ajanskamu @ gmail.com

Modern eğitim, uzun bir süre yetenek ideolojisinin sağladığı meşrulaştırıcı argüman ile bir hat üzerinde ilerdi. Argüman basitti: Nereden geldiğinin, kim olduğunun bir önemi yok! Eğer çalışır, disiplinli olursan istediğin yere gelebilirsin!

Eğitimin en emin ve kesin sınıf atlama aracı olduğu iddiasına hayat veren argüman işte buydu. Oysaki işlerin bu kadar karmaşık olmadığı yani küresel, dijital ve akışkan olmadığı zamanlarda bile bu argümanın doğruluğu son derece tartışmalıydı.  Çünkü tedrisi süreç hiçbir zaman yetenek ideolojisinin sunduğu gibi ‘tarafsız’ bir alan olmadı.

Bundan 55 yıl önce Avrupa Sosyoloji Derneği’ne sunulmak üzere bir rapor hazırlandı. Raporun altında iki sosyoloğun imzası vardı. Raporda, Sosyolog Pierre Bourdie ve arkadaşı Jean Claude Passeron Fransa özelinde yaptıkları bir saha araştırmasının bulgularını paylaşıyorlardı. Daha sonra ‘Varisler’ adıyla da kitaplaşacak olan bu araştırmada Bourdie ve Passeron; sınıf atlama, fırsat eşitliği ve eğitimin toplumsal hareketliliği sağladığı türünden eğitime dair bir dizi iddianın gerçekle temas ettirildiğinde nasıl güçsüz, cılız ve zayıf kaldıklarını gösterdiler.

Öğrencilerin yetenekli, çalışkan ve disiplinli olmalarının yetmeyeceği bir eleme işlemi devredeydi. Tevarüs edilen kültürel sermayenin eğitimde denkleme dâhil olması ile her şey değişiyordu. Temel tezlerinden birisi halk sınıfından gelen öğrencilerin geldikleri sınıflardaki tedrisi sürecin zayıflığı sebebiyle diğer öğrencilerden daha çetin bir elenme sürecine tabi tutuluyor olmalarıydı. Öte yandan diploma alma safhası geçilse bile sınıf atlatıcı istihdamın gerisinde kalıyorlardı. ‘Eğitim toplumsal hareketliliği sağlar’, bu bir ezberdi. Eğitimin toplumsal hareketliliği sağlaması son derece sınırlıydı. Orada aşılması zor bir kültürel bariyer vardı.

Kültürel sermeye çocuğa verdiğiniz her şey… Çocuğun daha okula gelmeden ve tüm yaşamı boyunca aileden tevarüs ettiği kültürel sermaye, dil kodları vs. eşitsizliği kuran temel şeylerdi. Okullar arasındaki eşitsizliğin dillendirildiği bizim gibi ülkelerde sözü edilen bu arka planın henüz kolay anlaşılır ve hazmedilir bir konu olmadığını söyleyebiliriz. Okullar arası eşitlik sağlansa bile aşılamayacak olan eşitsizlikler var ve mevcut okul pratiği yapısı gereği bunları izale edemez. Edemediği gibi belirli bir kültürel sermayeye alan açarken o sermayeden yoksun olan diğerini eleme çarklarına gönderir ve böylece ‘fırsat eşitliği’ bir masala dönüşür.

“Bu yıl sınav birincisi Tunceli Çemişgezek’ten çıktı” türünden haberler bir haber değeri taşıyorsa hâlâ, bu haberin dolaşıma sokulduğu yerde güçlü bir fırsat eşitsizliği var demektir. Haber değeri taşıması bunun bir istisna olmasından ötürüdür çünkü.

Eğitim sistemine ilişkin bu ve başkaca tespitler “eğitimi alıp çöpe atalım” demiyorlar. Bu eleştiri ve tespitler bize eğitimin sınırlarını gösteriyorlar. Burayı anlamamız önemli. Çünkü işin bu kısmı kolay anlaşılmıyor maalesef. Eğitime yönelik eleştiriler karşısında irrasyonel bir savunma hattı ile karşılaşıyoruz. Hatta bu hattın en önünde bizzat sistemin mağdurları yer alıyor. İnsanın kendisine karşı işleyen bir mekanizmayı içselleştirmesi böyle oluyor demek ki…

Mevcut eğitim sistemi tüm dünyada, mutlak cevapların olduğu değil çoğunlukla soru işaretleri ve ünlemlerin olduğu bir alan. Soru işaretleriniz ve ünlemleriniz yoksa bu alan ile ilgili her türlü ezberin kolay ikna edilen tüketicisi haline getirilebilirsiniz.

Bourdie ve Passeron çalışmalarında Fransa’nın Lille şehrindeki öğrencilerle konuşup eğitim sisteminin kendini meşrulaştırma aracı olarak kullandığı cevapların dayanıksızlığını ortaya koyarak soru işaretlerini ve ünlemleri herkesin önüne koydular. Bu soru işaretlerinden ve ünlemlerden ürkmeye gerek yok. Aksine onları çoğaltmaya ihtiyacımız var.

Bugünlerde eğitimin daha kolay erişilebilir olduğunu ne var ki bununla birlikte işlevsizliğinin daha çok arttığını gözlemliyoruz. Diplomaya erişim kolaylaşırken diploma ile bir şey yapabilmek sıfırlanıyor. Bu durumun kendisi bile başlı başına bir kriz demektir. Diplomalı genç işsizliği kendisini hissettiren önemli bir sorun. Fakat tıpkı diğer yönlerinde olduğu gibi burada da cevaplardan çok soru ve ünlemler bize yol gösterecek.

Yeter ki ezberlerle büyülemeyelim kendimizi!