dumanselehattin @ hotmail.com

          Öğretmenler olarak dünyanın en iyi mesleğinin yapıyor olmak dolayısıla bu güne kadar yaşamış olduğumuz hissiyat ve mutluluk kelimelerle anlatılmayacak kadar değerlidir. Ancak her mesleğin yoran ve zamanla yıpratan tarafları da söz konusudur. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde hizmet eden bütün kademelerde ki camia mensuplarına şunu rahatlıkla söyleyebilirim / söyletebilirim ki bir öğretmen için yine dünyanın ve mesleğimizin en güzel yeri sınıftır. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan tüm personel içerisinde sadece öğretmenlikten gelenler bunu teyit edecektir, başka yerlerde çalışıp sonra bir vesile bünyede yönetici olanlar için bu biraz değişkenlik arz edebilir. Çünkü onların bilmediği bir mutluluktan bahs ediyoruz. Bu asla ayrımcılık olarak değerlendirilmemeli sadece Bakanımızın bile öğretmen kökenli olmasının ne kadar süredir haklı özlemini çektiğimizi bir biz biliriz. Bu gün bunun bir çok avantajını da görüyor, yaşıyoruz.

          Bu kadar güzelleme yeterlidir sanıyorum ve devamla diyorum ki; Bir zamalar bir yazı yazmış ve şöyle ifade etmiştim düşüncelerimi. Öğretmenlerin kral olduğu dönemde öğrenci, Öğrencilerin kral olduğu dönemde Öğretmen olmuş talihisizleriz biz. Şimdi ise şartlar yine yeniden başka bir açıdan aleyhimize değişti. Müdürlerin kral olduğu dönemde Öğretmen idik, Öğretmenlerin kral olduğu dönemde Müdürlük düştü kısmete. Aslında en başta söylediklerimizle çelişki olduğunu düşünüyorsanız yazıya yeniden başlayın derim. Çünkü farklı açılardan bakılmaya çalışılan bu küçücük yazı içerisinde bile her halükarda öğretmenlik ve sınıfta olmak en iyisidir demekten başka bir şey söylemiş olmuyoruz.

          Eğer şöyle bir soru takılırsa akıllara cevabını verip yola revan olalım, yöneticiliği beğenmeyen varsa Müdürlüğü bırakamaz mı? El cevap bırakamaz. Makamı en büyük değer olarak gören de bırakamaz, makamı hizmet için millete borç ödeme yeri olarak gören de bırakamaz. Her ikisi de bağlayıcı olur ilgili açısından. Dolayısıyla ya bu deveyi güdecektir ya da bu deveyi güdecektir Müdür.

          Özellikle çalışma arkadaşlarına daha düne kadar aynı işi yapan birisi olarak hemen yanlarından bakmak zorundalığı en önemli vecibe olarak karşısında durur. Onların istek ve beklentileri daha dün kendi istek ve beklentileri idi. Dolayısıyla çabucak unutmamalı ve saygınlık oluşturmak adına her talebe güçlük çıkaran bir yönetici değil daha geniş açıdan bakan bir büyük olarak farklı formüller üreterek çözümün merkezi olmak görevi de üstündedir Müdürün. Talep ve beklentileri karşılamaya yönelik azami gayret karşı taraftan da fedakarlık hissinin neşvü nema bulmasına vesile olacaktır. Ancak yine de elden gelen bir şey olmazsa o zaman meslektaşlarının anlayışına sığınır ki bu gayet normal bir durum arz eder.

          Elbette kurallar ve kaideler vardır ve gereklidir. Ancak tüm kural ve kaideler insan yararı gözetilerek yapılmış olsa da bazen alanda yetersiz kalabilir. Böyle anlarda kurallara bağlılık ayak bağı olacak ise ve o kurallar pozitif yönde insanlar lehine esnetilmez ise yaşananan süreç kural ve kaidelere bağlılık değil bağımlılık olur. Kraldan çok kralcı olanlar gibi kuraldan daha fazla kuralcılık yapılması yönetimsel hataların en zaralısını teşkil edecektir. Yaşanan çağın gereği tüm resmi kurumlarda bir çok uygulama gözden geçirilmek suretiyle yenilenmeye çalışılırken bunu okullar ve eğitim gibi ülkenin can damarı ve geleceğini temsil eden değerli mekanlarda yeterince uygulanamaması travmatik bir eğitim kurumlar / sorunlar zincirini ortaya çıkaracaktır.

          Biz burdan bir kaç adım öteye geçmek suretiyle bu hususa dair cümlelere bir son verelim ve neden Müdürlük ağır bir yüktür, onu ele alalım. Az önce yukarıda değindiğim zorluklara ilaveten okulda her şeyin direkt muhatabının sadece Müdür olmasının, gerek doğal sebepler gerek muhatap kılınma ihtiyacı dolayısıyla bir miktar mecburiyet içerdiğini de değerlendirebiliriz. Ancak hangi ara tüm bu işlere yetişeceği hususunun da aydınlığa kavuşturulması gerekecektir. Sadece gelen resmi yazışmalara hakkıyla zaman ayırıp her birine özen gösteren bir müdürün odasından çıkması hayal olur. Tüm yazışmalar, yarışmalar, projeler, sorunlar, şikayetler ve derken bunlara verilecek cevaplar bir kişinin sadece bunlarla uğraşmasını elzem kılacak düzeydedir. Aksi halde mükerrer iş ve işlemler artarak devam edecektir. Bürokratik işlerin ayak bağı olduğu kadar başka bir sorun yok gibidir.

          Dolayısıyla iş yükü bu aşamada daha patlama noktasına ulaşmış bulunuyor. Tabi bu arada temizlik, güvenlik, teknik işler ve okul memur ihtiyacı vb. derken her okulda aşağı yukarı ortaya çıkan personel sayısı onlar civarına gelip dayanıyor. Tüm çalışan personelin tamamının maaşları ödenecek, ve bunların iş vereni de Müdür. Müdürler asgari ücret üzerinden tam düzene koyarken sene ortasında asgari ücrete gelen azami zam onların derin düşüncelere dalmasını sağladı. Hani veresiye satan tüccarın resminde saçını başını yolan pozisyon ile benzerlik konusu konuşuluyor sağda solda. Yani o günde kadar maaşlara bir şekilde, yol bulabilenler şimdi Aile Birliği başkanları ile kafa kafaya verip kaynak arayışına doğru yola çıkmışlardır.

          Bu çalışanlar temizlik malzemelerini evden getirmeyeceğine göre, ya da kırılan camların / ve diğer okul eşyalarının tamirleri için gereken ödemeleri okul Müdürleri öğretmenlerden toplamayacağına göre nereden tedarik edecektir. Aslında bir çok okullarımızın farklı imkanlara sahip olduğu da bir diğer gerçektir. Ama her halükarda işine geleni duyan ve anlayan ve işine gelmeyeni ise umursamayan bir veli kitlesi oluşturuldu Türkiye’de. Buna en çokta kendi ellerimizle zemin hazırladık. Bağış yasaklarını davet eden uçarı beklentileri olan / güven temin edememiş yöneticilerin engellenmesi ve vatandaş mağduriyetlerinin ortadan kaldırılması hedefi adeta kutsanmış oldu böylece.

          Ancak bu arada hakkı teslim etmek lazım bir çok alanda ödemeler yine bakanlık desteği ile çözülüyor ve bir çok okul bu destekler dolayısıyla ciddi sıkıntılardan uzaklaşmış oluyor. Fakat ne sadece vatandaş desteği ne de sadece bakanlık ödemeleri bir okulun çağdaş, günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanıma kavuşmasını mümkün kılmaya yetmemektedir. Her iki desteğin de en iyi şekilde işlerlik kazanması çok değerlidir. Bu arada okul aile birliklerinin bir çok veli açısından angarya olarak görülmesi, bir kısımları için çevreye imaj yapma merakı dolayısıyla icraat olmadan yer işgal edilmesi gibi tuhaf bir sonucu doğurabilmektedir. Özellikle ekonomik gücü yerinde, sosyal çevresi geniş velilerin bu işe gönül vermesini sağlamak ta yine maalesef Müdürlere düşmektedir.

          Aile birliklerini holding patronu gibi yönetmeye kalkışmak ne kadar kurum yöneticileri açısından sakıncalı ise, Aile birliklerinin de yöneticileri sadece denetim yetkisi çerçevesinde ele alıp kendi bildiklerini okumaya çalışan ayrı bir öbek olduklarını sanarak yok saymaya kalkmaları da en az o kadar mahzurlu ve kurum açısından bir çok kaybın oluşmasına zemin hazırlayıcı tehditlerdir. Okulu velisiyle, aile birliği ile, öğretmen, öğrenci ve yöneticileriyle beraber bir bütün olarak görmek zorunluluğu vardır herkesçe. Okulun fiziksel imkanlar açısından zenginleştirilmesi, öğrencinin okula gelirken heyecan ve mutluluk ile ulaşacağı bir ortam olarak hazır hale getirilmesi için çok büyük çabalar gösterilmesi gereken bir zamanı yaşıyoruz.

          Dövlet versin, yapsın diyen ve her şeyi Müdürlerden bekleyen bütün etken olması gereken adresler bu hissiyat ile sorumluluklarından kurtulmuş olmazlar. Özellikle çevrede varlık gösteren tüm sivil toplum organizasyonları okullardan istifade etmeyi düşünebildikleri gibi okula faydalı olmayı da ön planda tutmalıdırlar. Okulun yanı başında bulunan dernek okulla irtibatını kendine sağlayacağı yarar üzerinden ele alırken her istediğine yasal süreçler tamamalandıktan sonra ulaşma aşamasını da geçince okula yarar temini kısmında tüm bağlantılar kopuverir hale gelmektedir. Bazı kurumlardan istenen desteklerin maalesef evet cevabına rağmen yerine getirilmemesi, ya da en azından nezaketle reddedilmesi tüm yöneticilerin heyecanına zarar vermektedir.

          Devletin yaptığı, yaptırdığı ve yine delete ait okulların tapu işlemlerinde Okul Müdürünün T. C. Kimlik numarası üzerinden iş yapmak ta nedir Allah aşkına. Okulun arazisi hazine, yapanı Toki ya da bir hayır kurumu ve şahıs, ama Tapu işlerini yapmak için koşturma da Okul müdürünün üzerinde. Kendi evinin bile işlerini takip etmeye, faturalarını ödemeye, çocuklarını hastaneye götürmeye dahi fırsat bulamayan, Öğretmeni hasta olduğunda ziyaret için ya da Öğrencisinin bir derdi olduğunda birebir ilgilenmek için ayırması gereken zamanını bürokratik yazışmalar ve ilgisiz / yersiz işlere koşturmak üzere ayrıması çalışmada ve sürgit zamanda yorgunluklar oluşturmaktadır. Okul ihitiyaçalarını tedarik için harcanan zamanları söylemiyorum bile.

          Özellikle yerel yönetimlerin önemli miktarda destekleri dolayısıyla okullar bir çok açıdan rahat nefes alacak bir duruma ulaşabilmektedir. Dolayısıyla bir kaç zaman önce dile getirilen yerel yönetimlere teslim edilme düşüncesi de artık gündemden düşmüş gibi durmaktadır. Belki de yine daha önce fikir olarak başaklarının da ifade etmiş olabileceği gibi okul yönetimlerinin ekonomik yüklerden kurtarılarak sadece eğtim öğretime yönelmelerini sağlayacak formülleri konuşmanın zamanı gelmiştir. Okullarda yarıdıma muhtaç öğrencilerin tespiti, yapılacak çalışmaların sürdürmesi dahil her şey Okul Müdürü’ nün omuzlarına yıkılmış gibidir.

          Okullar milletindir, devletindir ve onlara yine en çok bu iki güç her anlamda sahip çıkmalıdır. Gerekirse bu hususu tüm sorunların ötesinde, öncesinde ele alıp bir takım çözümler üretmenin zamanı gelmiştir de geçiyor bile. Okullara yönetici aradığımız şu günlerde en çokta bunu aramak yani okulları toplumun saygı duyduğu ve herkesin değer verdiği ve faydalı olmak için can attığı yerler haline getirmek gerekir diye düşünüyorum. Yoksa eğitimden habersiz bir kısım velilerin manasız istekleri karşılık bulmadığında Cimer, üst amirler vb. şikayet etmesi, kurum içerisinde sorumlulara parmak sallayan veliler ve bunların cevaplanmasına ayrılan sürede bir çok şeyi kaçıracağız maalesef.

          Eğitimi; süreçleri tehdit eden ve yolları tıkayıp yürüyüşü güçleştiren eğitimsizlerin elinden kurtarmadan yapabileceğimiz şeylerin çok yararı olmayacaktır.

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          10.02.2019 03:45