Hep bir ağızdan eğitim üzerine güzel cümleler kuruyoruz. Her fikir birbirinden değerli ama uygulamada ne ölçüde başarılıyız tartışılır. Eğitim çıktıları incelendiğinde başarılı bir başarısızlık sahibiyiz! Tüm dünyayı dolaşarak eğitim metotlarını inceliyoruz, eğitim üzerine çalışıyoruz fakat başarısızlığımız başarımızın önünde seyrediyor. Eğitim üzerine başarısızlığımızda birçok etken var. Ama en önemlilerinden birinin de doğumdan sonra aile tarafından verilen eğitimin, özellikle teknolojik gelişmelerle sekteye uğraması olduğunu düşünüyorum. Gelişmekte olan bir fidana su yerine benzin dökerseniz fidan kurur. Temel aile eğitimi birazda buna benziyor. Eğitim adına sonuçlar aslında sebeplerini oluşturuyor.

Çocuklarımızı doğumdan itibaren kapitalist dünyanın her nimetinden faydalandırmaktayız. Doğumdan hemen sonra dünyayı yeni yeni tanımaya başlayan çocuğun, eline telefon verip, el ve kol kasları gelişmeden parmak kaslarını geliştirmeye başladık. Anne baba tanıma odaklı zihinsel süreçleri başlar başlamaz, al sana anne baba diyerek televizyon karşısında çizgi filmleri izlettirdik. Çizgi filmlerde verilen subminal mesajlarla çocuklarımızın daha yeni gelişmeye başlayan zihinlerini körelttik. Çene kaslarının gelişmesiyle ortaya çıkan konuşma ihtiyacını da tüm akrabalarla cep telefonuyla konuşturarak hallettik. Gelişimin bir parçası olarak yürüme ve koşma ihtiyacı ortaya çıkan çocuğu parka götürmek yerine bilgisayarın karşına oturttuk. Bilgisayardan en güzel spor oyununu açarak, buyur burada güvenli bir biçimde koş dedik. Biraz büyüttükten sonra da sessizce yanımızda otursun diye töremizi, örfümüzü yerle bir eden dizi keyiflerimize ortak ettik onları. Öğrenme ihtiyacından dolayı soru sormalarını ve sosyalleşmelerini “Çok konuşma sen’’ diyerek engelledik. Başına bir iş gelecek diye evden çıkarmayarak onları dijital dünyanın kölesi ettik. Yaşayarak öğrenme ihtiyaçlarını, izleyerek öğrenme ihtiyacına çevirdik. Sonra da büyük umutlarla okula gönderdik.   

Akademik başarısı için ne yapabilirim diye kırk kapı dolaştık. Herkesten bir fikir ve herkesten bir bilgi aldık. Vücudunun gelişmesi için bol bol oyun oynaması gereken dönemde de zorla ders çalıştırarak ortaya çıkardığımız bedensel yetersizliğini iyi matematik bilmesine tercih ettik. Gelişimde bireysel farklılığı bilmeden çevremizde ki tüm başarılı çocuklarla, kendi çocuklarımızı kıyaslar olduk. Akademik başarısının düşük olma sebebini de “Benim çocuğum aslında çok zeki öğretmen öğretemiyor.’’ diyerek geçiştirdik. Hatta işi daha da abartarak çocuğun öğrenememe sorununu, öğretilememe sorunu haline getirdik. Doğumundan hemen sonra zihinlerine enjekte etmeye başladığımız sanal dünyayı onlara öğretmen yaptık. Onları oturmak istediklerinde kaldırdık, kalkmak istediklerinde oturtturduk. Oyun çağlarını bile yaşatamadığımız çocuklarımızdan okulda yüksek performans bekledik. Performanslarını yükseltmek içinde çocuklarımızı sınavdan sınava sürükledik. Kazanması zorunda hissettirdiğimiz sınavların arasına; çocuklarımızın çocukluğunu sıkıştırdık. Çocukluluğunu bile yaşatamadığımız çocuklarımızın şimdi adamlıklarına laf söyler olduk.

Çocuk doğumundan itibaren nesnel dünyayı tanımlamak için zihinsel ve fiziksel süreçler içerisine girer. Gelişimi devam eden bir çocuğa yukarda bahsedilenlerin istemi dışında verilmesi gelişimine zarar verir. Bu zarar da yaşamının son dönemine kadar devam eder. Sizden ricam özellikle belli bir yaşa kadar çocuklarımızı teknolojinin size göre nimet ama bana göre zarar veren etkilerinden uzak tutalım. Gelişim çağındaki çocuklarımızı özellikle diğer çocuklarla kıyaslamayalım. Kendi kültürümüzü değerlerimizi öğretelim ve öğrettirelim onlara. Tarihin de çağ kapatıp, çağ açan Fatih gibi bir dedesi varken, onları Amerikan menşeli hayali kahramanların yanlarına özellikle göndermeyelim.

Selam eder saygılar sunarım.