ajanskamu @ gmail.com

 RUHSUZ BÜROKRASİ ve 94 RUHU

31 Mart yerel seçimlerinin benim için en önemli yanı, Cumhurbaşkanımızın dillendirdiği belediyecilikte 1994’lı yıllarda ki ruhuna dönük özlemdi… 90’lı yıllar benim de içinde bulunduğum bir kuşağın gençlik yıllarıydı… Lise ve üniversite yıllarımızı içine alan 90’lı yıllar da “Refahçı” olmak zora talip olmaktı… Hele de genç isen, çevrende sorgulanmak ve kendinin dahi bilmediği bazı kelimeler üzerinden tanımlanmak demekti… 

Aslında bu özlem, hepimizin heyecanını ve yaşanmışlıklarını ifade ediyordu. Amatörlüğün, dava aşkının, ben değil kardeşim olmalı demenin, çocuklarının rızkının bir bölümünü inancı yolunda harcamanın özlemiydi… 90’lı yıllar Belediyelerin giriş kapısına “Rüşvet alan da veren de mel’undur” tabelası asmanın, makam odasında birisi faturasını kendi maaşından ödediği şahsı telefonu, diğeri ise devlet işlerini takip ettiği kamu telefonu olmak üzere iki telefonun olduğu yıllardı… 94 Ruhu, sadece tek takım elbisesi olduğu üzerinden ancak eleştirilebilen, gece sokaklarda aç ve açıkta kalan var mı?” diye dolaştıktan sonra evine ancak gidebilen, gücünü makamdan değil, milletten alan başkanlarımızın ve dahi böyle nice destanların hikâyesinin dilden dile dolaştığı belediyeciliğin yıllarıydı… Yine siyasette 90’lı yıllar, ANAP ile DYP’nin seçimlerde favori olduğu, Refah’ın ise anketleri patlattığı, rüzgârın yönünü değiştirdiği yıllardı…

Neyse, asıl konumuz bu değil…

Ülkemizde siyaset yapmak, sivil toplum için çalışmak hiçbir zaman kolay olmamıştır… Siyaset ve STK’lar neredeyse düzenli olarak, farklı vesayet odaklarının baskısı, darbesi veya tehdidi ile mücadele etmişlerdir… Başta milletimiz olmak üzere siyasetçilerimizden ve STK’larımızdan de bazıları ağır bedeller ödemiş, bazıları ise vesayetçilerin güdümüne girerek ikbal peşinde koşmuşlardır… Böylelikle adına demokrasi dediğimiz milli irade ve milli iradeyi temsil eden siyaset ve STK’lar belki de ancak yeni yeni kendilerine gelmeye başlamışlardır…

Milli İrade siyaseti ve STK’ları vesayet karşısında tamamen güçlü kılmak için Başkanlık Sistemine büyük destek vermiştir. Sonuç, beklenen şekliyle siyasetin ve STK’ların güçlenmesiydi… Evet, bazı vesayet odakları zayıfladı zayıflamasına da nedendir bilinmez bu seferde beklenenin aksine bürokrasi daha da güçlü hale geldi… Toptancı bir yaklaşımla genelleme yapmak doğru olmaz… Ancak, şu anda bürokrasinin önemli bir kısmı elinde ki gücü hani bir zamanlar meşhur “deli dana” hastalığı vardı ya aynı onun gibi kullanıyor. Ne yaptığı belli değil. Bazen “Gezi Kafalılar” ile 2023 ün dindar neslini yetiştirmeye çalışıyor; bazen mason localarında eğitmenlik yapan 68 kuşağı kalıntıları ile 94 ruhuna Fatiha okuturcasına eğitimcilerimizi eğitmeye çalışıyor… Bürokrasi bazen de 90’lı yılların vesayetçi kafası gibi, “karşı cins sizi dansa kaldırmak isterse, ne yaparsınız” türünden sorulara benzeyen “eşinizle nasıl evlendiniz, flörtle mi, görücü usulü ile mi” misali sorularla öğretmenlerimizi rahatsız eden anketler yapıyor…

Akıl tutulması mıdır? Yoksa değişmesi muhtemel siyasi konjonktüre göre şekil alma çalışması mıdır? Bilemem… Ancak benim gördüğüm kadarı ile “RUHSUZ BÜROKRASİ”  ile karşı karşıyayız…

Artık yöntem olarak nasıl bir yol izlenir, üflenir veya içine doldurma şeklinde mi olur? Buna Başkanımız karar verecek… Yalnız mesele önemli ve acil… Mesele “BEKA”  meselesi…

“RUHSUZ BÜROKRASİ’ nin  ise “94 Ruhuna” fazlasıyla ihtiyacı var…