ipekli65 @ gmail.com

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin pozisyonlarını, çalışma koşullarını, eğitim ortamlarını, öğretmen ilişkilerini, eğitime bakış açılarını, kalitelerinin yükseltilmesi, öğrencilerinin desteklenmesi yazacağımı belirtmiş, konuyu birkaç bölümde ele alacağımı vurgulamıştım.

Özel çocuklarımızın daha iyi yetiştirilmeleri için konuyu sekiz başlıkta analiz edeceğim bu sefer. Ortaya karışık demeden onları bir yandan akademik olarak geliştirirken öte yandan hayata hazırlamak için birbiriyle bağlantılı sekiz başlık...

Başlayalım o zaman!

1- Ssg

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde eğitim alan çocuklarımızda zekâ açısından öğrenme güçlüğü, öğrenme eksikliği var mı, var.

Peki, başka…

Duygusal eksiklikler mevcut.

Duygusal eksiklikler aynı zamanda öğrenmeyi de etkiliyor, değil mi?

Hele hele ailede ilişkiler çarpıksa. Hele hele aile el yordamıyla hayata tutunmaya çalışıyorsa. Geçim sıkıntısı, yoksulluk, işsizlik, çok çocuklu ortamlar, sağlık sorunları vs varsa. Üstüne bir de gelecek kaygısı yaşanıyorsa…  

İşin aslına bakarsanız, öğrenme ile duygusal yapı arasında hem yatay hem de dikey ilişki söz konusu.

Bu vakıanın sabırla üzerine gidilmeli.

Bu çocuklarımıza, onların ailelerine öncelikle sevgi ile yaklaşılmalı.
Güven verilmeli.

Bütün sihir aslında bu üç kavramda saklı. “Sevgi, sabır, güven…

Yol uzun olsa da anlayacağınız, karşınıza çakırdikenleri, çakal izleri çıksa da, yol yokuşa yönelse de yola devam etmeliyiz. Kiminle, kimlerle, niye?

Öğretmenlerle değil mi, devam edelim öyleyse…

 2- Öğretmen meslek kanunu

Epey bir süredir, “Öğretmen meslek kanunundan” söz ediliyor. Basından okuduğum kadarıyla bu kanunda öğretmenlerin özlük hakları, ödüllendirilmeleri, uygulanacak yaptırımlar, ek göstergeler, çalışma koşulları, atama ve yer değiştirmeleri, görevde yükselmeler gibi unsurların düzenleneceğinden bahsediliyor.

Çok âlâ.

Çıkarsa eğer bu kanunda tüm özel eğitim okul ve kurumlarında olduğu gibi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde çalışan öğretmenlerin de özlük hakları da korunmalı, güvence altına alınmalı. Kafası rahat olan öğretmen özel çocuklarla daha özel çalışır çünkü.

Bu manada bu kanunda, özel okullarda çalışanların, kurslarda görev alanların, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde çalışan öğretmenlerin görevlendirilmeleri, alacakları ücretin taban ve tavanı, kıdem esasına göre ücretlendirme hususları ele alınmalıdır.

Eğitimde özelleştirmenin hızla uygulanmaya başlandığı günümüzde çok da umudum yok ama bir adım daha ileri gidip özelde çalışan öğretmenlerin ücretleri de genel bütçeden karşılansa ne iyi olur değil mi?

Merkez ödenekleri ise personel maaşı düştükten sonra merkezlerin belini kırmayıp onlara nefes aldıracak biçimde ödense…    

Bu düzenleme bizi kalitede ve liyakatte birliği getirir ki, o da kalitede rekabeti oluşturur. İşimiz hepimizin istediği gibi eğitimi konuşma ve iyileştireme olur.   

3- Hizmet içi eğitim

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin de çalışan öğretmenler ister sertifikalı sınıf öğretmeni, ister alan mezunu, isterse okul öncesi veya çocuk gelişimi öğretmeni olsun, üç yılda bir hizmet içi eğitime tabi tutulmalıdır. Bu yolla mesleki açıdan gelişimleri sağlanmalıdır. Eğitim, sonunda sınav yapılması koşuluyla yüz yüze olabileceği gibi uzaktan eğitim yoluyla da yapılabilir. Alandan mezun ol veya 240 saatlik sertifikayı bir sefer al, sonra ilelebet bu sertifika ile çalış, doğru mu, bence de değil.

Ya diploma eskimesi…

Ayrıca kısa süreli kurslar için personele fırsatlar da verilmelidir.  

Zaman oluşturmak için MEB’ in örgün yapılarda uygulamaya başladığı birer haftalık ara tatiller yeter de artar bile…

4- Yeniden yapılanma

MEB’ de yer alan teşkilat şeması gözden geçirilmelidir. Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin bağlı olduğu birim bu şemada açıkça belirtilmelidir. Görev tanımı net olarak yazılmalıdır. Böylece bir yönüyle Özel Eğitim Genel Müdürlüğüne, öte yanıyla Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğüne bağlı olmaktan çıkarılmalı, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri bu şemadaki haklı yerini almalıdır. Üstelik görev tanımı yapılırken oda veya birlik kavramı da telaffuz edilmeli, oda veya birliğin kurulması teşvik edilmeli, böylece kurumların örgütlü yapılarından faydalanılmalıdır. O zaman muhatap oluşur, yetki karmaşası ortadan kalkar.

5- Daha çok uygulama, daha çok sosyal etkinlik

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde daha çok uygulama, daha çok sosyal etkinlik gerçekleştirilmelidir. Sık sık gezi yapılmalı, sinema, tiyatro etkinlikleri düzenlenmeli, yardım kampanyaları gibi sosyal projeler hayata geçirilmelidir. Bu etkinlikler yoluyla çocuk toplumla daha çok entegre olmalı, onların hayata hazırlanmalarına katkıda bulunulmalıdır. Üstelik bu etkinliklere aileler de katılmalı, geliştirme ve iyileştirme bireyden aileye doğru ilerletilmelidir.

Proje deyince aklımıza koca koca, zorlama, gerçekleşmeyecek işler de getirilmemelidir. Uygulanabilir, sonuç alınabilir projeler daha çok tercih edilmelidir. Örnek mi; atık kâğıt toplama, drama, ağaçlandırma, kardeş okul gibi projeler sadece anlamlı olmakla kalmaz, çocuğun sosyal bilinç kazanmasına da vesile olur.  

 6- Karar verme süreçlerini kavratıcı eğitim

Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde eğitim alan çocukların, bireylerin bir diğer ihtiyacı ise karar verme süreçlerinde yaşadıkları sorunlardır. Öğrenciler genellikle karar verememe ile karşı karşıyalar. Endişeleri mevcut. Kaygı taşıyorlar. Korkuları var. Verdikleri kararların sonuçlarını pek tahmin edemiyorlar. Şıp sevdi bir karaktere sahipler. Karar verip kısa süre sonra vaz geçebiliyorlar. Ani çıkışların, fevri davranışların, küseğen yapıların nedeni asıl olarak bunlardan kaynaklanıyor.

O zaman yapılacak iş belli. Çocuklara ne yapıp ne edip karar verme yollarını kavratmak lazım. Bu husus önemli çünkü yarın bir gün bu çocuklar hayata atıldıklarında ya da yalnız başlarına kaldıklarında başka türlü hayata tutunmaları mümkün olamayacak.

7- Kalitede rekabet

Önceki yazıda da belirtmiştim. Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri aynı zamanda ticari işletmelerdir. Elbette bu işlerle uğraşanlar para kazanacaklar. Para kazanmak içinde rekabete gireceklerdir. Ne var ki rekabetin boyutlarının iyi ayarlanması gerekiyor. Kalite rekabet aslında en doğru ve en mantıklı yol. Her kurum eğitim verir ama benim verdiğim eğitim şu şu şu açılardan ötekilerden daha kalitelidir, daha kalıcıdır. “Benim iyileştirme alanlarım, öğretmen kadrom, uyguladığım program şudur. Dolayısıyla çıktılarım da şunlardır.” noktasından hareket edilerek gerçekleştirilen eğitim inan olsun başka hiçbir çabaya gerek kalmadan olumlu sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

8- Şirket kavramı ile kurum kavramı ayrıştırılmalı

Genel anlamda özel eğitim kurumlarında şirket kavramı ile kurum kavramı ayrıştırılmalıdır. Bu durum aslında kurumsal işleyişle ilgili bir pozisyon. İç işleyişle bu durumu düzenlemek mümkün. Ancak MEB sanırım bu konuda rehberlik yapmalı. Hazırlayacağı bir kılavuz kitap ile sorun çözümlenmelidir.

Peki, niye bu öneri. Şirkette genel idari yapı işlemeli, kurumda ise daha çok eğitim öğretim planlanmalı ve yürütülmelidir. Şirket sahipleri genel politikaları belirlemeli, ana çerçeveyi çizmeli, kurum yöneticisi ve diğer kurul, komisyon ve ekipler eğitim öğretime kafa yormalıdır.

Ayrıca kurum yönetimi profesyonelleştirilmeli, kurum müdürü mutlaka eğitimci olmalıdır.

Sonuç
 Niye yazdım bütün bunları biliyor musunuz, “Ortaya karışık demeden beynimizi doyurmak ve sağlık sorunları oluşturmamak için…