ajanskamu @ gmail.com

Parçalanmış Hayatlar

Kısa süre önce, uzun süre görüşemediğim dostları ziyaret etmiştim. Sevgili dostum, vedalaşma sırasında, arkadaş çevresinin çıkardığı bir dergiyi hediye etti. Derginin ana teması, günümüzdeki ailenin rolü ve yaşanan krizleri işliyordu.

Düşünce ve tasavvurlarımızın şekillenmesinde, yuva kurmamızda, İslamla yoğrulmuş kültürümüzün önemi büyüktür. Medeniyet mefkuremizin inşasında önemli yer teşkil eden ailenin serencamı, günümüzde maalesef olumsuza evirilmiş durumda. Eve vardığımızda, dergiyi incelemeye başladım. Modern hayat tarzının olumsuz gelişmeleri etkisinde kalan aile kurumuyla ilgili önemli tespitler içeren makale ve söyleşilere yer verildiğini gördüm...

İlgimi üzerinde toplamaya çalışan 3 yaşındaki kızım da bir taraftan, dergide yer alan görselleri dikkatlice inceliyor ve neredeyse makaleyi birlikte okuyoruz. Okuduğumuz yazının arka fonunda, siyah gölge şeklinde resmedilmiş görsel yer alıyor. Resimde, anne babanın arasında kalan çocuğun, üzerinde beyaz zikzaklı çizgiler bulunduğunu fark edememişim. Anne ve babanın, çocuğun farklı kolunu tutarak paylaşmaya çalıştığını anlıyorum. Kızım elini, resimde yer alan çocuğu işaret ederek, masum ve üzgün  bir şekilde konuşmaya başladı;

-Babacığım bak, çocuk kırılmış’’ dedi. İlk etapta tepkisiz kaldığımı görünce, tekrar. ‘Babacığım, bak çocuk kırılmış, ama neden’’ diye sorunca, yüzünde oluşan masumiyet karşısında daha fazla devam edemedim. Bir an, kırılmış çocuğun yerinde duran kızımı hayal ettim. Masum bakışların ağlamaklı halini, minik ellerin avuçlarımdan uzaklaştığını, ruhumdan bir şeylerin koparıldığını düşündüm. Aman Allahım! Düşüncesi bile ne büyük azaptı. Elimdeki dergiyi bırakıp, gözlerinden öptüm öptüm…

Ne kadar çok duygulandığımı tarif edemem. Minik yüreğinden süzülen bir cümle, masum bir yüz ifadesi, bir külliyat bilgisi armağan etmişti bana. Evet okuma yazma bile öğrenmemiş kızımdan, büyük dersler öğretmiştim. Anne babalara, niçin çocuklarına kıydıklarını, kırdıklarını, hayatlarını parçaladıklarını anlamak istiyordu. Kızım minik ağzından çıkan ağır cümlenin farkında değildi elbette. Fakat sözün, omuzlarıma ve ruhuma ne kadar ağır geldiğini, tarife zorlandığımı hissediyordum.

Ne yazık ki, parçalanmış hayatlardan, dağılan yuvadan geriye, gerçekten de çocuklar kırılmış yani ebeveynlerin kişisel hırslarının, bencil duygularının kurbanı olmuşlardı. Henüz küçük yaşlarda, müsebbibi olmadığı sorunların ceremesini çekiyor, sonuçlarına küçük yürekleriyle katlanıyorlardı. Kadim medeniyet tarihimizin, kültürümüzün büyük değer affettiği aile, süreç içerisinde tahrip edilmiş, yozlaşmış ve çürümeye başlamıştı.

Yakın zamanda yaşadığım bir diğer ilginç anekdotu da paylaşmak istiyorum. Önümüzdeki öğretim yılında 12.sınıfa geçecek çocuğumuzun kaydını alıp, evimize yakın özel bir kuruma nakil sırasında yaşadım. Eşimle birlikte, okulu ve eğitim kadrosu hakkında bilgi alma sırasında benzer şeyler yaşadık. Muhasebeden sorumlu bayan, kayıt evraklarını düzenlerken, bize dönüp gayet rahat bir şekilde;

-Anne baba birlikte yaşıyoruz öyle değil mi, dedi. Hanım ve ben, önce görevli bayana sonra birbirimizin yüzüne tuhaf tuhaf baktık. Belli ki, görevli bayan, muhataba sıradan bir söz yöneltmişti. Fakat kabul edelim ki bize bu söz gerçekten ağır gelmişti. Ben araya girip gülerek;

-Hanımefendi biz sağlıkta, mutlulukta, acıda, tasada beraber kalmaya yemin ettik 20 sene önce. Yeminimize yüce Rabbimizi ve aile büyüklerini de şahit kıldık. Hanıma dönerek tebessüm ettim. Sonra devamla, hala ahdimize bağlıyız’ dedim. Görevli bayan, hemen durumu toparlamaya  çabaladı. Sonra nazik bir şekilde;

- Efendim yanlış anlamayın lütfen. Maalesef bu durumlarla sık sık karşılaşıyoruz.  Bakışlarınızdan size garip geldiğini anlıyorum. Ama ne yazık ki, parçalanmış aile ortamında öğrenimini süren, çok sayıda öğrencimiz bulunmaktadır. Ayrıca ben de, kayıt sırasında rehberlik servisi ve okul yönetimi detaylı bir şekilde bilgilendirmek zorundayım’ diye ekledi. Aslında görevlinin pot kırdığı falan yoktu. Medyada ve sosyal hayatta, sürekli karşılaştığı bir duruma alışkındı. Belki de hal ve hareketimizle fazla tepki vermekle biz abartmıştık. Belki de abartmakta haklıydık. Çünkü aileden topluma, toplumdan devlete ve medeniyete giden bir zincirin halkalarının koptuğunu üzülerek müşahede etmiştik.

Son olarak şunu belirtmek isterim. Aile ve yuvayı kurma iradesi gösteren kardeşlerim, biraz sabırlı olun. Sevgi ve muhabbet dolu yuva kurmaya çalışın. Çocukların ellerinden tutarak, kelebekler gibi uçurmaya çalışın ne olur.  Sabır ağacı zahmetle büyür. Fakat meyvesi çok tatlıdır. Eğer vefaya, cefaya, fedakarlığa hazır değilseniz, lütfen aile kurmayın. Dağılacak yuvanızda mutsuz, kırgın ve kırılmış çocukları sokaklar sahiplenecek yoksa.. Çocukları sokağa terk etmeyin ne olur! Yarınları ve ruhunuzu karartmayın! ….