dumanselehattin @ hotmail.com

 

Her ne kadar Nasrettin Hoca’ya atfedilen ve konu ile ilgisi bulunmayan bir hikayesi de anlatılır olsa da meselenin ne Kaz ile ne de Nasrettin Hoca ile ilgisi olmadığını söyleyerek başlayalım. Meşhur bir hikayedir aslında. Timur’a hediye olarak Kaz pişirip götürmekte olan Hoca yolda dayanamaz bir ayağını yer. Ve her ne kadar Kaz’ı ile meşhur şehrimiz Kars olsa da Hoca Akşehir’de yaşadığı için kazın bir ayağına ne olduğunu soran Timur’a bizim oralarda Kaz’lar tek ayaklıdır der ya uzaktan tek ayaklı görünen kazları da delil olarak sunar. Timur’un emriyle çalınan davulların sesi ile koşturan kazların ayakları ikilenince Timur bak hoca kazın ayağı öyle değil deyiverince Hoca aman Hünkarım o korkuyla insan da dört ayakla kaçar deyivermiş. Tıpkı bizim daha önce kaz dağlarının bir ayağını villa ile dolduranların mazereti gibi olunca aklıma düşüverdi.

Bu hikayeden çıkarılacak başkaca dersler olsa da bizim asıl anlatmak istediğimiz şey bu sözün sıradan bir Ğalat-ı Meşhur olduğu ve bir meselenin çözümünün ya da o meseleyle ilgili hükmün öyle bilindiği gibi olmadığını anlatan bir deyim olduğudur. Aslı Kaziye-i anha öyle değildir şeklide olup mantık kuralları çerçevesinde elde edilecek neticenin sanılanın aksine olduğunu beyandır. Bir de örnek verelim asıl meselemize geçelim. Düz mantık ile yapılan bir önerme çalışmasını ele alalım. Önerme = Kaziye İkinci önerme = Kaziye-i Minha Sonuç = Kaziye-i Anha Yapılan önermede çıkına sonuç Mantık kurallarına uymadığı zaman işte tam da burada mantıksal örgüde sonuç yanlışa Kaziye-i Anha öyle değildir denmektedir.

Kaz dağlarında yapılan Altın arama çalışmasının sebep olduğu ağaç kesimi, bu çalışmaya verilen izin zamanı ve izni veren adres, çıkarılan Altın’ın ülkeye ne katkısı olacağı, Kesilen ağaçlar ve ağaç kesilen yerde üretim sonrası ne yapılacağı, yeniden ağaçlandırma yapılıp yapılmayacağı vb bir çok sorunun karmaşaya dönüştürülmeye çalışılması gibi bir çok konu gündemde ki yerini koruyor.

İşin aslı şudur diye yapılan açıklamalara kulak tıkanıyor ve bilgi kirliliği ile ciddi gündem oluşturuluyor ve propaganda & provakasyon yürütülüyor. Bu sürecin gözden kaçan en önemli kısımlarından biri de bu protestocuları kim yedirip içiriyor ve finanse ediyor. Kaz dağlarına sahip çıkma organizasyonunda daha önce sit alanı olmaktan çıkmasına izni veren Chp’li belediye başkan yardımcısının bulunması ise çok daha ilginç geliyor. Kör gözüne parmak cinsinden bir durum olarak karşımıza farklı saldırı ve savunma gayretleri de çarpmıyor değil.

Bir taraf ağaç kesmeyin diyor suyumuzu kirletmeyin diyor ve bunu ulusal güvenlik ve bağımsızlık meslesi haline getiriyor hem de kendi Ağaç cinayetlerini gözden saklayarak yapıyor bunu. Diğer kesim ise yani genel icra sorumlusu hükümet kanadı ve tarafları ise azar azar bilgiler paylaşıyor. Ancak bazı eleştiriler ve verilen bir kısım cevaplar bir birinden komik sahneleri de ortaya çıkarıyor. Bir taraftan çevreci diye zıpır zıpır zıplayanlar ağaçların kesilme sürecinde uykudalar, hem kendileri hem de aynı camiaya mensup kişilerce o bölgelerde ve başkaca yererde yapılan ağaç kesimi ile elde edilen arsalarda yapılan villaları ve arazileri satın alıyorlar.

Yapılan altın arama işini savunan ve ülke menfaatleri için yapılması gerekiyor tezini savunanlar ise suçu Çanakkale belediyesine yapıştırmayı da başaramıyorlar. Netice itibariyle savunulan şey ağaç kesimi değil iken ve ekonomik olarak elde edilecek kazanımların izahının dahi yapılmadığının ya da ikna olmak istemeyen bir kaç art niyetli eylem ve eylemcilere karşı gerekli tedbirleri almamakla suçlanacak olan iktidardır inancı ile eylemciler çizgiyi zorlamaktadırlar. Cevaben gezi zekalı ve kaz kafalı ifadeleri kimse tarafından hoş karşılanmayan ve amaca hizmet etmekten her geçen gün uzaklaşan ifadele olarak karşımızda trolvari durmaktadır.

Bize göre ise işin aslı gelinen noktada gerekli bilgiler kamuoyu ile paylaşılmış olmasına rağmen konuyu uzaktan izlemekle yetinen büyük çoğunluk meseleyi sadece izlediği tv kanallarının sunumundan ibaret ve yeterince aydınlanmadan takip ediyor. Ancak bu tür eylemler bu gün için yapılmamakta olup bunlar sadece İktidar adına kesilecek faturayı kabartmaya yönelik daha uzun menzilli çalışmalardan ibaret olup elde ettiklerine razı olacakları türden bir boyut içermektedir. Aslında onlar da Gezi provakasyonunda da bildikleri üzere bu işlerin altında yatan gerçek çevre falan da değildir. Mesele Ağaç meselesi değil elbette ama buradan mevcut iktidara bir fatura çıkarma gayretini görerek gereken her türlü tedbiri almak ta yine iktidara düşmektedir.

Burada ki kazın ayağı ya da Kaziye-i Anha öyle değil diyeceğimiz husus ise her ne kadar protestocuların kendilerinden olanların da bu hususta cürmü meşhutları ortaya çıkmış olsa da yine de muhalefetin ve muhalefet emtenin kendilerine bir zararı olmayacağını farkında olmaları ancak buradan bir gezi çıkmaz cümleleri ile meseleyi basite alma yaklaşımı da yanlış bir hüküm ve değerlendirmedir. Her eylem ayrı bir darbe oluşturmak suretiyle yapılacak başkaca çalışmalara güç devşirmekte olup hassasiyetle üzerine gidilmesi gereğidir.

Meb’de neler oluyor?

ŞAH DAMARI NASIL KESİLİR?

İkinci Kazın ayağı öyle değil diyeceğimiz mesele ise yani ciddi anlamda yanlış hüküm verilen husus, bu günlerde Meb Bürokrasisinde yaşanan değişimin seçmene ve genel anlamda taşra teşkilatına ve eğitime bakış perspektifine dair vereceği mesaj konusudur. Eğer taşra teşkilatlarında yapılması düşünülen değişikliğin başarılamamış olması dolayısıyla bir merkez teşkilat yapılanması gayreti ve bunun da ardında Alpaslan Durmuş gibi çağını aşan bir bürokratın değişimi ki talim terbiye bakanlığın kalbi anlamında bir yer olması bakımından dikkate değer bir hesaplaşmanın ve bunun da Ak Parti iktidarında edinilen kazanımların birer birer yitirilmesi ve kendi ayağına sıkmak şeklinde tecellisi gayreti büyük bir cesaret işidir kanaatimizce.

Eğer yapılan değişiklik verilen görev noktasında başarı üzerinden değerlendirilmiş olsaydı ve bu konuda haklılık payı bulunulacak bir bürokrat seçilseydi ve bu değişikliğin tahtında az önce söylediğimiz gibi bir hesaplaşma ve kazanımlardan geriye dönüş mesajı okunmasaydı belki makul karşılanabilİrdi bu durum. Ancak mızrak çuvala sığmamış ve oyun ya da plan deşifre olmuştur. Yaşanan değişim tuhaf bir biçimde on yedi yıllık iktidarı boyunca kendi elleri ile yaptıklarının yeniden kendi elleri ile yıkılmasını hedefliyorsa bunu sadece bürokrasi ve siyaset sorgulamaz halkın da duyuları aktif hale gelir.

Kendi başarınızı ve yaşanan ilerleme ve gelişimi siz siyasi kadrolar dahi anlayamamış ya da kıymetlendirememişseniz doğal olarak yapılan eleştiri ve muhalefetin altında kalmışsınız ve ezilmektesiniz demektir bu. Önüne gelen her konuda başarılı oldu ama eğitimde ı ıh diye içeriksiz, bilgi birikimen dayanmayan ve her ne olursa olsun muhalefet edenlerin galip geldiği bir süreci yaşıyoruz demektir bu. Alanda bir dünya başarısız insan varken hem de tam anlamıyla bir uygu ve başarı hikayesi olan bir noktada yapılan değişiklik size ve çalışmalarınıza duyulan güveni yerle yeksan eder.

Kurulduğu günden bu yana en iyi seviyesine gelmiş okullaşma oranında ki devasa ve inanılmaz artış başarısı bile Alpaslan Durmuş’un yaptığı müfredat, ders kitaplarında ki temizlik ve yenilenme karşısınada saygı duruşuna geçer. Çünkü biri madde biri mana içermektedir. Biri fizik diğeri ruh değerindedir. Elbette bir kasetimi azaltarak diğerine değer kazandırmak niyeti ile söylemiyoruz bunu. Hükümetin meseleye bakışı ile aynı çizgide olmayan hatta Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi iktidarın hızına yetişemeyen bir dünya başarısızlık hikayesi olan bürokrat bulunabilecekken yapılan iş sanıyorum Şah Damarını kesmek gibi çok ciddi bir hazırlığın ürünüdür.

Aşil tendonunu kesemeyince Şah Damarından işi bitirmek görünürde akıllıca olsa da neticesi itibariyle kamuoyuna izahı mümkün olmayan bir karardır. Bundan sonra bu tür atama ve görevden almalarda hangi kıstasla devam edileceği ise merak konusu. Artık taşrada da bu türden çalışmalar başlayacak mıdır sorusu ise daha geri planda beklemektedir. Umudu ve güveni zedeleyecek türden ve çalışma heyecanını zedeleyecek türden terciler hiç kimseye bişey kazandırmayacaktır. Okul müdürlükleri konusunda istediğini elde edememiş olan bir kısım Talip’lilerin beklentisine cevap verme gayreti devlet erkanına uygun düşmemektedir.

Hiç bir makam hizmet üretme yeri olmaktan başka bir amaca hizmet etmemelidir. Bu hizmeti kimin ürettiği mühim değildir ama hedef ve gaye farklılığı üzerinden bir çarpışma olduğunda ister istemez iktidar mı değişti yoksa Allah Korusun darbe mi oldu ki yüzde yüz bir değişime ve dönüşüme uğruyoruz sorusu sorulacaktır doğal olarak. Verilen kararlar elbette son dakika kararları değildir ve bunun alt yapı çalışması söz konusudur. Bu alt yapı çalışmaları nasıl yürütülmektedir ve dün Ak dediğimize bugün ne sebeple Kara denildiği ise yine kamuoyunun merakını celb etmektedir.

Vesselam

Selehattin DUMAN

09.08.2019 01:59