ajanskamu @ gmail.com





YAZARLAR

Tüm YazılarıAli AydınHafize Ana, Beethoven ve yeni zil sesi
25.09.2019 11:59

 

“Merak edip araştıran
Dünyaları keşfedeniz
Aç kapıyı, bekle bizi
Hep beraber gelen biziz,

Kol kolayız el eleyiz
Yoldayız biz gelecek biziz
Oyun biziz, müzik biziz
Koşan biziz, duran biziz,

Yürekteki rengi bulup

Hep yeniden resmederiz.
Aç kapıyı, bekle bizi
Hep beraber gelen biziz…”

Yukarıdaki sözler Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2019-2020 eğitim yılının başında tüm ilkokullarda zil sesi olarak kullanılacak olan şarkının sözleri

Yeni zil sesi bizzat Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından 'Yeni Okul Zili ve Çocuk Şarkısı Tanıtımı' programında kamuoyu ile paylaşıldı. Çocuklar için ortak bir okul zili hayata geçirmek istediklerini belirten Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk programda şunları söylemiş:  "Bu anlamdaki çalışmamızı bugün paylaşıyoruz. Hem bir zil söz konusu, çocuklarımızın teneffüslere çıkarken işitecekleri, hem de aynı melodinin söz konusu olduğu bir şarkımız var. Şarkımızın bestesini müzisyen Nil Karaibrahimgil yaptı. Sözlerini Şermin Yaşar yazdı. Bu şarkımızın ve okul zilimizin hazırlanmasında daha önce 23 Nisan şarkımızı da hazırlayan ekip çalıştı. Bu bağlamda emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Çocuklarımızın hizmetine yeni bir faaliyeti sunmuş olmaktan da çok mutlu olduğumuzu belirtmek istiyorum. Burada öğretmenlerimiz ve yöneticilerimizle beraber bunu Nevşehir'de paylaşmaktan da ayrı bir mutluluk duyuyoruz. Hayırlı uğurlu olsun."

Zil sesi ile ilgili geçenlerde yeni bir gelişme daha yaşandı. Bakan Selçuk, sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından, makamında çalıştığı sırada çekilen videoyu paylaştı. Videoda, Bakan Selçuk’un okul ziliyle çalan telefonuna bakması yer alıyor. Bakan Selçuk, videoyu, "Çocukların okul zilini telefon zili yaptım. Her çaldığında yanımda çocuklar koşuyor, beraber teneffüse çıkıyoruz sanki. Tavsiye ederim güzel oluyor" notuyla paylaştı.

Zil çalınca teneffüse çıkmak, öğrenme psikolojisi derslerinde koşullu tepki örneği olarak verilir.  Dolayısıyla burada zil sesi koşullu uyarıcıdır. Zil sesini duyan öğrencinin teneffüse çıkması ise koşullu tepki. Bunun sürekli tekrarı tepkinin otomatik olarak gerçekleşmesini sağlıyor. Okullarımızda zil sesini teneffüs için koşullu uyarıcı olarak kullanıyoruz. Bu uyarıcı ister Hababam Sınıfı filminde olduğu gibi ister Hafize Ana’nın  ( Adile Naşit) elindeki zilin sesi olsun ister Bethoven’ın bir kaydı olsun nitelik yönünden bir fark yok. Dolayısıyla zili öğrenci için koşullu uyarıcı olarak öğretim ortamlarında kullanmaya devam edecekseniz, zil sesi olarak neyi tercih ettiğiniz pek bir önemi yok.

Zil sesi ile ilgili farklı bir uygulama şöyle olurdu mesela: Koşullu tepki yaratmanın gerçek bir öğrenme sağlayacağı kanaatinde değiliz bu nedenle öğretim kurumlarımızda zil sesi başta olmak üzere bu tipteki koşullu uyarıcıları kaldırıyoruz.

İşte! Bunu derseniz gerçekten farklı bir şey söylemiş olursunuz.

Aslında iki yüzyıllık sancılı maarif meselemizde durum tam olarak şu: Az biraz konudan haberdar olanlar bu sistem içerisinde palyatif çözümlerin çözüm olmadığını biliyorlar. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da biliyor bence. Ne var ki sanki ufak tefek dokunuşlar ile bu iş pekâlâ da olabilirmiş havası vermekten de kimse imtina etmiyor. İşte, en büyük kötülük de tam olarak burada yapılıyor memlekete!

Çözüm olmayacak olanı sanki çözümmüş gibi takdim ederseniz ertelediğiniz, tehir ettiğiniz, başınızdan def ettiğiniz, öteleyip uzaklaştırdığınız şey gerçek çözümün ta kendisi olur.

Esasında Türkiye’de eğitimde bir iyileşme sağlamak ancak memleket olarak kolektif biçimde meseleyi kavramamız ile mukayyet. İşin özü; başta eğitim olmak üzere sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik sahada tıkanıklıklarımızı aşmanın yegâne yolu kendimizin ve dünyamızın gerçekleri ile yüzleşmek olacaktır. Bize her işimizde adım attıracak olanın bu olduğu kanaatindeyim. Bunu veciz biçimde ifade etmiş isimler var. 1997 yılında Tahran’da yapılan İslâm Konferansı Örgütü toplantısında Aliya İzzetbegoviç “Çok açık konuştuğum için beni bağışlayın. Güzel yalanların yardımı olmaz, ama acı gerçekler bir ilâç olabilir.”, demişti.

Eğitim kamuoyunun ilgi gösterdiklerine, iltifat ettiklerine baktığımızda konu eğitim olduğunda söz sanatlarına büyük bir rağbetin olduğu anlaşılıyor. Ne var ki bize gerçeklikten kopmuş metaforlar ilaç olamaz. Belki kendi gerçekliğimiz ile yüzleşme cesareti bir fayda sağlayabilir.  Türkiye olarak hem Aliya’nın bakışını kavramaya hem de ‘Özgür Eğitim’ kitabının yazarı Joel Spring’in “Eğitimle, bilinçli radikal bir perspektif olmadan uğraşılırsa, bu uğraş, mevcut toplumsal düzene hizmet etmekten başka işe yaramaz.” tespitini tefekkür etmeye ihtiyacımız var. Joel Spring’in tespiti geride bıraktığımız iki yüz yılda eğitime dair her türlü kararlılık mesajlarına, inanmışlık / adanmışlık gösterilerine rağmen sistemin bir türlü istenileni veremeyişinin nedenini bize söylüyor aslında.

https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/hafize-ana-beethoven-ve-yeni-zil-sesi/haber-217794?fbclid=IwAR0PmU3OLmMah02mKLbSdBwQ5Jpm2YpJ08YUKx0pyuzWLtp0Y1wq6x6ZRY8