MADEM YAPAMAYACAKTIN BU GÖREVİ NEDEN KABUL ETTİN?

Teog sisteminin yerine getirilen yeni sistemin mimarı olan eski Müsteşar yardımcısı Muhterem Kurt bakanlık bürokrasisini çok sert eleştirdi.

Muhterem KURT’un iddiasına göre aksaklıkların sebebi, bürokratlar ve algoritma ile oynanmasıdır. Sınavdan önce attığı twittle, bazı iş bilmez bürokratların sistemin kurgusunu bozduğunu eğer sistemin, Pilotlanan kurgusu ve yerleştirme algoritmasıyla uygulanmazsa vahim sonuçlar doğuracağını iddia etmişti. Sonuçlar açıklanınca durumun vahameti belli oldu.

Ağlayan sızlayan aileler, çocuklar...

Nakil gelenler ya da o mahallede daha az süre eğitim alanlar daha çok okuyanlardan dezavantajlı duruma gelmişler... Kim daha fazla süre o kayıt bölgesindeyse puanına bakılmaksızın o öne geçmiş.

Diploma notu 99 olan öğrenci açıkta kalmış, 75 notu olan Anadolu Lisesine yerleşmiş,
98 notu olan öğrenci Meslek Lisesine yerleşmiş.

Bir öğretmen arkadaşımız anlatıyor:” Bizim 6 dönemdir bulunduğumuz ortaokul ve başka 2 okul birleşerek, son senemizde farklı bir binaya taşındı. Biz bu okula nakil olmuş gibi gözüktük. Ve kılavuzda yer alan 6 dönem okulda bulunuşluk kriteri yüzünden okulumuzun hiçbir öğrencisi (tam 250 çocuk ) adrese dayalı hiçbir okula yerleşemedi. İzmir Bornova şehit er ortaokulu olarak tamamen açıktayız.”

Başka bir öğretmen arkadaşımız “180 öğrencimden 40’ı hiçbir okula yerleşemedi. Hemen okulumun yanında kız anadolu lisesine ve ildeki sağlık lisesine hiçbir öğrencim yerleşemedi ki ilin en başarılı okulundayım. Yerleşemeyen öğrencilerimin hepsi 7 ile 16 yüzdelik dilimde. Mem okulda bulunuşluk diyor. Velilerimin hepsi polis, jandarma ve üniversite hocaları. Zaten iki yılda bir tayinciler. Bu sistemde olan tayinciler oldu. Ayrıca 3 yıl önce bizimle aynı bölgede olup kapatılan okulun bize gelen öğrencileri bu sistemde çok mağdur oldu.”

Görünen tablo çok vahim. Hem yüzdelik dilim, hem de okul başarısı yüksek olan ve hiç bir yere yerleşemediniz sonucuyla karşılaşan yüzlerce öğrenci var.

Eski Müsteşar yardımcısı Muhterem Kurt yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra attığı twittle ise; ” GEÇMİŞ OLSUN... Değiştirilen Yerleştirme Algoritmasının sonucunda; Ortaöğretim kurumları İçin oluşturulan 1 milyon 268 bin kontenjanın 342 bini boş olmasına rağmen Yerelde 91 bin öğrenci herhangi bir liseye yerleşemedi. Bazı ortaokulların tüm öğrencileri hiçbir liseye yerleştirilemedi. Tüm tercihlerini Kayıt Alanından yapan öğrencilerden hiçbir liseye yerleşemeyen binlerce öğrenci var. 90’ın üzerinde ortalaması olan öğrencilerden birçok öğrenci, bırakın Anadolu Lisesini, hiçbir liseye yerleşemezken, 60 ortalamanın altındaki öğrenciler Anadolu Liselerine yerleştirildi. Bilsem’e giden öğrenciler hiçbir liseye yerleştirilmeli. 1.5.2 kapsamında (mazeret) nakil gelen öğrenciler mağdur oldu. Bazı okullar boş kalırken Bazı okullar çakıldı. 11 aydır emek verenleri 11 dk dinleme zahmetinde bulunamayanlar ile zerre kadar işi bilmeyen, zikri-fikri olmayan  ancak kapılarda sıraya girenler... Bunun hesabını versin...”

Sistem algoritmasıyla gerçekten oynandı mı yoksa sistem baştan hatalı kurgulanıp çalışmadı mı bunu ben bilemem.

Ziya SELÇUK ; “ Bakan değil gören olacağım “ sözünün gereği iradesini koyarak, öğrencilere mağduriyet yaşatan ekibin görevine son verdi. Netice de Muhterem Kurt dâhil ilgili tüm bürokratlar görevden alınıp soruşturma başlatıldı.  Bu soruşturma sonucunda Kurt dâhil tüm bürokratlar, ihmal veya kötü niyet bulunursa uyarma, kınama, maaş kesimi gibi hafif cezalarla kurtulabilirler. Ancak ihmalin büyüklüğüne göre iş mahkemelik olabilir ve memuriyetten men, kademe ilerlemesini durdurma cezası ile karşılaşabilirler. Kamu zararı halinde ise ceza hapse kadar gidebilir.

Soruşturma sonucunda kim ne kadar ceza alır, bu cezalar Milli Eğitimin kaybettiği saygınlık ve güvene, çocukların/ ailelerin döktüğü gözyaşlarına ne kadar merhem olur bilemem?

Benim derdim bakanlığın paradigmasının değişmesidir. Bir nesli harcamak böyle kolay olmamalı.  Kamu görevlisi bürokratın yanlış yapma lüksü yoktur. Onarılmaz olmadığı sürece hata yapılabilir ancak yanlış yaparsan gidersin.

Her makamın; “büyüklüğü”ne göre, zorluğu, külfeti, sorumluluğu vardır. Bu şuurda olan insanlar, işi;  eksiksiz, başarılı bir şekilde yapmaya çalışırlar. 

Bürokrasi ve makamlar ateşten gömlek olmalıdır. Hz. Ömer bu konudaki en öncelikli örneğimizdir.

Bir gece vakti,  aniden karanlığı yırtan bir ses yükselir. Hz. Ömer; “İlerde bir çadır var. İçinde bir yolcu olsa gerek. Gecenin soğuğu ve rüzgârı onları üşütmüş olabilir” diyerek süratle çadıra yönelmiş. Çadırın içinde cılız bir ocak yanmakta, üzerinde bir tencere, önünde bir kadın ve etrafında da ağlaşan çocuklar… Hz. Ömer kapıya yaklaşıp selam verir, içeri girmek için izin ister. Kadın; “Hayırlıysan gel, yoksa dön git,” der. Hz. Ömer kadının yanına varıp; “Ne yapıyorsunuz böyle?” diye sorduğunda; “Ne yapalım? Soğuk ve rüzgâr güç ve kuvvetimizi kesti” cevabını veriyor ve karşılıklı şu konuşmalar oluyor:
“Bu çocuklar niçin ağlıyor?”
“Neden olacak, açlıktan!”
“Peki, tencerede kaynattığın nedir?”
“Su sadece! Bununla çocukları oyalamaya, uyutmaya çalışıyorum. Allah bir gün bu açlığımızın hesabını Ömer’den soracak.” O anda, Hz. Ömer kadının kendisini tanımadığını anlıyor. “Allah sana merhamet etsin,” diyor. “Doğru da, Ömer sizin halinizi nerden bilsin!” diyor. Kadın; “Madem bilmeyecekti, neden başımıza geçti?” diye cevap veriyor kızarak…

İşte can alıcı soru bu? Bürokratlar lütfen üstüne alınsın. Madem yapamayacaktın bu görevi neden kabul ettin?