AK Parti Hükümetlerinin 15 yıllık iktidarı döneminde eğitimde yapılan en köklü reformun 2004 yılında başlayan “davranışçılık”tan “yapılandırmacılığa” geçiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Üzerinden 15 yıl geçmiş olmasına rağmen bu denli köklü ve çok boyutlu bir reform girişimi hakkında hala hükümet ve bürokrasi çevrelerinde kapsamlı bir inceleme, analiz, değerlendirme ve öz eleştiri yapılmadı.

Kamuoyuna müfredat değişikliği olarak yansıyan ya da öyle algılanan –ki bu bile reformun derinliğinin kitlelere tam olarak anlatılamadığının bir kanıtıdır- felsefe değişikliğinin önderliğini yapan bugünkü MEB Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk’tu. Kendisi gibi bir akademisyen olan Doç. Dr. Hüseyin Çelik’in bakanlığı döneminde 2003’te Talim Terbiye Kurulunun başkanı olan Selçuk, üç yıllık başkanlık döneminde bu reformun başındaki kişiydi.

Bugün 57 yaşında kıdemli bir akademisyen ve bürokrat, inançlı ve çalışkan bir eğitimci olarak tanıdığımız Selçuk, sözü edilen reformun mimarlığı yaptığı dönemlerde 40’lı yaşlarının ilk yarısındaydı. Şüphesiz, 15 yıl önce bu kadar tanınmıyordu. Zannederim bilgi, birikimi, tecrübe ve insan ilişkileri yanında eğitim sistemimizin gerçekten ne tür bir değişim geçirdiğine ilişkin algı ve anlayışı da bugünden daha azdı. Bu 15 yıl boyunca, tahminen, kafasını en çok meşgul eden, sürekli işleyişini ve çıktılarını gözlemlediği, analiz ettiği ve böylece sistem, yapı ve kitle üzerinde tekrar tekrar düşündüğü konulardan biri yapılandırmacılığa geçiş reformuydu.

Göreve geldiği günlerde kamuoyunda oluşan heyecan, Selçuk’un veliye, öğrenciye ve en önemlisi öğretmene verdiği olumlu mesajlarıyla pekişti. Birkaç cümlesi motto oldu. Birkaç hamlesi oldukça dikkat çekti. Bu söylem ve eylemler, bilgi ve birikimini tecrübeyle yoğurduğunun kanıtıydı. Kanaatimce bu olgunluğu pekiştirecek olan, 15 yıl önce giriştiği reformun ne düzeyde hedefine ulaştığına ilişkin analiz ve özeleştiri yapmasıdır.

2004’te Değişen Neydi?

Bugün de sürekli reform ve paradigma değişikliğinden söz eden MEB Bakanı Selçuk, 15 yıl önce de derin bir reformun mimarı oldu. Kamuoyunda müfredat değişikliği olarak algılanan, öğretmenler için ise neredeyse ders kitaplarının yenilenmesi düzeyinde kalan bu derin reform girişimiyle, Türkiye, eğitimde, modernleşme, sanayi devrimi ve ulus-devletle gündemimize giren ve onların bir gereği ve sonucu olarak oluşan davranışçılık temelli eğitim yaklaşımından küreselleşme, bilgi toplumu ve postmodernitenin eğitim yaklaşımı olan yapılandırmacılığa geçti. Bu, köklü bir paradigma değişikliği anlamına geliyordu. Bu paradigma değişikliği, insana, çocuğa, doğaya, topluma ve dünyaya dair yeni bir anlam kümesini yani yeni bir zihniyeti gerektiriyordu. Bu yeni anlam kümesi bilime ve sanata dolayısıyla eğitime bakışımızı, eğitimden beklentilerimizi ve doğal olarak eğitim pratiklerimizi değiştirmeyi de gerektiriyordu. Bu da başta üniversiteler özellikle öğretmen yetiştirme düzenimiz olmak üzere okul olgusuna, öğrenme öğretme süreçlerine, sistemin yapılanmasına ve işleyişine kadar çok boyutlu ve çok yönlü bir değişimin başlangıcı olmalıydı.

2004 Reformu Neden Kadük Kaldı?

Maalesef, o günlerde de fark ettiğim ve birçok kez dile getirdiğim, bugün de halen yeteri kadar ders alamadığımızı izlediğim bir yüzeysellikle, ders kitaplarının yeniden yazımından ileri gitmeyen bu “paradigma” değişimi birçok sorunu da beraberinde getirdi. Test ve sınav odaklı bir sistemde, klasik öğretmenlik yeterliklerine sahip öğretmenler kitlesi ile, geleneksel fabrika-okullarda katı merkeziyetçi ve hiyerarşik bürokratik yapıda maalesef bu iddialı reform beklenen çıktılara bizi ulaştır(a)madı.

Gerçi bu denli köklü bir reformun dönemin politik şartlarında yani reformcu, kalkınmacı, dışa açık, yönü AB’ye dönük, katılımcı ve çok sesli bir AK Parti iktidarında, siyasi iktidar tarafından rahatlıkla kabul edilebilecek ve desteklenebilecek bir girişim olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir. Diğer taraftan yine eğitim sisteminin içinde bulunduğu fiziki koşullar –ki öğretmen ve derslik eksikliği bunların başında geliyordu- bu denli köklü bir reformun hayata geçirilmesi sırasında ister istemez sorunlarla karşılaşılmasını kaçınılmaz kılıyordu. Yani esasen reformun siyasi desteği varken fiziksel koşullar bakımından dezavantajlı bir ortamda gerçekleştirilmeye çalışılan bir reform olmuştu. Bütün bu gerçekler, bu denli derin bir paradigma değişikliğini düşünen, planlayan ve uygulayanların derslerine iyi çalışıp çalışmadıklarını sorgulamamızı engellemiyor.

15 Yılda Çok Şey Değişti

Son 15 yılda büyük oranda 2004’te başlayan reform hareketinin ortaya çıkardığı yeni sorunlarla çalkalanan Eğitim Sistemimiz, AK Parti’nin siyaset yapma biçiminin ve eğitimden beklentilerinin değişmesiyle sürekli gündemde olmaya devam etti. Bu çalkantılara, sosyal hayatta, bilgi iletişim teknolojilerinde yaşanan değişimler eşlik etti. Türkiye’nin ekonomik olarak büyümesine (zenginleşmesine) ek olarak işgücü çağındaki nüfusun (velinin) eğitim yaşının artmasıyla eğitimden beklentilerinin artması da yeni bir ivme (ya da sorun yumağı) olarak eklendi.

Neden Ziya Selçuk?

AK Parti, Prof. Dr. Ziya Selçuk’un reformcu kişiliğine, bilgi ve tecrübesine güvenerek ondan bir kez daha büyük bir reformun mimarı olmasını bekliyor. Zannediyorum ki Cumhurbaşkanı Erdoğan da Bakan Selçuk da köprünün altından çok sular aktığının farkında. Her ikisi de şimdi daha ileri yaşlarında daha tecrübeli ve başarıya daha fazla arzulu. Aynı zamanda toplum da eğitimi daha fazla sorgulayan ve eğitimden daha fazla beklentisi olan bir bilince yükseldi. Ardımızda ise hem Selçuk’un hem de AK Parti’nin çok eleştirilen eğitim reformu girişimleri var.

Bugün ve Yarın İçin Kritik Sorular

AK Parti, Bakan Selçuk’un zihnindeki paradigma değişikliğine hazır mı? Toplum, kendi çocuklarına dair yapılan planlardan ve bu planların muhtemel sonuçlarından haberdar mı? MEB merkez ve taşra teşkilatı insan kaynağı ve işleyiş bakımından yeni bir sistem kurmak için elverişli mi? Okullarımız yeni bir paradigmaya evsahipliği yapabilecek fiziksel şartlara ve iklime sahip mi? Okul yöneticilerimiz yeni paradigmanın liderliğini yapabilecek donanım ve motivasyona sahip mi? Öğretmenlerimiz, onurlu ve saygın bir mesleğin mensupları olarak bu paradigma değişikliğindeki vazgeçilmez rol ve sorumluluklarıyla mütenasip bir değer görüyor mu? En önemlisi üniversiteler paradigma değişikliğine, oluşlarının bir gereği olarak bilimsel desteği sağlamaya, bu yönde değişim ve dönüşüme hazır mı?

Sanırım 15 yıl önce bu soruların cevabı yeteri kadar iyi analiz edilmediği ve iyi bir takvim yapılmadığı için bugün 2004 reformunu pek de iyi anmıyoruz. Zira değişim yönetimi kapsamlı bir hazırlık gerektiriyor.

Bugün Prof. Dr. Ziya Selçuk, zaten doğası gereği çok zor bir görevde, yeniden çok boyutlu bir değişim ve çatışma liderliğine soyunmuş görünüyor. Evet, inançla belirtmeliyim ki bu denli güçlü bir meydan okumaya, en hazır kişilerden biridir Prof. Dr. Ziya Selçuk. Başarılı olması için samimiyetle, güçlü bir iletişimle, çok yönlü değerlendirmelerle ve özeleştiriyle yola revan olması yeterli. Esasen biz toplum olarak bir reforma ve bu reforma destek olmaya hazırız. Yeter ki bizden gizlediği bir art niyeti olmasın.

04 Eylül 2018