belirledikleri ve kendilerini istedikleri alanda geliştirebilecekleri bir duruma gelmesi akla en yakın seçenek gibi durmaktadır.

Her şeyin bir sonu olduğu bir gerçek. Geçmişte okul; aile, din, kültür ve geleneği nasıl tehdit ettiyse teknoloji de bugün okulu tehdit etmektedir.