ipekli65 @ gmail.com

Bu haftanın doğru sorusu şu: “Öğretmen aceleci, veli panik olursa…

Sayın bakanlığın, eğitimcilerin, velilerin, sivil toplum kuruluşlarının, yazarların, gazete, dergi, gibi platformların bu soruya verecekleri bir cevap mutlaka vardır, olmalıdır. Verilen cevapların doğruluğu - yanlışlığı bir yana olası sonuçları algılanınca belki doğru çözümler oluşturulabilir savının yılmaz savunucusu olduğumdan neticeler daha önemli benim için.
Çünkü söz konusu olan çocuk, söz konusu olan geleceğimiz.

Başlayalım o zaman.

Günümüzde doğru ya da yanlış bilgi paylaşımının geliştiği, genişlediği malum. Önüne gelen herkes olur olmaz laflara kanıp, soru işaretleri dolu bilgilerle hem hal olduğundan alakasız konulara yoğunlaşabiliyor. Fark etmiyor okumuşu veya okumamışı; eğitimlisi veya öğretimlisi “Ben duydum, ben okudum.” diyor da başka bir şey demiyor.

Bize ne, bizim sorumuz eğitimin bir büyük meselesine parmak basıyor mu, basmıyor mu?

Peki, gerçekten öğretmen aceleci, veli panik mi? Ne yazık ki bu soruya hayır diyemeyeceğim.

Hangi öğretmen aceleci, öyleyse. Öncelikle özgüven eksikliği yaşayan öğretmenlerle aceleci öğretmenlerin öğrencileri aceleci. Öyküleri olanlar, endişeliler, hiperaktif olanlar, iyi yetiştirilmeyen, iş başında eğitilmeyen öğretmenler de… Ya gençler, tecrübesizler…

Aceleci öğretmenler, “Yetiştirebilecek miyim…”, “Öğretebilecek miyim…” kaygıları taşır, sık sık kıyaslama yaparlar. “O benden önde gidiyor, çookk geride kaldım çok, ne yaparım, müdürrrr, veli ne yapar, ya şikâyet edilirsem?” korkusu da işin bir başka boyutu.

Hangi veliler panik? Birinci veya tek çocuğu okula başlayacak öğrencilerin anne – babaları çok panikler. Okul öncesine adım atan çocukların velileri de. Başka peki, birinci sınıfa başlayanların velileri. Ortaöğretim sınavına gireceklerin özellikle anneleri. Üniversite sınavında yarışacakların yakın çevresi.

Ya sonuçlar…

1- Öğretmen aceleci, veli panik olursa öğretmen ile çocuk, çocuk ile aile, aile ile öğretmen arasındaki duygusal bağ kopar. Güven en aza iner. Bana sorarsanız bu durum felaketlerin en büyüğüdür.

2- Öğretmen aceleci, veli panik olursa kalıcı öğrenme gerçekleşmez. Çok yakındığımız ezberci eğitime zemin hazırlamış oluruz.

3- Yol kazalarından geçilmez. Kavgalar, gürültüler, şikâyetler olabildiğince çoğalır. Okulda her gün muhakkik dolaşır, müfettiş stresi yaşanır. Okulun öğrenme ortamı, demokratik iklimi zayıflar.

4- Sınıf değişikliği talepleri artar. Bu talep, “Şu çocuğu benden alın. Bir annesi var düşman başına. Bıktım vallahi bıktım, sabaha kadar aradı, yazdı da yazdı, istifa edeceğim…” gibi söylemlerle öğretmenden geleceği gibi; “Çocuğuma kafayı taktı, ne istiyor çocuğumdan, değiştirin sınıfını…” gibi gerekçeler genellikle veliden gelir. Öğretmen, veli, yönetici arkasından bürokrasi genellikle inanılmaz biçimde karşı karşıya gelir.

5- Çocuk şamar oğlana döner.

6- Evde öğretmen, okulda /sınıfta veli aleyhine konuşmalar başlar, dedikodular alır başını gider. Öğretmenler veya veliler arasında uzun telefon konuşmaları yapılır. Bıktırıcı ve saatlerce süren Vatsap (WhatsApp) yazışmaları yoğunlaşır. Bu konuşma ve yazışmalarda taraflar birbirini gazlayacağından, işler iyice karmaşıklaşır. Eşler, “Nasıl babasın, bir de anne olacaksın, ilgisizsinnn…” diye birbirini suçlamaya başlar. Araları açılır. Bu gelişmeler sonucunda çocuk iki arada bir derede kalacağından altını ıslatmaya başlayabilir. Tırnak yeme huyu gelişebilir. Tikler oluşabilir. Uyku problemi ortaya çıkar. Ortaokul ve lise öğrencilerinde evden kaçmalar baş gösterebilir. Uyuşturucu alışkanlığı oluşabilir. Sokakta teselli arama oranı yükselir. Akran zorbalığı devreye girer. Biliyoruz ki, çocuk veya genç öğretmenden beyninin ön, aileden arka, akranından ön ve arka loplarıyla daha çabuk ve sorgulamadan öğrenir, etkilenir. Böylece çocuk / genç darmadağın olabilir.

7- Çocuk yaşamının en önemli unsuru olan oyunu, oynamayı unutur.

8- Veli de, öğretmen de çocuklarımla başardım deme mutluluğundan yoksun kalır.

9- Öğretmen aceleci, veli panik olursa okunmadık duaya âmin, oynanmadık bahse lades demek zorunda kalırız.

10- Mutlu çocuklar, güçlü Türkiye idealinden hızla uzaklaşır, kendimizi inkâr noktasına varırız.

11- Herkes kendini haklı bulur, ancak bu haklı buluş güçlü olmaya yetmez, aksine kargaşaya neden olur. Oysa o ünlü tekerlemeden yola çıkarak desek ki: “Ey çocuk! Öğretmenin aceleci, velin panikse ne işin var cenaze evinde gir ağla, çık ağla. Öğretmenin aceleci, velin panik değilse ne işin var düğün evinde gir oyna, çık oyna.

12- Öğretmen aceleci, veli panik olursa, “Kendini yönetebilecek çocuklar” yetiştiremeyiz. Dolayısıyla ülkemizin geleceğini karartmış oluruz. Oysa ülkenin geleceği ülke insanının göreceği eğitime bağlı. Bu bağlamdan yola çıkarak, sana seslenmek istiyorum ülkemin aydınlık yüzlü, değerli öğretmenim; sevgili velim: “Gelecekte ne yaşayacağınızı merak ediyorsanız, bugün ne yaptığınıza bakmalısınız.

Neden peki, neden “Öğretmen aceleci, veli panik?” Ya da neden, “Öğretmen panik, veli aceleci.” Veya neden, “Öğretmen de veli de hem aceleci hem panik…

Olmaz ya diyelim ki, bakanlık sizi bir önemli programa davet etti. Arkasından da yemek ikram edecek. Masada çorba var, üç farklı salata var. Pirinç ve bulgur olmak üzere pilav var. Enfes tatlılar mevcut, nefis kebaplar da… Anladık ama çatal yok, kaşık yok, bardak yok…

O ara programa kaydı gözünüz. Renkli şatafatlı bir program. Her şey planlanmış fakat plan da öğretmen yok, veli yok, çocuk yok. Hemen telaşlanmayın canım; dönüp menüyü bir kez daha inceleyin. Çünkü öğretmeni, veliyi, en önemlisi çocuğu menüye koymuş olabilirler.

Anlatabildim mi, bilmiyorum ama diyeceğim o ki, “Öğretmen aceleci, veli panik…” gerçeğinden ve olası sonuçlarından bihaber bir biçimde herkes çocuğu konuşuyor, öğretmeni konuşuyor, ideal ortamlardan söz ediyor ama ortada bu unsurların hemen hiç birisi olmadığı gibi, onları motive edici girişimler de yok. Anlayacağınız dinleyeni de anlayanı da olmadığından çocuk sessiz, çocuk yalnız. Çocuk sessiz, çocuk yalnız çünkü ne niçin gittiğimizi biliyoruz ne de nereye gittiğimizi...

Sonumuz mu, hayrola, hayrola…