beycosan @ hotmail.com

Genelde Sivil Toplum Kuruluşları (STK), özelde ise sendikalar, bir devlet kurumu / kuruluşu değildir, bilakis adı üstünde "sivil toplum kuruluşlarıdır." Gücünü ve etkisini üyelerinden alır, onlarla birlikte ancak var olurlar, güçlü ve değerli olurlar.

Zaten, Sivil Toplum Kuruluşları ve sendikaların Genel Başkanları / Yetkilileri de herhangi bir programda söze başlarken "şu kadar üyemiz ile güçlüyüz, bu kadar üyemizi arkamıza alarak eğitim çalışanlarının temsilcileriyiz” tarzı ifadeleri sıklıkla vurgulamak suretiyle bu gerçeği görmekte, üyelerine selam göndermekte, onların gücünün, etkisinin ve değerinin farkında oldukları mesajını vermektedirler. 

Her şeyden önce bilinmelidir ki, söz konusu olan sivil kuruluşlar ise üyelerinin üstelik gönüllü üyelikleri ve fedakarlıkları onları sivil yapar, toplum kuruluşu yapar.

Sivil Toplum Kuruluşları üstenci, emredici ve tepeden bakıcı bir anlayışla hareket etmek yerine tevazu elbiselerine bürünerek, üyelerinin görüş, öneri ve hakaret içermeyen eleştirilerine önem / değer vererek "çağı yeniden inşa etme" iddiasında bulunabilirler.

Şeyh Edebalice yapılan tavsiyeleri nazar-ı dikkate alarak ancak gönüllere girebilir, yüreklere dokunabilirler. Aksi halde "çağı yeniden inşa etmek, zirveden yeni ufuklara yürümek" söylemleri hiç bir mana ifade etmediği gibi, sivil anlayıştan da hızla uzaklaşılır ve düşüş / kaybediş süreçleri kaçınılmaz olur mazaallah.

Daha sosyal medyada yapılan ve küfür, hakaret, iftira, itham içermeyen dostane / kardeşçe yapılan samimi uyarılara bile tahammül edemeyerek, yapılan bu yorumlara mantıklı, makul ve ikna edici cevaplar vermeye bile tenezzül etme nezaketi göstermeyerek, en kolay ve kaba olan tavrı tercih edip üyelerinin haklı olarak tabi ki tenkit de içeren yapıcı ve yol gösterici yorumlarını silmek, üyelerin görüş ve önerilerini özgürce dile getirmesini engellemek, yorumlara izin vermemek nasıl izah edilir, bu durum sivil ve özgürlükçü bir anlayışla nasıl bağdaştırılabilir?

Cevapları belli bu ve benzeri soruların esaslı cevaplarını ise sessiz çoğunluğun vicdanlarına bırakmak, şüphesiz en değerli olanıdır.

Hafta sonu Eğitim Bir Sen’in Antalya’da gerçekleştirdiği "Türkiye Buluşması” toplantısı ile ilgili olarak, adı geçen sendikanın değerli üyelerinin Konya Şubesinin resmi sosyal medya hesabına yazdığı onlarca mesajdan bahsediyorum dostlar.

Uyarıcı, yol gösterici görüş ve önerileri de içeren bu mesajları değerli bularak, üyelerinin gönlünü de alarak Türkiye’nin yetkili sendikasının büyük bir il yönetiminin temsilcisi, Konya’nın ise en büyük sivil toplum kuruluşunun yöneticisi olmanın getirdiği sorumluluk bilinciyle tatmin edici cevaplar yazmak yerine yorumları silmek, yorum yazmalarına engel koymak suretiyle yok saymak, üyelerinin görüşlerine itibar etmemek, değer vermemek değil de nedir?

Bu düpedüz bir tahammülsüzlüktür, farklı düşünceye ve eleştiriye kulak tıkamaktır. Sivil Toplum Kuruluşu olma iddiasında olan sivil bir yapının zamanla güç sarhoşluğu yaşamasıdır, sayısal çoğunluğa itibar ederek beğenmediği görüşleri ve görüş sahiplerini hiçe saymaktır.

Aralıksız yirmi yıl üyesi olmaktan şeref duyduğum, ilçe başkanlığı ve şube yönetim kurulu üyeliği dahil birçok biriminde görev yaptığım Eğitim Bir Sen'e yakıştıramadığım ve arkadaşlarımızın maruz kaldığı, yüreklerinin burkulduğu, kalplerinin incindiği rahatsız edici bu durumun lokal olmasını temenni ederim.

Yazımı Şeyh Edebalice tavsiyelerle (Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’nin şahsında tüm yöneticilere seslendiği anlamlı / değerli nasihatlerinden bir bölüm ile) bitirmek istiyorum.

"Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…

"Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın… Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârlarında savrulur gidersin!
Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlûb eder. Bunun için dâimâ sabırlı, sebatkâr ve irâdene sahip olasın!..”

"Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.”

"Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.”

"Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın!..”