ajanskamu @ gmail.com

İNSAN VE KORKU

İnsan ihtirasla, hırsla, uykularını kaybedercesine peşinde koşup en sonunda ulaştığı her ne varsa en çok onu kaybetmekten korkar. Yani, demem o ki herkesin en büyük korkusu kendi nev-i şahsına münhasırdır.

Bebeklerin, delilerin ve ölülerin soyut korkuları yoktur. Soyut korku duygusunu hissedebilmek için aklın tam ve yetkin olması gerekir. Yetişkin korkuları daha çok kaybetmek üzerine kuruludur. İnsan; bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe doğru, yaşı ilerledikçe korkuları da daha çok somuttan soyuta doğru geçer.

Çocukluk döneminde korkularımız olabilir. Bu korkular da oldukça masum korkulardır. Karanlık, gök gürültüsü, polis, doktor, diş hekimi korkuları gibi somut korkuları örnek olarak sayabiliriz.

Bir ilkokul öğrencisi ödevini yapmadığında sınıf içinde öğretmeninin kendisine karşı kızgın tavırlar sergileyeceğinden korkar. Ama öğretmenin bu tavrıyla kendisini sınıf içinde arkadaşları karşısında küçük düşüreceği korkusu daha etkili bir korkudur. Eğer, ödevini yapmaması karşılığında öğretmeninin kendisini yok farz edeceğinden korkuyorsa öğretmen–öğrenci bağının çok güçlü olduğu sonucuna ulaşabiliriz. Artık psikolojik korkular başlamış demektir.   

Gençlik döneminde korkularımız daha derinliklidir. Bu korkular benliklerimizi etkisi altında tutabilir. Davranışlarımızı sınırlayabilir. Gelecek korkusu ve beğenilmeme korkusu yapıp ettiklerimizi şekillendirir.

Bu girizgâhtan sonra gelelim yetişkin korkularına:

Her mesleğin kendisine ait durumları olduğundan korkularımız da mesleklerimize göre değişebilir. Bir doktorun, bir öğretmenin, bir mimar-mühendisin mesleki kimlikleriyle ilgili korkuları birbirinden farklı gibi görünse de temelde bu korkular kardeştirler. İnsana zarar verme korkusu en temel ortak korkudur.

Ulaştığı makamı kaybetme korkusu ise her makam sahibinin en etkileyici korkusudur. İster bu makam dünyevi olsun isterse uhrevi olsun fark etmez. Her ikisinde de tepe taklak yere çakılmak insanı kahreder. 

Oturduğu koltuğa adeta zamkla yapışmış, adamlıkları koltuğun varlığına bağlı olanlar koltuktan sonra boşluğa düşmekten korkarlar. Bu makam sahipleri koltukta otururken de korkularından dolayı hiçbir katma değer üretemezler. Ama aldığı her görevi, oturduğu her koltuğu, ulaştığı her makamı insanlığa faydalı olmak ve Allah'ın rızasını kazanmak için bir vesile olarak görenler asla bu makamları kaybetmekten korkmazlar. Onlar makam sahibi olmasalar da aynı hedefe yönelik çalışmalarına devam ederler.   

Hiçbir insan, benim hiçbir korkum yok diyemez. Hiçbir korkusunun olmasını istemeyen insan tek bir korkuya sahip olmalıdır. Bu tek bir korkunun kaynağını ise sevgisinde bulmalıdır. Bütün korkularının kaynağı ona canını bahşeden ve onu yoktan var eden Rabb’inin huzuruna ahirette yüzsüz çıkmak olanlar hayatlarını da ona göre yaşarlar. Bu insanlar hiçbir beşerden korkmazlar. Yaptığı her işi Rabb’inin rızası için yaparlar.

Tek korkusu Rabb'inin rızasına ulaşamamak veya O’nun rızasını kaybetmek olanlarla ilgili  Ahmet MERCAN’a ait aynı zamanda çok sevilen bir ezgi olarak da dinlediğimiz şu şiirle yazımızı sonlandıralım:

 

Çağları Aşmışız Biz, İklimler Geçmişiz Biz
Aynı Yöne Adanıp Ölüme koşmuşuz biz

Korkuları Dürenler Ölümü Öldürenler
Rabbi’nin Huzuruna Peygamberle Gelenler

Secdelere Kapanıp Miraca Yükselmişiz
Biz Allah’a Söz verip Söz de Sebat Etmişiz

Korkuları Dürenler Ölümü Öldürenler
Rabbi’nin Huzuruna Peygamberle Gelenler

Hendekleri Kazan Biz Bedirler’i Aşan Biz
Hindukuş’ta Toprağa Ak Alınla Düşen Biz

Korkuları Dürenler Ölümü Öldürenler
Rabbi’nin Huzuruna Peygamberle Gelenler

 

Ölüm ne yandan gelsin şimdi neylesin ölüm
Şehadet ikliminde çaresiz kaldı ölüm

Korkuları Dürenler Ölümü Öldürenler
Rabbi’nin Huzuruna Peygamberle Gelenler

 

 

 

 

 

Baki selam ve saygılarımla…