cvtykgm @ gmail.com

EY ADEMOĞLU

Birebir her bir bireyi muhatap alan bu şekilde başlayan ayetlere bakma ihtiyacı duydunuz mu bu güne kadar bilmem. Ama son zamanlarda gündemimizi haklı haksız ya da yerli yersiz işgal eden imamoğulları, islamoğulları vb gereksiz bir çok detay dolayısıyla, özelde herkesi ilgilendiren bu ayetleri okumaya davet niyeti hasıl oldu bende. Çünkü yerli yersiz derken hem gereksizliği hem de her anlamda dış kaynaklı yöneltme ve yönlendirmelerin olduğuna emin olduğumuz iki yanlış adreste çok zaman harcadığımızı düşünüyorum.

Yaşanan bir seçim süreci ve ardından dinmek bilmeyen değerelendirmeler ciddi anlamda kafa şişirdi. Yetmezmiş gibi hemen ardından Hz. Hatice annemizle ilgili maksadı aşan cümleler kuran islamoğluna saldıranlar ve savunanların goygoyu iyice zihnimize dumur getirdi. Allah aşkına insanın kendisinden daha önemli ne gündem olabilir ki. Kendisine en yakın olanın ve kendisinin ve sahip olduklarının da sahibi olana kulak vermek bu kadar mı zor?

Andolsun ki biz, insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Karada ve denizde taşıtlara yükledik ve temiz yiyeceklerden onları rızıklandırdık. Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık. İsra :70

Üstün olarak yaratılmış olan ve akılla donatılmış olan bir insanoğlunun öncelikli gündemi ne islamoğlu ne de imamoğlu olmamalıdır. Herkesin imamlığı da islamlığı da kendine. Kimse kimseyi ne İslam’a ne Kur’an’a davet etmemektedir. Hiç bir kul ya kendisine kul ya da kendi menfaatine hadim başkaca kullar aramaktan vaz geçip sadece Allah’a kul aramak derdinde değil maalesef. Davetin, Din’in sahibi Allah, Davetçisi ise Peygamberler olmak ve vazifelerini yapmış olmak dışında başka bir gerçeğin olmadığını anlamak için daha ne kadar kafamızı taşlara vuracağız Allah bilir.

Bu yazıda ne genel anlamda İslami çalışmalar yapan az sayıda samimi camia, cemaatler, tarikatlar ya da samimi bir kaç bireyin kastedildiği anlaşılmasın. Bu arada az sayının içinde kendini görenlerde diğer olumsuz yapıya dahil olurlar. Bir kişi ya da topluluğun hak olduğu ,hak yolda olduğu kendilerince ya da kendi tabiilerince ifade ediliyorsa orada sıkıntı vardır demektir. Bir başkasının sapkınlığını ön plana çıkarma gayretinde olanlar da aynı kefede olacaklardır.

Öncelikle her insan hakkı veya batılı tercihte serbest kılındığına göre seçiminde özgür olduğu gibi seçtiği yolun gereği gibi yaşamakta da özgürdür. Bu hak olduğu gibi batıl bir yol da olabilir. Kimse kendi HAK’kını başkasına dayatmamalıdır. İslama göre zorla, kerhen bir kişiyi müslüman yapmak mümkün de makbul de değildir. Kaldı ki başka inançlara mensup olanların müslümanlara baskısını fitne olarak ifade etmiş olan ayetlerin sahibi Allah’tır. Ve fitne kaldırılması gereken bir dini vecibedir. Öyleyse; isterse bizim inancımızın tam zıddı olsun onun da hakkı hayatını savunmak görevi bizimdir der ya Mehmet Akif İnan.

Netice itibariyle siyaseten bir beldenin yönetimi için seçilen bir kişinin fikri, inancı ne olursa olsun onun yanında olmak ta karşısında olmak ta din değildir. Batıl ile mücadelenin bizzat kendisi din değildir. Dinin hükümlerinden bir hükümdür ama onun da içeriği olabildiğince geniştir ve metodları çokça fazladır ve bu alana hapsedilemez. Hele hele bu mücadeleyi başka bir fikri veya siyasi oluşumun kazanması uğruna yaparken çok daha özenli ve dikkatli olmak gerekir. Meseleyi siyasi bir mesele olarak ele almak başka dini bir kimliğe büründürmek bambaşkadır.

Ne ki diğer yapı olan siyasi oluşumun genel tanımı da zaten Muhafazakarlık zeminine oturmuşken. Burada yeri gelmişken şunu ifade edelim. Mevcut siyasi ayrışmada ki taraflardan birinin diğeri için; ülkeyi İslami kurallarla yöneteciği veya toplumu muhafazakarlaştırdığı gibi ipe sapa gelmez korkuları ile diğer tarafın ülkeye İslami bir düzen kuracağını ve Şer’i Şerifi hakim kılacağını umanların umutları da aynı şekilde iler tutar yanı olmayan heveslerdir. Toplumsal duyarlılık merkezlerine hassasiyet gösteren bir yönetimin varlığı biz gereğinden fazla mutlu edince kalp gözlerimiz kapattık.

Biz müslümanların tek derdi olmalı idi. Nizamı Alem, ya da Osman Gazi’nin dediği gibi İ’lay-ı Kelimetullah. Bu hedefimizden şaştığımız yetmezmiş gibi batılı ve onun oyuncaklarını da hak sanmaya başladık. Kendi hayatına İslam’ı hakim kılmamışların ne başkalarına ne ülkeye ne de dünyaya Nizamı Alem getirmeleri mümkün değildir. Hele ki bir de dini meselelerde dahi üç yaşında çocuk mesabesinde kalmış bir toplum için söyleyecek söz yok diye düşünürüm.

İslamoğlu meselesi...

Gelelim islamoğlu meselesine. İslam'ın kesinlikle bir oğlu yoktur. İslam'ın inananları ve kafirleri vardır. Her oluşumun diğerlerini eleştirdiği ve kendilerinde birebir bulunan yanlışlarını görmemelerinin tek sebebi de islamın inananı değil de bağlı oldukları yerin inananı olmalarından kaynaklanıyor. Her müslüman aynı zamanda Batıl bütün inançların da Kafir’idir. Öyle de olmalıdır. Hatta mü'min önce küfreder sonra iman. Önce bütün Batılları reddeder sonra Hak’kı kabul eder. Kelime-i Tevhid bunu en açık delilidir.

Kişi ya dinin inananıdır ya da bağlı olduğu organizasyonun. Neden bu kadar ağır ifade kulandığımı kısaca ifade edeyim. Bir diğerinin yanlışı üzerinden pirim yaparak taraftar toplamak siyasettir. Doğası gereği siyaset yapanların bir diğeri ile kendini ifade etmesi söz konusudur. Ancak bir kişi aynı inancı paylaştığı bir başka kişi ile sadece ve sadece karşısındaki kişiye negatif bakış açısı ile bakıyorsa; onlar din kardeşi değil oluşumunun kulu ve kaşıdakinin düşmanıdır. Mü’mine düşmanlığı öğreten bir yapının genel İslami prensipleri bile isteye terk etiğini görürüz.

Böylelikle herkes kendisine en yakın bulduğu camiaya bu gözle bir kez daha baksın. Bakalım Allah’ın üstün yarattığı insan merkezinde bir bakış açısı var mı, yok mu? Ya da Allah’ın dinine sahip çıkma dürtüsüyle kendi nefislerimize mi azami değer yüklüyoruz? Bir başkasının yanlışı üzerinden kendini ve din anlayışını tanımlayanlar bir müddet sonra tanımsız da kalabilirler. Nitekim yükselen akışa göre meyil kazanan bir insan ve fikir gerçeği söz konusudur. Çok minki bir örnek verelim.

Fetö Paralel bir siyasi yapı olarak değerlendirilenceye kadar ve devletle savaşmaya başlayıncaya kadar kaç tane yürekli ‘’ Alim ‘’ (!) çıkıp bunların Paralel bir din kurduğunu, oluşturduğunu söyleyebildi. Maalesef olayların seyri, olması gerektiği gibi önce alimlerce tanımlanıp sonra siyaseten tavır alınmamış bilakis tam tersine siyasi tanımlamadan epeyce sonra bu değerlendirmeler yapılabilmiştir. Tabii olarak toplumsal alanda iş işten geçmiş bir çok insan o sele kapılmış ve inanç olarak sapkınlığa batmış hale gelmiş oldu.

Son söz yerine ‘’ Kişi devletin dini üzeredir. ‘’ Nasıl olur demeyin. Boşuna Türkiye’ye Laiklik esasını getirmediler. Böylelikle başlarda kimsenin kabul etmediği ama zamanla herkesin bir şekilde kabullendiği bir değer haline geldi. Muhafazakar partilerin bile Laiklik konusunda tutumlarının en aşırı uçlarda olanlarla kabul zemininde buluşmasının da, buna rağmen yüzde doksanlar düzeyinde seçmen kabulünün varlığının da gösterdiği en açık hakikat budur. Toplum bu meseleyi kabullenmiştir. Hem de bu kadar bulunmaz hint kumaşı alime, hocaya rağmen.

Vesselam

Cevat YEK

06.08.2019 04:37

Not: İkram niyetine diğer ayetleri de okursanız sevinirim.

Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah'ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar. Araf:26

Ey Âdemoğulları. Şeytan, ana babanızı, çirkin yerlerini onlara göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de (şaşırtıp) bir belaya düşürmesin! Çünkü o ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz, şeytanları, inanmayanların dostu yaptık. Araf:27

Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez. Araf:31

Ey Âdemoğulları! Size içinizden peygamberler gelip âyetlerimi anlattıklarında, kim Allah'tan korkar ve kendini düzeltirse, işte onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Araf:35