dumanselehattin @ hotmail.com

          Memurların neden mahzun olduğunun detayları üzerinde durmadan önce şunu ifade etmek isteriz. Mahzunuz çünkü; bu millet ülkesini çok sever. Gerekirse canından ve malından vazgeçer. Ama; güvendiği bir yönetimden beklemediği muameleyi görünce haklı olarak kırgınlık hissi içerisine girer / girmiştir.

           Memur maaş zammı ve sözleşme süreci tam bir fiyasko oldu hükûmet açısından. Netice itibariyle yaşanan sürecin iyi yönetilmediğini söylemenin ötesinde sonuç tam anlamıyla bir vehamet. Her ne kadar Memur Sen uzlaşmacı bir tavır takınmış olsa da son tahlilde hem beklenen zam oranını vermemekle, hem sendikaları suçlayan bir tutumla hükûmet yerinde bir ifadeyle söylersek, kendi kabullerini ve oluşmuş olan temayülleri bile hiçe sayan bir yöntemi tercih etmekle memur sendikacılığında gelinen noktanın ne kadar sıkıntılı olduğunu aşikar kıldı.

          Masa devam ederken dahi pek umutlu olmadığımızı ifade etmeye çalışmış hatta işçiye verilen zam oranı ve imza sürecini gözlemlediğimizde gelişmelerin bu şekilde sıkıntılı olacağını tahmin etmiştik. Sözleşme sürecinin tamamında sanki sonunda ne olacağını bilirmişçesine gayet lakayt bir duruşun varlığı gözlerden kaçmamıştır. Hatta yetkili konfederasyon başkanı Ali Yalçın’ın bir TV programında yaptığı açıklamalar neticesinde tüm kamuoyu öğrenmişti ki ciddiye alınmayan bir masa söz konusu olmuştur. Yetki kimde ise o gelsin açıklamasının detayları hakikaten profesyonellikten çok uzak olunduğunu gözler önüne sermiştir.

          Sendikalar; özellikle hükûmetin birincil muhatabı olan Memur Sen hem ekonomik olarak ücret artırımı konusunda hem de tüm iş kollarında ki sosyal ve sair hususlarda ki talepler hususunda dersini çalışmış olarak masaya gelmişken tam bir uzmanlaşmışlık örneği sergiledi. Her anlamda tüm kamu çalışanlarının taleplerinin, görüşmelerde tek tek ele alınması ve kabul edilenlerin not alınması süreci iyi ilerlemişti. ( işçi sendikalarında olduğu gibi imza altına alınmaması sorunu da ayrı) Ancak daha sonra anlaşmazlık işlemlerinin gereği gibi yerine getirilememiş olması dolayısıyla ciddi kayıplar söz konusu olmuştur. 

          Aslında yapılan açıklamalarda buraya kadar söylediklerimiz hatta biraz daha fazlası da farklı zamanlarda kamuoyu ile paylaşıldı sendikalarca. Burada asıl sıkıntılı kısım hakem heyetinin en küçük bir tasarruf kullanmadan ve nihayi olarak Kamu İşvereni tarafında yapılan son teklifin onaylanması tam bir fecaat örneği olmuştur. Elbette bir taraftan ekonomi iyi gidiyor ve bütçe fazla verecek diye açıklama yapıp, sonra da enflasyonun çeyreği kadar zam verirseniz bunu da hakem heyetine onaylatırsanız buna kimse rıza göstermeyecektir.

          Bu anlamda tüm süreç boyunca kararlı ve anlaşmaya açık bir tutumla masayı değerli kılan, kurulduğu günden bu yana ilkelerin taviz vermeden saygın bir duruş sergileyen Memur Sen ve Genel Başkanı Ali Yalçın tüm tebrikleri hak etmiştir. Elbette bir pazarlık sürecinde anlaşma da olabilir anlaşmazlık da olabilir. Bu süreçle ilgili olarak sendikayı ya da isteyen tarafın tüm unsurlarını suçlayıcı ifadeler iyi niyetten uzaktır. İmzalayınca neden imzaladın hakeme gitseydi diyenler şimdi imzalamadı da ne oldu demeye başladılar. Bu bir akıl tutulmasıdır. Hele hele süreç devam ederken bile beraber mücadele etmesi gerekirken işini gücünü bırakıp masanın muhatabı yetkili sendikayla uğraşan bir genel başkan söz konusu olunca söyleyecek söz kalmamış oluyor.

          Mevcut olumsuz süreç ve sonuçtan tam anlamıyla sorumlu olan maalesef Kamu İşveren Heyeti ve Kamu Hakem Heyetidir. Netice itibariyle sorumluluk Hükûmet’in boynundadır. Bu olumsuz süreç ve sonuçlar dolayısıyla fatura kesinlikle sendikalara değil iktidar’a kesilecektir. İlk seçimde; bu şekilde dolaylı olarak yirmi milyon insanı etkileyen ve direkt olarak 3 milyon çalışan 2 milyon emeklisiyle 5 milyon kamu muhatabı küstürülmüş olmasının hesabını soracaktır iktidârdan. Öfke belki zamanla yatışır ama ekonomik kayıplar hiç bir zaman unutulmaz. Bir başka açıdan hükûmetin, zaten halka ait olan devletin kasasını kimden sakındığını sorgulayacaktır.

          Hem de tüm tüketim maddelerine, vergilere, yakıt ve benzerlerine yapılan inanılmaz zamlar capcanlı gündemin en ön sıralarında iken. Üstüne üstlük bir çok vesile ile yapılan bir çok iş kolunda ki büyük işletmelere yönelik aflarla bütçeye yüklenen bir dünya yük gündemde iken. Gelelim reel enflasyon ile açıklanan enflasyon hususunda ki tuhaf vaziyete. Hem açıklanan hem hedeflenen enflasyonun bile altında zam yapacaksınız hem de sendikalardan ve kamu çalışanından razı olmalarını bekleyeceksiniz.

          Bu millet ekonomik gelişme ve büyümeden pay isterse haksız mı? Bir çok iş alanında can güvenliği ve çalışma oramlarında ki zorlu süreçlere rağmen fedakarca çalışıp ülkeye hizmet üreten insanları neden bu kadar değersiz gördüğünüz imajı verirsiniz ki? Ekonomik kazanımları düşen çalışanın iş heyecanını dumura uğratmış olmaz mısınız? Yasal haklar konusunda daha önce ki tutumdan geri gidiş olduğuna şahit olmakta işin cabası.

          Bundan sonra gündemi daha fazla işgal edeceğini düşündüğümüz şey elbette bu haklar meselesi olacaktır. Her hangi bir tesir gücü olmayan şekliyle memur sendikacılığı yasasının; bir an evvel sendikanın gerçek ruhuna uygun bir biçime kavuşturulması elzemdir. Grev hakkı olmayan bir sendika mı olurmuş? En azından işçi sendikaları ile aynı statüye taşınması gerektiğini ifade etmek isteriz. Aslında hükûmet ve diğer siyasi partiler bir biçimde tüm kamu çalışanlarını tek çatı altında toplamayı gündeme almalıdır diye düşünüyorum. Bu mevcut hakların üst modelinde birleştirme yapılmak suretiyle gerçekleştirilebilir.

          Nasıl olsa kasa aynı, muhatap aynı. Tüm çalışanlar gelip hükûmet mensuplarının karşısına oturup hak mücadelesi vermektedir. Bunun uygulanması belki ilk başta bir takım güçlükler çıkmasına sebep olabilecektir. Ancak hem kamu çalışanı kimliğine getirilecek yeni bir tanım hem de çalışanlar arasında ki farklılıkları en aza indirecek böyle bir girişim başarılırsa ülke için de yaralı olacaktır. Elbette hakların alınması hususunda sendikalara daha çok iş düşmektedir. Ancak ülkeyi yönetenlerde bu hususta gerekli inisiyatifi almak zorundadır.

          Kamu çalışanı bu süreçte kendini değersiz hissetmiştir. Mesele sadece zam meselesi de değildir. Görüşmelerde ele alınan bir çok hak ve kazanım da yok sayılmış belki eski kazanımlar korunmuş ama yeni pek bir şey verilmemiş olması ciddi sorgulamaları beraberinde getircektir. İster kamuda çalışan kesim olsun ister özel teşebbüste olsun bu tür hükûmet takdirleri ciddi algılar oluşmasına ve kanaat değişikliğine sebep olabilmektedir. Yani hesap verecek olan bir yönetim biçimi olduğuna göre bu kadar sert bir tutum sergilenmesi aslında hükûmete zarar vermektedir.

          Başkanlık sistemi ile zaten ebedi koalisyonlar süreci başlamış oldu. Parlementer sistemi kaldırdık ki koalisyonların ülkeye zaman kaybettirmesine engel olalım. Ama gördük ki koalisyon bitmedi hatta devamlılık kazandı ve bu ortaklık merkezi hükumette de yerel yönetimlerde de paylaşma esasının orataya çıkmasına sebep oldu. Kah resmi kah gayri resmi paylaşım dolayısıyla zamandan daha fazlasını kaybedeceğimizi düşünüyoruz.

Vesselam

Selehattin DUMAN

30.08.2019 04:05