Veliler dertli, çocuklar canından bezmiş vaziyette.

Birinci sınıf öğrenci velilerine verdiğim seminer sonrasında bir veli gelip “Hocam, dün çocuğun ödevi gece saat birde ancak bitti” dedi. Onu duyan başka bir veli  “Bizimki de ödevini ancak gece birde bitirebildi” diyerek onu onayladı. Bir başka veli iç çekerek “Çocuğum hafta sonu çok hastaydı. Hasta hasta ödevini bitirmesi için zorladık ama zavallı bitiremedi. Öğretmeni bunu bildiği halde, ödevini tamamlamadı diye çocuğa kızmış. Hafta sonunda yapamadıklarını, hafta içindeki ödevlerine ekleyip yine bitirmek zorunda kaldık. Çocuk perişan oldu” diyerek yakındı.

İki yıldır özelikle birinci sınıfta çocukları olan velilere seminer veriyorum. Her seminer sonrasında yaşadığım bir durum. Veliler etrafımı sararak bu tür şikayetlerini dile getiriyorlar. Bunu söylerken de öğretmenlerinin bundan haberdar olmalarından korktuklarını yüzlerinden kolayca okuyorsunuz.

Ödevler işkenceye dönüyor.

Birinci sınıftaki çocukların henüz el kasları yeterince gelişmemiştir ve  özellikle yazma çalışmalarında zorlanırlar. Bu nedenle uzun süre yazma çalışmaları yaptırmamak, yazma yaparken ise çalışmaya zaman zaman ara vererek ellerini dinlendirmek gerekir. Bu bilimsel gerçekliğe rağmen 6 yaşındaki çocuklara saatlerce sürecek ödevler verilmesi zulümdür.

Bu yaş çocuklarının sosyal gelişimleri, bilişsel gelişimleri kadar önemlidir. Bakanlık, ilkokulun haftalık ders programını çocukların gelişim özelliklerini dikkate alarak hazırlanmıştır ve her gün iki dersi oyun ve diğer fiziksel etkinliklerle geçirmeleri gerekir.

Durum böyle iken maalesef öğretmenlerin çoğu oyun ve fiziksel etkinlikler ve serbest etkinlikler yapılması gereken saatlerde bile okuma-yazma çalışmaları yapmaktadırlar. Yetmedi bir de  saatlerce sürecek ev ödevi vermektedirler. Sonuçta çocuklar günlerinin çoğunu maalesef yazma çalışmalarıyla geçirmektedirler.

6 yaşındaki bir çocuğun okula gidip döndükten sonra kalan tüm zamanı yine ödevlerle geçirmesi, oyuna hiç zaman ayıramaması, ailesiyle birlikte zaman geçirememesi, gece yarılarına kadar ödev yapması ve ödevlerini bitirmesi için velisi tarafından baskı altına alınması işkence değil de nedir!

Siz, iki sayfa “l” harfi yazan çocuğun kaç tane “l” yazmak zorunda kaldığını hiç hesapladınız mı? Bir çocuk “l” senini yazarken ben merak edip saymıştım. Bir satıra yaklaşık 20-25 tane “l” yazıyordu. Bir sayfada 600’ün üzerinde “l” yazmıştı. Bu sesin öğretimi sürecinde kim bilir kaç safa daha aynı sesten yazmıştı. Durup düşünmüştüm, zaten bu sesin hem okunuşunu hem de yazılışını bilen bir çocuğa binlerce  “l” yazdırmanın ne faydası olur diye….

Ödevler, niteliksiz.

Öğretmenlerin verdikleri ödevlerin çoğu öğrenciye bir şey kazandırmayan niteliksiz çalışmalardır aslında.  Örneğin birinci sınıfta bir sesi, heceyi ya da kelimeyi defalarca deftere yazmaktan ibarettir ödevler. Öğrenciden okunuşunu ve yazılışını bildiği sesi yüzlerce kez deftere yazması istenir. İleride cümle ve metin yazmalarına dönüşür bu çalışma. Yaz, yaz, yaz. Oku, yeniden yaz. Saatlerce yaz. Okumaya başlayınca test çözme de eklenir buna. Biraz daha katmerlenir ödevler.

Öğretmenleri tarafından ödevlerle ezilen, aileleri tarafından ödevleri yetiştirmesi için baskı altına alınan, azarlanan, itilip kakılan, gece saat birlere kadar ödev yapmaya zorlanan 6, 7 yaşındaki çocuklar kısa sürede okuldan nefret etmeye başlarlar. Sadece okuldan değil, öğrenmekten de soğurlar.

Sevgili öğretmenler,

Karşınızdakiler  daha 6,7 yaşında oyun çağındaki çocuklardır. Onlar bir daha asla çocuk olmayacaklar. Çocukluklarını yaşayacakları zamanları ödevle geçirmeleri için zorlamayın. Lütfen çocukların hayatlarını çalmayın!

İşe yaramayan tekrarlardan ve onlarca benzer testi çözmekten ibaret  gereksiz ödevler vermeyin.

Verdiğiniz ödevlerin süresi asla bir saati geçmesin.

Unutmayın, el kasları gelişmemiş çocuklar verilen ödevleri kısa sürede yapıp bitiremezler. Ödev yapma süresini kendinize göre değil çocuklara göre hesaplayın.

Şayet ödev verecekseniz, vereceğiniz ödevler, incelemeye, araştırmaya, düşünmeye ve öğrendiklerini pekiştirmeye yönelik nitelikli çalışmalar olsun.

Gereksiz yazma çalışmalarının çocukları yorduğunu, özensizleştirdiğini bu nedenle çocukların yazısının bozulmasına neden olduğunu unutmayın. Amacınız yazıyı güzelleştirmekse çocuğun yorulmadan bitirebileceği ve özenle yazabileceği birkaç satırlık metinler olmasına özen gösterin.

Yıl içinde çocukların el kaslarının daha da gelişeceğini ve her geçen gün yazılarının güzelleşeceğini bilin. Yazı güzelleştikten sonra bozulmaması için özen gösterin. Ne de olsa okuma-yazma öğrendiler diyerek sayfalarca yazma ödevi verip yazıların yeniden bozulmasına neden olmayın.

Türkçe dersi okuma-yazma çalışmasından ibaret değildir. Çocuklara dinleme ve izleme alışkanlığı kazandırmaya gayret edin ayrıca konuşma becerilerini geliştirin.

Sizlere son sözüm: En iyi öğretmen, öğrenme sürecini okulda tamamlayan öğretmendir.

Sayın yetkililer,

Biliyorum ki sizler de en az benim kadar bu acı tablonun farkındasınız.  Size son sözüm yok. Çünkü bu acı tabloda son sözü söyleyecek sizlersiniz. Çocuklarımız bu işkenceden kurtulmak için sizi bekliyor…

 

Doğan CEYLAN