dumanselehattin @ hotmail.com

( YORGUN BÜOKRAT 2 )

          Bir Bakanlığa ya da kurumsal bir organizasyona genel anlamda ne istediğini sormak elbette abesle iştigal olacaktır. Her kurumun kendine has, kendini tanıtan misyonu ve vizyonu zaten hem kurumsal web adreslerinde yazılı hem de bu misyon ve vizyon belirleme işi zorunlu bir görev olarakta tanımlıdır. Stratejik Plan’ın olmazsa olmazı olan bu tanımlar bazen süslü cümlelerin ötesine geçmese de / geçemese de bir zamanların TKY uygulamasından daha iyi anlaşılır ve uygulanılabilir düzeyde olduğunu belirtmekte yarar var. Öğreniliyor, yazılıyor, çiziliyor fakat herkes bildiğini okumaya devam ediyor gibi bir algı varsa da o kişiler ile ilgili bir uygulama zorunluluğuna rağmen pekte dikkate alınmadığını da görüyor, biliyoruz.

          Normal şartlarda Milli Eğitim Bakanlığı; herkesin de bildiği gibi eğitimi çok daha iyi bir yere taşımaya çalışıyor. Hatta bu konuda çok büyük projelere imza atmak suretiyle alanda büyük bir heyecan da oluşturdu denebilir. Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle ilk defa bakanlık makamına bir ÖĞRETMEN’in oturmuş olmasının verdiği heyecan bile son derece önemli bir katkı sunmuş oldu bu sürece. Ve sayın bakan gerçekten işe başlar başlamaz yaptığı bütün toplantılarda ki içten ve samimi bir sunumla ve güzel bir duruşla bu durumun pozitif etkilerinin tüm alana yayılmasında büyük bir tesir oluşturmayı başardı.

          Ancak ne yazık ki bunu yaparken ne öğretmen meslek yasası, ne 3600 ek gösterge, ne de okul müdür ve müdür yardımcılarının atama süreçleri ile ilgili olarak çıkarılan yönetmelik husularında net, yaralı ve kararlı bir tutum sergileyemeyince ortalığı biraz toz duman kapladığı da gözlerden kaçmadı. Buna bir de kamuoyunda büyük tepki oluşturması sonucu iptal edilen ETCEP projesi ve ardından piyasaya sürülen daha doğrusu ortaya çıkarılan İstanbul Sözleşmesi gibi bir takım işler eğitim kadrolarına ve topluma; gençlerin de çokça kullandığı gibi hayaller / hayatlar ikilemi yaşatmaya başladı hatta tüm kamuoyuna. Her ne kadar bireyesel samimiyeti ve gayreti için her hangi bir olumsuz düşünce taşınmasa da piyasada artık bir kabine değişikliğinde ne olur bilinmeze doğru bir gidiş aldı başını gidiyor diyebiliriz.

         Neden bu kadar uzun devlet tecrübesi olan bir ülke bütün işlerinde gelir gelir de hep eğitime takılır anlayabilmiş değilim. Eskiden koalisyonlarda bile en çok tartışılan ve paylaşılamayan bakanalıklar arasında olan; ancak Adalet, İç İşleri, Ekonomi’den sonra gelen bir bakanlık olarak sürekli eleştirilen ve irdelenen hatta son süreçlerde Cumhur İttifakı açısından ele alındığında neden paylaşılamayan bakanlık haline geldiği de ayrı bir soru işaretidir. Aynı hükumetin ya da aynı iktidarın art arda gelen bakanlarının dahi bir türlü aynı istikamette siyaset / politika üretmediği bir bakanlık olarak tarihe geçecek hale nasıl geldiğine dikkat edilmelidir kanaatimizce.

          Mevcut sürecin; aynı hükümete ait bir önce ki bakanın uyguladığı hatta daha önce kendisi tarafından yapılan bir uygulamayı araya giren bir başka bakanın ardından yine ve yeniden bakan olduğunda değiştiren bakan olarak tarihe geçen Avni Akyol’ a bile rahmet okutuluyor olması manidardır. Mevcut iktidarın atadığı Okul Müdürlerinden kurtulma projesinde fikrin temel ardesi acaba bir türlü ‘’ kaybettiği yetkiyi geri alamayan bir sendika olan ‘’ Ga/l/ip Sen’ in dirsek teması mıdır diye düşünmeden edemiyor insan. Veya mevcut atamaya müsait boş müdürlüklerin sayısı az olunca ikinci dört yıl uygulaması çerçevesinde sekiz yıllığına görev verileceği beklenenler için dört yıllık süreç sonrası yeniden değerlendirmeye tabi tutulma istikametinde ki uygulama yönetmeliği nasıl ve kimlere danışılarak hazırlanmıştır.

          Okullarda başarıyı artırmanın mevcut müdürler ile yapılamayacağına mı kani olunmuştur ki bir an evvel bazı değişimlerin önü açılmaya çalışılmaktadır. Bu uğurda bu güne kadar sorun olarak ele alınmamış mesleler sorun haline getirilerek görevden almaların çoğaltılmaya çalışıldığını düşündürecek kadar okul müdürlerini görevden alma çalışması yürütülmekte midir? Yoksa her ne olursa olsun bir takım adreslere yer açmak için başkaca formüller düşünülmekte midir? Çünkü yapılan iyi çalışmaların olduğu, bir çok ciddi hizmetin üretildiği, ülke çapında dereceler alındığı halde eften püften bir takım meslelerin bahane edilerek görevden alınan okul müdürleri var mıdır? Varsa sayısı kaçtır?

        Eğitimde öğretmene rağmen başarı olmayacağını / olamayacağını ifade ederken bunu içerisine başarılı okul müdürlerini de katıyor mudur bakanlık merak ediyoruz. Eğer öyleyse ve eski bir takım yönetim ve denetim usul ve kaideleri neden güncellenmemektedir. Kadro müjdesi verdiğiniz müdürler hangi süreçte bu vaade ulaştırılacaktır? Ne olursa olsun bizim olsun diyen Stk’lar ve sendikalar sorun ise bir Stk ya da sendikayı bırakıp diğerini ele / öne alınca ne değişecektir? Eğer hedef 2023 ise bu uygulamalar ve düzenlemelerle pek mümkün gözükmemektedir onu söyleyelim. Çünkü çalışan ve başarılı olan bir yöneticiyi sudan sebeplerle vazifesinden uzaklaştırmak isteyenlere prim verirseniz bunun sonucunda ya müdür bulamazsınız ya da sizin atadıklarınızı da sizden sonra gelenler eleyecek ve temizleyeceklerdir. Bu kısır döngü Tanzimat’tan beri zaten devam etmektedir ve çok zararlıdır.

         Uzun lafın kısası sayın bakanlık yetkililerine sesleniyor ve diyoruz ki; Bir makamda oturanın görüşü ve görünüşü değil asıl mesele oturmasıdır. Hani sayın bakanım siz demiştiniz ya bir okul müdürü yarım saatten fazla koltuğunda oturuyorsa gitsin evinde otursun diye. İşte tamda bunu söylüyoruz ve diyoruz ki oturduktan sonra fark etmez. Aslolan çalışmak olmalıdır. Üreten ve üst makamlara sorun aksettirmeyen, çalışan ve başarıya odaklı, öğretmeni, öğrencisi ve velisiyle güzel ve başarılı bir koordinasyon üzere çalışan bir yönetici neden kolayca vazifeden azledilebilmektedir? Çünkü daha kurulalı bir yıl olmuş olan bir okula sekiz on gün denetim görevi sizin onayınızdan çıkmakta olup yapılan işler ve hizmetler göz önünde olduğu halde nokta atışı ve talimatlı bir soruşturma sonucunda görevden el çektirilmiş bir okul müdürü olmanın neler hissettirdiği hakkında bir fikriniz olmadığının düşünülmesine sebep olabilir bu.

         Peki çalıştığı halde ceza verilen veya işinde ki başarısı görmezden gelinen bir memur olmak ne hissettirir ya da böyle bir çalışana sahip olmak bizim devletimize, milletimize, insanımıza ne tür bir yarar sağlayabilir? Vaya tersten bakarsak bu şekilde sürgüne maruz bırakılan bir öğretmenin devlete küsmesi ne tür bir zarar verebilir? Ki bu hususta maalesef konan hedeflerden daha çok birilerinin ve bir yerlerin memnuniyeti olmasa olmaz şart gibi gözükmektedir? Maalesef çok kötü bir sınav vermektedir bakanlığımız. Bu yaşanan süreçlerin bizzat tarafınızdan dinlenmesi, bilinmesi, düzeltilmesi ve bu çerçevede fikirden öteye geçen uygulamarın bir an evvel hayata geçirilmesi zaruretini ifade etmeye gerek yok sanıyorum. Zamanla değişen eğitim ihtiyaçları ve uygulama kurallarında ki güncellemeler maalesef denetim alanında ya yapılmamış ya da yeteri kadar yapılmamış ki Bakanlık talimatı çerçevesinde yapılan işlerde bile kusur veya kusurlar bulunup ceza kesilebiliyor.

         Uygulama için talimatı veren de uygulandığı için ceza veren de aynı makam / adres olunca ortaya çıkacak olan en basit şekliyle kaostur, karmaşadır. Bu bakış açısıyla başarının elde edilmesi imkansız olacaktır. Çünkü insanların hayatını şekillendiren bilgiden çok görgüdür. Yani öğrendiklerinin çok azını kullanır insan ama rol model aldığı kişilerin işlerini / eylemlerini daha çok benimser ve uygular. Yönetimde başarıyı sadece usulüne uygun iş yapmaktan ( ya da usulüne uydurmaktan ) ibaret kabul etmek hem o kişiye hem o kuruma hem de ülkeye karşı yapılmış büyük bir haksızlık olacaktır. Ne başarılı öğrenci yetiştirmek tek başına yeterli bir hedeftir, ne de ahlaki olarak münasip olmayan yöntemelerle vazifelere son vermek bizi 2023’ e taşıyamayacaktır.

         Artık kendi dilekçesi ile başvuranların bile mahkemelerden sonuç alacağı kadar basit ve açık hatalarla öğretmenlerin cezalandırıldığı bir zaman ve zemini yaşa/t/mak ülkemiz ve bakanlığımız adına değil başarıyı ‘’ ki böyle olunca başarı olsa ne olur ki ‘’ ancak ve ancak büyük bir fiyaskoyu milletçe omuzlamak zorunda kalacağımız aklımıza düşüveriyor. Dolayısıyla bu yazıda eski kafalı yönetim ve denetim anlayışının bir an evvel terk edilmesi gereği saygıdeğer bir eğitim nazırının nazarı dikkatlerine sunulmaktadır.

         Bundan bir kaç yıl evvel ‘’ Yorgun Bürokrat ‘’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Orada da bir çok yanlış ve yanlı uygulamaların sözü geçmiş ve bir kısım hususlarda teklif getirmiştik. Mutlu vatandaş mutlu öğretmen, mutlu öğrenci ancak ve ancak yenilenmiş bir bakış açısının heyecanının tüm tabana yaygınlaştırılması ile olabilecektir. Okulunda bu hedeflere kilitlenmiş insanların ve Okul Müdürlerinin basit sebepler üretilmek suretiyle vazifelerinden el çektirilmesi kazanılacak bir takım başarılı neticeler açısından son derece tehlikeli ve devletin manasını, değerini, saygınlığını zarar görür hale sokacak işlerden ibaret hale gelecektir.

          Bizden söylemesi…

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          19.04.2019 03:40