cvtykgm @ gmail.com

 

Üst Not: Bazen bir söz, bir mimik, duyarsız bir bakış,

derin bir nefes alma veya gözlerin öfkeyle kapanmasıyla

çocuk şiddete uğratılmıştır da yetişkin haberi bile yoktur.

Psikolog Adem Güneş

         

 

          Minik kızım bundan bir süre önce çok sakin bir yapıya sahip olan annesini üzmüş o da küçücük bir fırça atmıştı. Olaya ben de şahit olmuş ve hiç ses etmemiştim. Çünkü çok dozunda bir uyarıydı. Ancak zatı şahanelerini okula bırakma görevi acizane bizde olunca evden beraber çıkıyoruz sabahları. İşte o gün bu fırça işinin akabinde okula gitmek üzere aşağı araca doğru ilerlerken ben gönül almak için biraz kurcaladım ise de ses yok görüntü var modunda ilerledik. Tam okula yakın bir yerde

          - Zaten hepiniz bana şiddet uyguluyorsunuz demesin mi? Annem azarlıyor sen kızıyorsun abim de aynı falan diye serzenişte bulununca dayanmadım güldüm. Ben gülünce iyice kızmış bir halde okula gitti. 

          Herkes herkese direk olarak ya da dolaylı olarak şiddet uyguluyor / şiddet ifadeleri kullanıyor. İnsanlar kimden öğreniyor acaba şiddet uygulamayı? Aileden mi okuldan mı arkadaştan mı yoksa hepsi mi? Birazcık detay vereceğiz bu hususta ancak şiddet kavramına ve öğrenilme yoluna geçmeden önce eski biz ve yeni biz hakkında bir kaç kelam edelim. Efendi babalar, hanım kızlar, yiğit delikanlılar, haminneler’den sonra günümüz çocukları için ebeveynlerinin kullandıkları hitapları, çocukların da büyükleri ve birbirleri için kullandıkları ifadeleri bir düşünelim. Bizim sıpa ile Bizim moruk kavramları arasında gidip gelen bir çarpık kuşak ilişikisi.

          Değer vermemenin maliyetinin ne kadar çok olduğunu bir tespit edebilsek hepimiz ciddi şekilde şaşakalırız gibi geliyor bana. İster aile içinde olsun ister dışında olsun değersizlik hissinin maliyetini hesaplayacak bir yol yöntem olmadığını var sayarsak ki öyle; toplumsal meselelerin çözümünün de bireysel eğitim ve eğilimlerle ilgisini gözden geçirmek gerekecektir. Bireysel eğitimin zamanla eğilim haline gelmesini umuyoruz ki o kadar bütçeler ayırarak, okullar kurarak, bakanlıklar ve görevli personeller atayarak yönetimsel aşamalar içeren bir eğitim sistemi kurup işletiyoruz.

          Bu toplumun enerji boşlatma sübabı gelecek nesillerini eğitmesi beklenen Öğretmen midir? Ya da yakınının hastalığı için gece gündüz çalışarak derman bulmaya çalışan Doktor mudur? İnsanlar kendilerine en yakın hizmet sunanlardan ne istiyor olabilirler. Bizim hiç mi hatamız yok diyecek kadar bir fırsat bile tanınmıyor.

           Yahut herkesin ballandıra ballandıra anlattığı korktuğu ve saygı duyduğu öğretmen hikayelerinin arkasında inanılmaz dercede bir öfke yığılması mı var acaba? İlçeye gelen doktor ekonomik olarak ilçenin neredeyse en iyisi oluyordu da ya da öğretmen köyde ekonomik olarak refah seviyesi iyi olup eziyor muydu kılık kıyafeti ile de köylü halkı ve bunun kıskançlığı mı söz konusu olan gizli sıkıntı. Şiddetin neden bu en çok ihtiyaç duyulan meslekler üzerinde yoğunlaştığı hususu incelenmelidir.

          Günümüz insanı açısından şiddeti tetikleyici unsur olarak büyük bir ihmal ve ihtimal farkı olduğunu düşünüyorum. İhmal farklılığı iki boyutta ele alınmalıdır. Birincisi işi gücü çok olduğu için ihmal ediyor ve haklı olarak diyor ki ben sizin için çalışıyorum. Ama aslında kendisine ihtiyaç duyuylan alanda bulunmayınca o alanı dışarıdan ve maalesef zararlı başka tipler dolduruyor. Bu mahallede ki uyuşturucu satıcısından ekranda ki dizi oyuncusuna kadar çeşitlilik arz eden bir geniş yelpazeyi de içermektedir.

            Tümüyle zararlı olan bu örneklemelerin bir kısmı hayali gibi de olsa iletişim kurulamayan gerçek babadan daha etkili olduğunu hepimiz takdir edebilecek düzeyde aklı başında insanlarız zannımca. Böylelikle bu ve benzeri sorunlar iç ve dış tehdit olarak aileyi kuşatmaktadır. İkincisi ise işi gücü olmadığı için üzüntüsünü aileye yönelik şiddete dönüştürenlerdir ki sonuç birinci ile benzerlik arzetmektedir.

          Belki ihmal farkı neyse de ihtimal farkı ne ola ki diyenleri duyar gibi oluyorum. İhtimal kendi çocuklarını kutsayacak derecede seven ebeveynlere tanık olsak ta kendi çocuklarını dışlayanlar, kıskananlar bile olduğunu değerlendirmek mümkün olabilmektedir. Ya da yaşadığı sorunların faturasını direk ailesine çıkararak ilgisizliğinin intikamını; ebeveyne zarar vermek suretiyle toplumsal çöküş iddialarını bağrış çağrış ortalığa sermek isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek halde dile getirenler olabilecektir.

           Netice itibariyle hangi ihmalin ya da ihtimalin kurbanı olursa olsun çocukların şiddete uğramaları kadar şiddet yapacak imkana ulaştıkları anda ortaya koyacakları şiddet yanlısı kimliğin sorumluları da yine yaşadıkları toplumsal ortam olabilcecektir.

          Gün geçmiyor ki bir Tv ekranında bir doktor ya da öğretmene karşı şiddet suçunun işlendiği bir haber görmeyelim. Her gün bir yerlerde birilerinin haklı gerekçesi (!) oluyor ve muhatabı olan silahsız devlet memurlarına karşı öfkeyle saldırıyor. Hem de aynı yerde silahlı olan asker ya da polisle yaşadığı bir sorunda defalarca özür dileyerek oradan ayrılmaya çalışırken üç beş dakika sonra muhatap olduğu silahsız olandan onun acısını çıkarırcasına zalimleşerek son derece çirkin bir tavrı ortaya koyabilmektedir. Halkın çoğunluğu normal şartlarda makul bir tutum içerisinde hayat sürmekte olup bunlar farklı sebeplerle davranış kontrol bilincini kaybetmiş olan azınlık bir takımın eylemleri olmaktadır.

          Sorunun asıl temeli her bireyin işine geldiğinde, kolaylıkla istediğine ulaşma yolu ararken ulaştığı en basit ve kaba yöntemin şiddet olmasıdır. Şiddet için basitçe kişinin kendi arzusuna ulaşmak için her çirkinliği meşru görme zihinsel alt yapısına ihtiyaç olduğunu düşünürüm. Öyleyse şiddeti tetikleyen asıl unsur içeridedir. Dış unsurlar içine işlemedikçe şiddet için bir önem taşımayacaktır. Yani okulda şu oldu da hastanede şöyle bir durum sonucu şiddete başvurdum gibi bir savunma hem gerçekçi hem mantıklı değildir.

           Bazen sadece bir bakış çocuğa şiddet oluverir. Bazen sadece azıcık sert bir konuşma. Ancak bu büyükler için de geçerlidir. En küçük şiddet ses yükseltmedir. Ya da sırf nefsi bir tatmin uğruna kişinin yüzüne karşı onu küçük düşürcü ifadeler kullanmak şiddettir. Yaşı ne olursa olsun insan insandır ve ona karşı uygulanmış olan şiddet çirkin bir fiildir.

          Kişi hiç bir mazerete sığınamaz. Çünkü kötü olmanın, kötülük yapmanın mazereti olmaz. Makamını muhatabını ezmek için kullanınca Mobbing uyguladı diyoruz ya bariz şiddettir bahis konusu olan. Siyasi kimliği dolayısıyla sahip olduğu gücüne dayanarak bir çalışana her tür hakareti yapmak sadece suç falan değildir. Ahlaksızlık, Edepsizlik, Sonradan görmelik ne derseniz diyin hepsidir bu. Asıl azmaz bal kokmaz diye bir atasözümüz var. Asalet zulme sebep olmuşsa cehalete bulanmıştır. Aksi halde asil bir bireyden kişileri rencide edecek bir davranış beklenmez zaten. Özellikle son zamanlarda imkanların çoğalması ile ve hatta Allah’ın ihsanı ile zenginleşen bir bir toplum olunca böyle bir sürü ayarsız insan ve onlardan kaynaklı sorunlara tanık oluyoruz.

          Devlet güçlerinin ve kurumların sert ve aşağılayıcı güç kullandığı zamanlarda varlık gösterememiş ve bundan dolayı ezilmiş olanların şimdilerde saygılı ve canla başla çalışan devlet görevlilerine karşı tepeden tutumları hiç te hoş bir manzara çıkarmamaktadır karşımıza. Eskilerin düştüğü zulüm karşısında sessiz kalma hatasının arkasından yenilerin de masumane hizmet edenlere karşı zalimleşme hatası ilginç bir toplumsal ironidir. Sanki millet kendisi ile çelişmiyor adeta kendisi ile alay ediyor gibidir. Bu durum sosyolojik olarak çeşitli kategorilerde ele alınmalıdır ve bilimsel sonuçlar elde edilecek şekilde incelenmelidir.

          Çünkü soylu bir ruh; karşısında ki insanın hatasını bekleyip haddi aşmaz.

          Çünkü soylu bir ruh; karşısında ki hata yapmadan bulmak için ya da sataşmak için sebep aramaz.

          Çünkü soylu bir ruh; eline fırsat geçtiği ve güçlü olduğu anda haddi aşmaz.

          Çünkü soylu bir ruh; Haklı olduğu zaman bile bunu bir başkasına zulmetmek çin fırsata dönüştürmeyi bir an için bile düşünmez.

          Vesselam

          Cevat YEK

          01.12.2018 17:50