cvtykgm @ gmail.com

KORKU İMPARATORLUĞU 2

Lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı,

Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?

Necip Fazıl KISAKÜREK

Yıl 1998…

Ülkenin her yanında en güçlü ve tek güçlü sadece 28 Şubatçılar ve avenesiydi… Biz o günlerde sessiz sedasız müslüman yaşamaya, kalmaya çabalıyorduk… Kimse bize ilişmese de huzurumuz kaçmasa diye… Ama o günlerin korku imparatorluğu rahat durumu hiç. Başladılar çalışmaya. Önce irtica dediler sonra ne olursa olsun dediler bizden olmayanları harcamalı, tüketmeliyiz dediler. Kim olduğunu sorgulamadan, nasıl bir insan olduğuna bakmadan kimin işine nasıl geldiyse o şekilde harcamak, suçlamak ve tüketmek istediler.

Yıl 2002…

Tıpkı daha sonra iktidarın ortağı olan diğer cenahın yaptığı gibi; çalışan üzerinde korkuyu eksik tutmadılar ki kimse başını kaldıramasın. Biri aşırı solda duruyordu diğeri asfaltın sağında volta vuruyordu. Eyt ülen var mı bize yan bakan diyorlardı. Kimi isterlerse onu taşıyorlardı yücelere. Kimi isterlerse alaşağı ediyorlardı kendilerince aşağılara ya da alt makamlara. Tıpkı şimdilerde olduğu gibi '' Bir makam uğruna ya rab ne insancıklar harcanıyor '' diyordu herkes.

Yıl 2018…

Şimdi de bizim dediğimiz insanlar kendilerin tanrı oğlu Zeus ile özdeşleştirmiş nerden çıktı bu velet filminde ki gibi sorgulamalar yapılmasına sebep oluyorlar. Öyle ki daha önce herhangi bir şekilde eline geçirdiği bir konumu / sosyal & siyasal gücü zulüm için kullanmış olanlardan fark şu kadar ki eski zalimlerden farklılaşarak kendi içinde zalimce bir hesaplaşmaya doğru yol alınıyor olduğu gerçeğidir. Herkes mücahit ve hep diğerleri kötü olunca kimse kendini çek etme ihtiyacı duymadan alabildiğine azgınlaşıyor ve etrafını ateşe veriyor. Manzara-i Umumi budur.

Kimse de yahu arkadaş sen kimsin, necisin de bize / bana bunu yapıyorsun demiyor dolayısıyla bu tür azgınlar yapıkları şeyleri kendi doğal hakları olarak görmeye devam ediyorlar. Böylelerini ayakta tutan bu tür parazitler ise yine kendi yücelttikleri şahıslar aracılığı ile her an aşağılamanın bin bir çeşidine maruz kalıyor ya da razı oluyor. E hak ediyorlar maalesef denebilir. Bulunduğu ortamda birilerine karşı yapılan çirkin davranışlara gereken tavrı geliştirmeyenler zamanla aynı akıbete uğramaktan kurtulamazlar.

Bu gün itibariyle ülkede üst düzeyde yönetimler açısından yaşanan iklim değişikliği aşağıda yeterince hissedilmiyorsa bunun sorumluları yetersiz hatta kifayetsiz muhteris bürokratlar / sivil toplumculardır. Geldikleri makamları ve gereklerini çok iyi bilmeyen bu tür şahsılar ellerinden gelen tek şeyi ( korunma iç güdüsü ile sağa sola saldırmak, itibarsızlaştırmak suretiyle kendilerinin alternatifsiz sanılmasını temin işini ) yaparak kendilerini garantiye almak isterler…

Onun içinde kendilerine alternatif olabilecek önemli şahısları hedef alırlar en kısa yoldan kurtulmaya bakarlar. İşte bundan sonradır ki artık hedefe doğru tüm hayasızca saldırı yolculuklarına başlarlar ve istedikleri her yerden makul düzeyde destek almayı da başarırlar. Çünkü onlar eskiden beri iyi adamlardır (!)... Zamanla insnaların nasıl değiştikleri / bozuldukları hatta içi başka dışı başka nasıl olabildikleri bilinmezmiş gibi.

Oluşturulan bu korku dünyasının en çok ta işin başında olanlara yarıyor oluşu tesadüfi değildir. Çünkü her hakim zümre, kendi iktidarında mutlak baskı unsuru olur vaya bunu alanda hissettirir. Kaldı ki bu baskı unsuru normal şartlarda kendi dışında ki kesime yönelir. Ancak bazen söz sahibi olanların karşısında varlık gösterebilecek kendi içlerinden birilerine yönelik olarak ta tezahür etmesi normal karşılanabilir bir miktar. Elbette düşünce olarak hatta teşkilat ve mensubiyeti farklı  olanlarla mücadele de bile asgari insani bir düzey olmalıdır.

Bütün bu bilgilere ve tecrübelere rağmen kendi iç dünyasında bir yarış ya da paylaşım söz konusu olduğunda nasıl bel altı saldırılar olduğunu görmek te tabi ayrı bir tecrübeyş oluşturmaktadır. Dışa yönelik mücadelede olması zaruri olarak değerlendirdiğimiz o ahlaki düzeyin ne derece düşebildiğini görseniz şaşarsınız. Bu kalite düşüklüğü konusunda hiç bir öbek diğerinden daha iyi durumda olamamıştır ya da daha insaflı olmayı becermemiştir maalesef.

Belki şu zamanda yaşananları eski dönemle karşılaştırsak şimdilerde olanların eskiye en az bir kaç açıdan fark atabileceğini tespit edebiliriz. Her ne kadar eskiye nazaran şimdi aşırıya kaçılmış olsa da öncekilerin vebalini eksiltecek değiliz ve hiç biri diğerinden daha az günahtadır diyemiyoruz. Çünkü her grubun, her oluşumun kendi içerisinde barındırdığı kifayetsiz muhterislerin bu tarz muhalif yapılara karşı yanlış uygulamaların var olagelmesi yabancı bir tutum değildir. Tüm bunlar hem içeride hem dışarıda korkak, ezik, hiç bir şekilde inisiyatif alamayan bireyler ortaya çıkacaktır.

En sonunda çalışmak ve ülkesine hizmet etmek derdinde olan insanların bile dayanamayıp artık yeter ben çalışmak istedim müsade edilmiyor o zaman benden istenen dışında hiç bir şey yapmam ben kardeşim der ve kenara çekilir. Tükeniş zaten genelde yönetim kadrosunda olan, ya da olmak isteyen insanların muhatap kılındığı bir baskı sonucu ortaya çıkmakatadır. Sadece normal memuriyette kalmayı değerlendirenlerin rahat olacağı hatta onların bile çok rahat olamayacağı bir zeminde itibar kaybı sıradanlaşır.  

Bunun en fenası da yöneticilik ve kariyer niyeti olan arkadaşlarımız açısından değerlendirilince ortaya çıkan pozisyondur. Sadece o hedeflediği makama oturabilmek için verebileceği tek taviz şahsiyetidir. Çünkü ondan beklenen budur işte tamda. Uzun yıllar boyunca baskıcı bir devlet yönetimi karşısında mağdur olmuş halkın çocukları okuyup adam olduktan sonra kazanılmış haklar ve ülkede gelişim dolayısıyla rahat etmeleri gerekirken saygın devlet memurluğunu üç beş çapulcu stk’cının ellerine terk ederek her tür aşağılanmaya razı olur hale getirilmiştir. Devlet karşısında aslanlaşan çalışan kesim bu tür zavallılar elinde derebeylerinin yaptığı tarzda bir zulme maruz bırakılmıştır.

Bu ve benzeri yaşananlar genel anlamda hiç bir kişi ya da zümre için taraf olmayan bakanlık açısından öyle kolayca değerlendirilemeyecek kadar tecrübelerin dışında kalır ki umarız ciddiye alınarak üzerine gidilir… Zaten mücadele; devleti, hükumeti yıkmak / yıpratmak üzerine bir tutum çerçevesinde değerlendirilecek olsa en nihai olarak yaşanan süreç toplum huzurunu dinamitlemek ve dolayısıyla düşmanın ekmeğine yağ sürmektir ki kısaca adı İhanet'tir.

Herkes bir ışık yakmalı...

Korku karanlığını yırtacak bir ışık için çabalamalı...

Hem de neye mal olursa olsun.

Vesselam

Cevat YEK

31.10 .2018 23.00