dumanselehattin @ hotmail.com

         Mamut Balcı Hoca'nın Aziz Hatırasına

          Yakın zamanda kaybettiğimiz iki eğitimcinin arkasından onları hayırla yad edecek bir kaç kelam etmeyi bir vazife addediyorum. Bundan yıllar önce hiç tanımadığım bir eğitimci olan Kadir Kuş hocanın ardından yazılanlar beni çok etkilemişti. Vefatı sonrası bu kadar hüzünle ve hayırla yad edilmek her kula nasip olmaz her halde demiştim. Eğer tüm eksikliklerimize rağmen ülkede inanılmaz insanlar yetiştiriliyorsa bu böyle eğitimciler sayesindedir. Samimiyet ve aşkla ömrünü öğrencilerine, okullarına ve eğitime adamış insanlar eğitimin asıl ve en temel başarı hikayelerinin gizli kahramanlarıdır.

          İbrahim Mutlu;

          Çalıştığı tüm kurumlarında ve eğitim camiasında sevilen sayılan vakur ve beyefendi kimliği ile öne çıkmış bir kişidir. Vefatından kısa süre önce tedavi sürecini duymuş ve ilk fırsatta ziyaret etmeyi planlamıştım. Ancak kısmet olmadı. Okullarda ki yoğunluğu anlatmaya gerek yok. Günün nasıl geçtiği hatta haftanın nasıl bu kadar erken bittiği sorularının arkasında ki sebep iş yoğunluğunun istirahat etmeyi bile güçleştirmesinden ibarettir. İbrahim Mutlu hoca ile mesai sonraları denk geldiğimiz bir çok seferde sağlık sıhhat sorgu sualinin hemen arkasından iş güç yoğunluğu konunun merkezine otururdu.

          Çalışma hayatının en güzel taraflarından biri de hesapsız merhaba, muhabbet edebileceğiniz insanlarla kısa sohbetlerdir. Bizim hem samimi selamlaşmalarımız hem onun içten tevazu içre tebessümü sadece bize yönelik değil aynı zamanda tüm muhataplarına yönelik olması bakımından değerliydi. Ülkesine hizmet esnasında görevi başında vefat edenlere bu anlamda vazifesi ile alakalı olarak bir övünç madalyası benzeri bir taltifin yapılarak geride kala ailesinin kederi bir nebze hafifletilmelidir. Özellikle de çalışma ahlakı yüksek bir memnuniyet oluşturan ve mesleğinin etik değerleri hususunda hassas olanlar için bu evveliyetle düşünülmeli ve uygulamaya geçirilmelidir.

          Mahmut Balcı;

          Mahmut Balcı hocaya gelince onunla tanışıklığımız taa benim Erzurum İmam Hatip Lisesinde öğrenci olduğum yıllara kadar dayanır. Hoca ile ilgili, eğitimciliği, kitabevi işletmeciliği, yayıncılık ve yazarlığı ve dostluğu konusunda yazacak o kadar çok şey var ki neredeyse bir kitaba konu olabilirilik bir hacmi barındıracak düzeydedir. Ancak biz bir yazının müsade ettiği kadarı ile iktifa edeceğiz el Mecbur.

          Tekyay Kitabevi Yılları

          Erzurum'da okumuş ister üniversiteli ister liseli kim olursa olsun mutlaka ayağının düşeceği bir yer özelliği taşıyan bu kitabevi yıllarca aynı mekanda ve zor şartlar altında hizmet sunmaya devam etmiş bir ocak idi. Daha o günlerden yayıncılığı kafasına koyduğu kitabevine verdiği isimden de anlaşılmaktadır. Soğuk kış günlerinde bazen paranızın yetmemesi gibi durumlarda bir kenarda kurulu soba üzerinde demlikte kaynayan çayın da ikram edildiği ve ayak üstü özet alır gibi okunan kitapların lezzeti ve o kitap kokusudur Mahmut Balcı. Ah keşke bu gün o kokuları yeniden teneffüs edebilsek ve böylece nice güzel hatıraları yenilesek / yenilensek.

          Mahmut abi sadece kitap satmaz bazen ücretsiz, karşılıksız muhabbetlerde bilgi ve kıymetli muhabbetleri paylaşır, kitap tavsiyeleri yapar hatta bazen işlerin iyi olmadığını onun kitap sunma / satma heyecanından ya da azıcık suskunluğundan anlardınız. Bazen ehli keyf sohbetlerin arasında düşünce farklılıklarınızı fark eder ama her şeye rağmen severdiniz onu. Bir ara kardeşi ibrahimi getirmişti Antep’ten. İbrahim yaş olarak bize daha yakın olduğu için onunla sardırmıştık bir ara. Alırdık sonra öderdik. Bazen paranın yetmediği durumlarda onun cesaretlendiren sevecen haliyle aldığımız kitapların ne kadar değerli olduğunu gün gibi hatırlarım.

          Liseden sonra Konya İlahiyat macerası başladığında sadece yazları görüşür omuştuk ama her fırsatta uğrar yoklardım yine farklı bir takım kitapları bulmak için. Her ne kadar büyük şehirlerde o günlerde bulunabilen bir çok yeni eser Erzurum’a bir çok sebeple geç gelse de bazen o zaman farkının hoş muhabbetleri de olurdu. Hem de bunlar bile sadece muhabbetin demine karanfil kokusu gibi düşerdi. İstanbulda Hukuk Fakültesi öğrencisi olan abim yaz döneminde geldiğinde bir kaset tiyatrodan ( Bant Tiyatrosu) bahs etmişti. O zaman çok moda idi ve bizim camiadan akranlarımız iyi bilirler '' Patagonyanın Sesi '' vardı ilk çıkanlardan. Çok tutulmuş ve büyük bir heyecanla yenilerini beklemeye başlamıştık.

          Eyvah İrtica. Evet bilenler bilir gerçekten çok güzel bir çalışma idi ve neredeyse herkes merakla bekliyordu bu tarz çalışmaların devamını. Abimle beraber gittik Tekyay’a. Mahmut abi bir grup kitabında dizili olduğu yüksekçe bir masa benzeri bir yerin arkasında. Ben diğer kardeşlerden daha çok gittiğim için selam kelamı başlattım. Heyecanlıyız ya birazcık kapı önünden sorar gibiyiz ve gelmişse alıp eve gidip dinlemeyi planlıyoruz. Ben;

          -Mahmut Abi Eyvah İrtica geldi mi? dedim. Mahmut Abi büyük bir ilgiyle diğer Bant Tiyatrolarından bahs ederek tavsiyede bulundu ve Eyvah İrtica çıkmadı henüz dedi. Son derece normal bir cevaptı. Çünkü her yayınlanan ürün en erken iki üç ay sonra gelirdi Erzurum’a. Ve ogün ki şartlarda bir çok gazete ve dergide reklamları da çıkıyordu. Yani herkes biliyordu ve bekleniyordu ama henüz teşrif etmemişti Erzurum’a. Abim de muhabbete dahil oldu ve dedi ki;

          Ben dinledim, çıktı. Tabi abimin İstanbul’da öğrenci olduğunu duyunca karşılıklı gülüşmeler oldu.

          Üniversite Kitabevi

          İşinde ve ilişikilerinde olabildiğince samimi, ölçülü, her anlamda iyi diyaloglar kurmayı başaran bir kitapçı ve eğitimli bir kişi olarak o yıllarda çok büyük bir atılımla şehrin göbeğinde kocaman br kitabevi açmış ve ben yaz tatili için geldiğim zaman gödüğümde şaşırmıştım. Meğer artık Tekyay Kitabevi yerinde yok ama süper bir kitap ve çeşitli neşriyatın yer aldığı büyük bir iş yeri faaliyete geçmiş. Ve o küçük kitabevine sığmayan kocaman yürekler kendilerine daha nezih ve müreffeh bir dem ortamı bulmuşlar. Aynı düzen ber devam bir çok insanı kitapalarla buluşturan bir değeri kazandırmıştı Erzuruma. İlk kitabını da hemen öncesinde yayınlamıştı yanılmıyorsam. Tekyay’lı yılların son zamanlarında.

          Erzurum’a yolu düşen, davet edilen yazarlar, söyleşiler, imzalar düzenlenen bir kültür merkezi gibi faaliyet gösterdiği bilgileri hafızamda var. Daha sonra uzun bir süre uzak bir yere atanmış olmam dolayısıyla görüşemedik. İstanbula geldiğimde kendisiyle karşılaştığımda büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. İki sebepten biri onun istanbul olduğunu bilmiyor oluşum. Diğeri ise benimle meslektaş hatta branşdaş olduğunu öğrenmem idi. Meğer biz tanıştığımız yıllarda o da İlahiyat öğrencisi imiş. Tabi çok eski tanışıklığın verdiği bir muhabbetele yeniden görüşmelere başladık.

          O bana göre artık elit tabakada bir çok kişinin iyi tanıdığı bir yazar olmuş ve yazarlar ile şairler ile takılıyordu. Hakkını yemeyelim beni de bir kaç yazar ve şairle tanıştırmıştır. Fakat üzerinde çok yakışan Mahmut abi kimliği hep üstünde idi. Beni bir çok yere davet etmiş, bir çok yerde farklı kanallarla davet edilmiş olarak rastlaşmalar sonrasında daha sık görüşmeye başladık. Her zaman mütevazı kimliği ile ve neşeli hali ile aklımda yer etmiş olan bir güzel dost, her türlü zenginliğin üstünde bir değerdir. İstanbulun iki yakası benim Avrupa yakasına taşınmamla birleşti ve biz bir çok programa beraber gitmeye başladık.

          Kendi görev yaptığım okullara davet ettiğim zamanlarda özellikle değerlerimiz üzerine öğrencilerimizle söyleşiler yaptık. Her bir çalışmada azminin sürekli canlı olduğunu görmek hoş bir heyecan hissi oluşturuyordu. Ta ki öğretmenlik mesleğinin en ilginç deneyimleirini yaşadığımız yöneticilik zamanına kadar. O günden sonra her geçen gün biraz daha üzerinde yorgunluk izlerini fark etmeye başalamıştım. Zamanla neler olduğunu paylaştı benimle de. Ömrünü din, inanç, değerler, kültür, irfan, yazı ve yayıncılığa adamış ruhen ve bedenen genç ve en verimli zamanında kendisini kaybetmiş olmanın derin teessürü ile şunu açıkça ifade etmeliyim.

          Mahmut abi gibi eğitimciler en az Hababam Sınıfı filmlerinin meşhur Mahmut hocası kadar tüm ülke sathında tanınmalı ve gençliğimiz bu rehberler eşliğinde eğitim camiasını tanımalı. Özellikle yaşadığı süre boyunca kimseyi bilerek incitmeyeceğine emin olduğum naiflikte bir insan olarak Mahmut Hoca’nın adının ve mütevazi eserlerinin yaşatılması ve ahir ömründe yaşadığı üzüntülü süreçle ilgili eğitim camiası olumlu olarak aydınlatılmalıdır. Mahmut Hoca’yı tanıyan herkes onun itibarının yerinde olduğunu bilse de bu vazife yapılmalıdır. Nasıl Olmak gerektiğini bilerek, okuyarak, yazarak, anlatarak yaşamış ve adeta Nasıl Ölmek gerektiğini de öğreterek bize veda etmiştir.  

          Yorgun bir değer olarak aramızdan ayrılan değerli dost, abi, Hoca ve Yazar Mahmut Balcı, İbrahim Mutlu ve Kadir Kuş Hocaların nezdinde tüm merhum eğitim erlerine Allah’tan Rahmet diliyorum.

          Bizi biz yorduk. Bizi birbirimizle vurdular. Dünyevilik, Hırs, Şeytan ve Nefislerimiz.

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          21.03.2019 02.00