cvtykgm @ gmail.com

       Her şeyin bir namusu vardır. Fikrin, İmanın, Kalemin ve Kanunun. Düşüncenin, fikrin namusu doğru olduğunu fark ettiği bir hakikatin her ne pahasına olursa olsun tasdik edilmesi, yanlış olduğunu fark ettiği şeyin ise reddedilmesi olmalıdır. Günümüz insanından beklenmesi çok zor bir durum olsa da hakkın teslimi açısından insan onurunun gereği bu, fikrin haysiyetinin korunması vazifesi her bir bireyin özen göstermesi gereken bir değerdir.

        Kanunlar ise insan eliyle yapılırken her tür dikkate rağmen eksik ve açık alanlar barındırılar. Koruması gereken kanunlar bir zulüm aracına döndüğünde onların da namusu kirlenir. Her ne pahasına olursa olsun savunulacak yegane şeyin adalet olduğu düşüncesi ise hukukun namusudur. Hukuk ile kanunun aynı şeyler olmadığı ise izahtan varestedir. Çünkü Hitleri yaptığı zulümler dolaysıyla gömen çağdaş insan onun yaptıklarını çıkardığı kanunları aracılığıyla yaptığı bilgisini gizler ve hatta kendi yaptığı kanunları sebep olduğu zulümlere rağmen savunursa o zaman insan haysiyeti ve hukuk kanunun namussuzluğuna kurban edilmiş olur.

      Bu güne kadar bir çok değerli kalem özellikle kadını koruma kanunu olarak arzı endam etmiş olan 6284 sayılı kanun hakkında ve bunun paralelinde yürürlük kazanmış olan ailenin temeline konmuş ortak iki paydaş bomba olan İstanbul Sözleşmesi hakkında yazılar yazdılar, feryatlar ile dert anlatılmaya çalışıldı. Ancak nedense duyması gereken adresler açısından kulaklar tıkanmış kimse duymuyor bu feryatları. Hatta daha fecisi her geçen gün biraz daha ileri adımlar atılarak adeta millete meydan okuyan bir kafa karışıklığı hissi uyandıran bir süreç yaşanıyor.

       Kutsal olan ve olmayan nedir diye bir sıralama ya da öncelikler açısından ne durumda olduğumuzu unutuvermişiz gibi bir durumu yaşayoruz. Hem de millet millet diye diye o makamlara gelmiş siyasilerin bu şekilde vurdumduymaz tavırlarını ve sırf kendi partisi olduğu için eleştirmekten bile adeta acze düşen ve hatta bu yanlışlara rağmen aynı yanlışları eleştiren akil insanalara hakarete etmeye varan tutum ve tavırların varlığını hayretle takip ediyoruz. Aile paramparça edilirken koca koca İslami Oluşumlar kör sağır ve dilsiz olmuşlar ki en acısı da bu maalesef.

        Kutsal olan Ailedir. İnsandır. Aileyi insan merkezli olmaktan bağımsız halde ele alırsanız ya da başka bir ifadeyle aileyi istenmeyen bir şekilde ögelerine ayırırsanız yaşanan felaketin boyutlarını kavramakta zorlanırsınız. Aile içinde ki Kadın'ı eşinden korumak isterken onu aynı zamanda gerçek anlamda savunmasız bıraktığınızı anlamayacak kadar körelirsiniz. Erkek (Koca) figürünün koruyucu olduğu cümlesine karşı sorumsuzca kadını erkekten kim koruyacak diye feministçe bir cümleyi toplumun her zerresine zerk ederseniz elinizde boşanmış olmakla kalmamış toplumu her anlamda zehirleyen erkekler ve kadınlar da üretmiş olursunuz.

        Bir kadını eşinden korumak kimsenin haddi değildir. Eğer kadın hakkıyla eş olmuş; Erkek adam gibi hakkıyla koca olmuş ise. Aile içerisinde kolayca çözülebilecek her tür sorunu devlet meselesi haline getirip iki canı karşı karşıya getirmeye başlar ve hatta Allah’ın emrettiği arabuluculuk gibi hayati bir uygulamayı bile yasaklarsanız olacak şey bellidir. Ki kendi çıkardığını yeni yasal düzenlemelerle bir çok anlaşmazlığı sair tüm alanlarda en hızlı, sonuca ulaştırıcı bir yöntem olarak kullandığınız son derece akılcı bir uygulamanın aile meselelerinde kullanımını yasaklamak hangi akla hizmet anlamak mümkün değildir.

         Boşanmış erkek te kadın da toplumun baş belasıdır. Her anlamda ahlaki çöküşün zemini hazırlayacak olan şey budur. İnsanlar bedensel olarak cinselliğe ihtiyaç duyarlar. Zaruri bir ihtiyaç olan ve giderilmesi için meşru yolların tıkandığı bir toplumda baş gösterecek en mühim felaket boşanmış ve yeniden evlenmeyi bir yük olarak görecek olan kadın ve erkeğin gayri meşru yollarla bu ihtiyacını gidermesi durumunu yaygınlaştırcaktır. Meseleye ömür boyu nafaka ya da koruma tedbirleri açısından evinden çocuklarından uzaklaştırma cezası dolayısıyla eninde sonunda öfke nöbeti ile eşini öldüren cani ve katil erkekler üreten bu tür yasaların asıl hedefleri ya da sonuçları açısından yaklaşılması gereğine işaret etmek istiyorum.

         Ve aslında temel sapmayı ya da orijinal amacı ıskaladığımızı düşünüyorum bir başka açıdan bakınca. Aile ya da evlilik bir akitleşmedir. Bir sözleşmedir. Karşılıklı olarak birbirlerinin bedeninden, aklından, becerisinden yararlanılarak yeni nesiller yetiştirme üzerine yapılan bir akittir evlilik. Bedenden yararlanma kısmı açısından cinsel hayatın varlığı bir gerçek ise evinden uzaklaştırılan erkek ya da boşanması önünde ki engeller bir bir kaldırılan kadın boşanma sonrasında cinsel ihtiyaçları için kendince uygun olan adaylar arayıp bulmakta ne kadar zorlanacaktır.

         Otuzlu yaşlarda boşanmış bir bayan kendisine çevresinde ki yaşça büyük bayanlardan yapılan ‘’ Kızım seni evlendirelim ‘’ teklifine hayır abla düşünmüyorum cevabını verdikten dört ay sonra aynı kişiye gebe olduğu için çocuğu aldırmak üzere yardım etmesi istemiyle başvuruyorsa ne denir? Helal olan evlilik için düşünmediği beyanını sunan kadın evli bir erkekle olan gayri meşru beraberliği sonucunda hamile kalınca bu sorumluluk kime ait olacaktır. Ya bu durumda diğer kadın da eşinin aldatması dolayısıyla boşanmak isterse ne olacaktır. Tüm bunların hesabı tek tek sorulmayacak mıdır tüm toplum fertlerinden.

          Namussuz insan sadece kadın üzerinden değerlendirilmesin diyenler son derece haklıdırlar. Namussuzluk bulaşıcıdır. Olduğunda ne kadını ne erkeği ayırır. Ne yapanı ne sebep olanı ne seyredeni ne de rıza göstereni ayırt etmeden herkese bulaşır. Sadece günah ya da sorumluluk olarak kastetmiyoruz. Fiilen de bulaşıcıdır. Israrlı bir davet karşısında sağlam durabilecek kaç babayiğit erkek kaç anayiğit kadın bulunabilecektir bu zamanda.

        Aslında bu tür günahlar için yakışıklı ya da güzel falan olmak ta gerekmiyor anlaşılan. Artık televizyonlarda sadece filmlerde ve dizilerde zina edenleri görmüyoruz. Gündüz kuşağında yayınlanan programlarda gerçek hayat hikayeleri işlenen programlarda art arda gelen itiraflar sayesinde her yerde hem de her türden ahlaksızın ekranlarda arzı endam ettiğini görür oluşumuz bunun bir kanıtı. Ne kadın bulunmaz hint kumaşı ne de erkek. Ama canının her istediğini yapma arzusundan başka değeri kalmamış bir çok ahlaksız kişi bunları yapmaya devam ediyor.

         Çünkü zina da suç değil artık. Önce Anayasa Mahkemesi zinayı suç olmaktan çıkardı, sonra da çıkarılan ceza kanunu ile tescillendi. Namussuz kanun yalnız değil anlaşılan. Toplumu ne cinsel anlamda ne dini anlamda ne ekonomik anlamda ne de düşünce açısından yasal düzenlemelerle namuslu yapamayabilirsiniz belki ama namussuz yapılabildiği aşikar. Her anlamda namuslu ve değer sahibi toplumlar ise eğitimle ancak mümkün olacaktır. Tüm öğretmenler ahlak abidesi olsa aileler, bireyler, anneler, babalar namuslu olmadıkça veya bu konuda eğtimin samimi birer paydaşı ve uygulayıcı ve denetçileri olmadıkça sonuç yine sıfır olacaktır.

Vesselam

Cevat YEK

01.12.2019 03:36