ajanskamu @ gmail.com

Yazıyı sonuna kadar okumadan meselenin net anlaşılamayacağını baştan belirteyim.

Afrika’da yeni ortaya çıkan ve daha önce hiç bilinmeyen ölümcül bir hastalığın tanımı ve tedavisi ilgili bilim insanları kendi aralarında tartıştıkları haberini geçiyor bugünlerde ulusal ajanslar.

Şimdi size soruyorum; bu konuyla ilgili kanaat beyan eden bilim insanları, tezlerinden dolayı yargılanabilir mi? İddiaları doğru ya da yanlış ne olursa olsun, sundukları fikir ve öneriden dolayı haklarında dava açılabilir mi? B/İlim adamları arasında tartışılması gereken hususların dava konusu yapılması kamu vicdanını yaralamaz mı? Aynı zamanda da b/ilimin gelişmesini de engellemez mi?..

Nureddin Yıldız Hoca’nın hakkında, Cumhuriyet Savcılığınca TCK’ nın 216 /1 maddesi kapsamında, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan dolayı re’sen soruşturma başlatılmış.

Nureddin Yıldız Hoca’yı, değerlendirmek ya da eleştirmek, haddim değil. Ama şu genel ilkeleri hepimiz biliriz ki; bütün insanlar gibi Hoca’nın da hataları ve eksikleri olabilir. Kimi söyledikleri doğru olmayabilir. Yanlış fikirler beyan ettiği de olabilir. Bazı görüşlerini benimsemiyor veya hoşlanmıyor da olabiliriz.

Ama Nureddin Yıldız Hoca, ümmetin yeniden dirilişinin, aile, gençler ve kadınlar üzerinden olacağını vurgulayarak genellikle bu hususlar üzerinde duran ve bu uğurda gecesini gündüzüne katan ufku geniş bir alimdir.

Hoca’nın, sohbetlerini dinlediğinizde, İslam’ın kadınlara verdiği olağanüstü değeri sürekli vurguladığını, toplumun ve geleceğimizin mimarı olarak gördüğü ve yetiştirilmesi için rehberlik ettiği genç kızlarımızdan nasıl da övgüyle söz ettiğini açık ve net olarak duyar ve anlarsınız.

Ayrıca Hoca, bugüne kadar İslam düşmanlarının ağzıyla konusarak, onların amacına hizmet edecek bir dille, vatana, millete ve ümmete hiç bir zaman ihanet içinde olmamıştır.

Hoca, kendisini hiç bir zaman kutsal bir makama oturtmamıştır. Lüks ve konfor içerisinde renkli ve şaşalı bir yaşantısı da yoktur.

Hoca, siyasete ve bürokrasiye hiç yanaşmamış, hiç kimseye yalakalık yapmamış ve kimsenin koltuk değneği de olmamıştır.

Hoca’nın yetiştirdiği onlarca talebe, bugün stk ların bir çoğunda etkin rollerdedir.

Kadınları cinsel bir obje olarak sömürü aracı yapıp vitrine koyarak, onun üzerinden para kazananların, İslam’a ve müslümanlara itibar suikasti yapma gayretinde olanların, bunun üzerinden iktidara karşı bir darbeye zemin hazırlayıp yeni bir “gezi kalkışmasına” hazırlananların, Nurettin Yıldız Hoca’nın fikirlerinden dolayı değil, O’nun cımbızlanarak alınan sözlerinden, “cinsellik, kadına şiddet, taciz, tecavüz” konu başlıkları oluşturarak bunları gündem yapıp, O’na saldırmalarının asıl maksadı, O’nun omzu üzerinden iktidara atış yaparak meşru liderimizi devirmeye kalkmalarıdır. İşte bunun için Hoca’nın yanında durmak, elbette Hakk’ın safında durmaktır.

Bununla bağlantılı olarak, bu saldırıları farkedip ön almak üzere konuşan ve ne konuştuğunu gayet iyi bilen Dünya Liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın, İslami hükümlerin günümüz koşullarında uygulanmasıyla ilgili mesajını çarpıtarak hemen saldırıya geçenlere karşı durmak da, aynen Hakk’ın tarafında durmaktır.

Küresel şer ittifakının beyin takımı tarafından Büyük Türkiye’ye ket vurmak için hazırlanan, “İslam’da kadına dayak, taciz, tecavüz” maskeli yeni bir darbe senaryosu, devlet aklımızın derhal harekete geçmesi ve Cumhurbaşkanımızın ağzından dökülen cümlelerle darmadağın edilmiştir. “Din” üzerinden oynanan oyun, Sayın Cumhurbaşkanımızca boşa çıkarılmıştır.

Bu cümlelerin görünen tarafıyla illa bir mesaj çıkaracaksak da, şöyle değerlendirmek isabet olacaktır:

Alemlerin Rabbi ve Kainatın Asıl Sahibi olan Yüce Allah Azze ve Celle Hazretleri şöyle buyuruyor:

“Bugün kâfirler, sizin dininizi yok etmekten ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi tamamladım, üzerinize nimetimi de tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim.” [Maide Suresi, 3. Ayet-i Kerime]

Buna göre; Müslümanların anayasası Kur’an-ı Kerim’in hükümleri değişmez ve asla değiştirilemez! Kur’an-ı Kerim, bize, kıyamete kadar hiçbir değişim ve düzeltmeye ihtiyaç bırakmayacak mükemmel bir inanç sistemi, her alanda en doğru, en adaletli ve en fıtri yaşam rehberi ortaya koyarak, bütün çağlara ve toplumlara uyarlanabilecek temel prensipler belirlemiştir.

Buna göre bugün İslam Hükümleriyle yapılandırılmış Medeni Hukukun, Ceza Hukukunun, Ticaret Hukukunun, Miras Hukukunun, diğer helallerin ve haramların uygulanabilmesi için, toplumun zihnen ve kalben hazır olması, iktidarın da bunları uygulama iradesi olması gerekir.

İslam’ın ilk yayılmaya başladığı ‘Mekke Devri’nde, hiç hüküm ayeti inmemiştir. Çünkü toplum hazır değildi. Toplum istese bile bunu uygulayacak İktidar gücü yoktu.

Hükümleri belirleyen ayetler, “Devlet’in ete kemiğe büründüğü, uygulama gücünün şekillendiği iktidar erkinin oluştuğu ‘Medine Devri’nde peyder pey zamana yayılarak indirilmiştir.

Son yüzyıldır toplum, İslam’ın hükümlerini, içselleştirerek, ferdi, ictimai, ailevi, ticari ve hukuki alanlarda gündelik hayatı düzenleyen bir sistem olarak pratiğe dönüştürmeye müsait hale getirilememiştir.

Mekke Devri’nde hüküm ayetleri inseydi belkide İslam, taraftar bulup yayılamayacaktı.

Sayın Cumhurbaşkanımızın dünkü konuşmasında vermek istediği mesaj da bu olsa gerek.

Dünya görüşü ve yaşantısıyla tüm kadim hassasiyetlerimize sahip olan Sayın Cumhurbaşkanımız, kanımca şu mesajı da iletmek istedi:

İslam’ın Hükümleri elbette değişmez. Ancak asırlar önce topluma anlatılan tebliğ diliyle, bu çağ insanına hitap edilemez. Modern çağın insanının idrak çerçevesini ve ruhunu iyi okumalı, çağdaş insanın beklenti ve yaşayışını iyi bilmeli, eşyaya, manaya dair tasavvur algısını iyice belleyerek vahyin yörüngesinde yeni bir tebliğ dili geliştirilmelidir. Bununla beraber, ictihad kapısı da açık bırakılmalıdır.

Üstad Cemil Meriç’in bir sözüyle bitireyim yazımı:

“Hep birden esfel-i sâfiline yuvarlanmak istemiyorsak, gözlerimizi açmalıyız!”