mahmutbalta @ hotmail.com

Toplumların düzelmesinde sağlığına kavuşup ayağa kalkmasında yürümesinde ve de koşmasında ya da İfsad olmasında dengesini kaybedip tepetaklak yuvarlanmasında etkin rol oynayan meslekler ve o meslekleri icra edenler vardır.

Şüphesiz ki bu mesleklerin başında öğretmenlik gelmektedir.

Öğretmenini iyi yetiştiren sağlam temellere dayalı, ilkeli bir eğitimden sonra seçen ve öğretmenlik mesleğini icra ederken işini kolaylaştıran ona fırsat ve zaman veren toplumlar daima tarih sahnesinin en parıltılı köşelerinde yer almış ve medeniyetlerini yükseltmişlerdir.

Son dönemlere kadar öğretmenlerine değer ve itibar noktasında bizim toplumumuz ve medeniyetimiz hep en önde gitmiş ve örnek olmuştur.

‘’Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’’ anlayışı

Hocanın atının ayaklarından padişahın kaftanına sıçrayan çamurun şeref olarak görülmesi

Devlet büyüklerinin her daim yanlarında bir muallimin olması gibi binlerce misal hep bizim medeniyetimizden sadır olmuş ve bütün dünyada gıpta ile takip edilmiştir.

Son yıllarda ise bu durum maalesef tam tersine dönmüş öğretmenliğin toplum nezdindeki itibar, güven ve saygınlığı azalmış tarihimizde örneği görülmemiş bir travmanın yaşanmasına sebebiyet vermiştir.

Bu psikolojik patolojik durumun adı öğretmene şiddet.

Nasıl oldu da kendisine ‘’bir harf öğretene kırk yıl köle olmayı’’ düstur edinen bir medeniyetin nüvesi olan bu toplumda eğitimciye şiddet normal hale geldi.

Bunun kökeninde alim-ilim-muallim iklimlerinden uzaklaşılması ve bunların yerine hazcılık, faydacılık ve bencilliğin egemen olması yatar.

Kendini hayatın merkezine koyan onun dışındaki her şeyi kendine fayda sağladığı ölçüde değerli gören bir anlayışın egemen olması yatar.

Medeniyetimizin değerlerinden uzaklaştıkça ‘’yaratılanların en şereflisi’’ olan insan ‘’aşağıların en aşağısı’’ haline geldi.

Kitaplar çıktı hayatımızdan onların yerini tabletler, ekranlar aldı.

Okuma oranı düştükçe ekranların başında geçen zaman arttı ve buna mükabil olarak saygısızlık, şiddet ve huzursuzluk çoğaldı insanlar arasında,

Haber bültenleri cinayetin, fühuşun, hırsızlığın kol gezdiği yayınlara dönüştü

Bilgisayar oyunları sonu ölüme giden mecralar açtı, çocuklarımızın önüne

Bunların neticesinde toplumu içine alan bir şiddet sarmalı kuşattı bütün hayatları.

Toplumun günlük yaşamı bu şekilde başkalaşmış ve daha önce alışık olmadığımız bir hal almışken hepimizin aklına çözüm merci olarak öğretmenler geldi. Öyle ya nesilleri değiştirende dönüştürende öğretmenler olmuştu hep, bu sefer de böyle olmalı ve öğretmenlerimiz meydana çıkıp insiyatif almalı ve ellerinde ki sihirli kalem ile dokundukları gibi çözmeliydiler bu büyük sorunu.

Oysa bir önemli nokta vardı gözden kaçırdığımız biz öğretmenlerimizi bu yeni oluşan ve gelişen duruma göre yetiştirememiştik.

Yani temeli sağlam değildi işin.

İlkokuldan başlayarak eğitim sisteminin içinde önce öğrenci sonrada öğretmen olarak yetişen eğitimciler çoğu zaman son tercihlerine yazdıkları Eğitim fakültelerine yerleşince öğretmenlik mesleği ile tanışmaya başlıyordu.

İlk yıllarda istedikleri diğer bölümlere geçme umudu ile yine sınava giriyor olmayınca okulu bitirip eğer atanabileceği bir branş ise atanıyor ve öğretmenliği sil baştan okullarında öğrenmeye başlıyorlar.

Bu zorlu süreçlerden geçerek sistemin bütün sıkıntılarını yaşadıktan sonra öğrencileri ile buluşan ve fedakar bir şekilde çalışmaya başlayan öğretmenlerimizin bu genel durumunu topluma anlatma noktasında da eksikler yaşanınca ve medya da bunun üzerine gidip köpürttükçe bizzat eğitimcilerin hizmet verdiği öğrenciler,  veliler ve toplumun diğer kesimleri tarafından öğretmenlere tacizler, mobbingler ve şiddetin her türlüsü gelmeye başlandı.

Halbuki yaşanan sorunların bizatihi müsebbibi öğretmenler değildi bilakis onlar sistemin içinde çoğu zaman mağdur olmuş sorunlar yaşamış ancak diğer mesleklerden farklı olarak toplumun umudu olan çocukların iyi yetişmesi ve faydalı bireyler olması için canla başla çalışmışlardı.