beycosan @ gmail.com

Dünya hiç bu kadar güvensiz olmadı galiba,

Hiç bu kadar kuralsız da olmadı herhalde.

Ölümler, savaşlar, katliamlar kol geziyor yeryüzünde,

Ebu Lehebler ölmedi, altın çağını yaşıyor.

Ne yazık ki, bir yerde kan akıyorsa bilin ki bu akan kan Müslümanın kanıdır,

Nerede bir acı yaşanıyorsa bu acı görün ki, Müslümanın acısıdır,

Nerede açlıktan, yoksulluktan, çaresizlikten inleyen birilerinin var olduğunu duyarsanız bu mazlumlar Müslümanlardan başkaları değildir, ne acıdır ki bu böyle…

Baksanıza, insan kılığındaki bir yaratık, Yeni Zelanda’da otomatik silahlarla girdiği camilerde üstelik canlı yayın yaparak sırf ibadetlerini yerine getirmekte olan Müslümanların üzerine ölüm kusuyor, kin ve nefret kusuyor. Hal böyle iken Türkiye dışında esaslı bir tepki veren ülke de olmuyor.

Yeni Zelanda ise başta başbakanı olmak üzere "insanlık daha ölmedi” dercesine insani bir tavır koyuyor. Her türlü takdiri insanlık namına hak ediyor, umudumuzu artırıyor.

Bunu kalın çizgilerle tespit etmek gerekiyor.

Lakin bu yetmiyor, çünkü başta İslam Dünyası olmak üzere dünyanın geri kalanı bu ızdırabı, bu acıyı yeterince yüreğinde hissetmiyor, birkaç süslü cümlelerle geçiştiriyor, yasak savıyor hadd-i zatında.

GOLAN TEPELERİ VE ARZ-I MEV’UD HAYALİ

Yeni Zelanda halkı ve yöneticisiyle içten ve samimi bir duruş sergilerken kendini dünyanın jandarması olarak gören ABD ise, tam tersi bir hoyratlık ve pervasızlıkla insanlığı karanlıklara, anlaşmazlıklara, çatışmalara belki de kaçınılmaz olarak savaşlara sürüklemekten çekinmiyor.

İsrail’in 1967’de işgal ettiği Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde "İsrail’in egemenliğini tanıyorum” diyerek kararname imzalıyor dünyanın gözünün içine bakarak kovboy kılıklı Trump.

"Oldu ve bitti” diyor yani, "ne kuralıymış, ne uluslararası sözleşmeleriymiş vız gelir bana” demeye getiriyor hani.

"Ben yaparım ve olur” diyor sanki dünya sadece kendilerinden ibaretmiş gibi tüm dünyayı hiçe sayarak.

Tıpkı Kudüs kararında olduğu gibi,

Tıpkı Irak, Afganistan işgallerinde olduğu gibi,

Tıpkı Suriye’nin kuzeyinde terör örgütlerine açık açık silah yağdırdığı, sırtlarını sıvazladığı gibi.

Pes doğrusu,

Dünya kuralları, uluslararası antlaşmaları çiğneyenleri gördü de bu kadarını görmedi.  

Yuh be,

Dünya ne Firavunlar, ne zalimler, ne ceberrutlar gördü de senin gibileri görmedi be kovboy.

Filistin’de, Gazze’de, Kudüs’te yaşam mücadelesi veren tecrit altındaki mazlumları görmeyenler, görmek istemeyenler, belki de onların varlığına bile tahammül edemeyen zalimler İsrail’in ali / adi hedeflerine ulaşmasını temin adına, adım adım Arz-ı Mev’ud hayalini gerçekleştirmesinin yolunu açma namına hoyratça, umursamazca kararlar alabiliyor dünyanın gözünün içine baka baka.

Neredesin be insanlık?,

Neredesin sen be vicdan?,

Neredesin sen ey umursamaz dünya?,

Neredesiniz siz dünyanın insaf ve merhamet beklediği anlı şanlı (!) liderler,

"Olmaz bu, olamaz bu kadarı da, kabul etmiyoruz senin bu kabadayılığını, dünya 1’den de büyüktür bunu böylece bil” diyeceklerini daha çoook bekleyeceğimiz halkı Müslüman ülkeler ve onların pısırık, suskun ve teslimiyetçi sözümona liderleri nerede?

Mesela, bu kadar Müslüman kanı akarken, İslam Dünyasında bu kadar acılar, ızdıraplar yaşanırken, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği gibi "adları var gel gör ki kendileri ortada yok” türünden teşkilatlar ne işe yarar ki?

Türkiye de olmasa Müslümanların şanını, namusunu, haysiyetini savunacak kim var Allah aşkına?

Ey Müslümanlar, bu oldu bittiler hiç mi kanınıza dokunmuyor, hiç mi içinizi acıtmıyor, hiç mi yüreğinizi burkmuyor?

"Halbuki izzet, Allahın ve Resulünün ve mü'minlerindir ve lâkin münafıklar bilmezler.” (Münafikun / 8)

İzzet ne zaman Müslümanların olacak artık?

Hak ettiklerinde, izzeti ve şerefi gerçekten hak ettilerinde,

İslam Birliği’ni lafta değil, her türlü işbirliği ve ortaklıklarda gerçekleştirdiklerinde,

Sünnetullah (Allah’ın yeryüzündeki kanunları) gereği dünya siyasetinde söz sahibi olduklarında, savunma, ekonomi, teknoloji ve tüm alanlarda güçlü bir yapıya kavuştuklarında,

İslam’ı doğru anladıklarında, Allah’ın ipinden başka tutunacak sağlam bir kulp olmadığını kavradıklarında ve tabi ki O’na sımsıkı sarıldıklarında…