cvtykgm @ gmail.com

(FETÖ’NÜN ZAFERİ)

          Türkiye’de safiyet üzere nefes almanın dahi caiz olmadığı bir zaman ve zeminde hala daha bu hissiyat üzere siyaset ve ticaret yapanların varlığı onulmaz bir acı gerçektir. Kimsenin aklına gelmeyecek olan bir 15 Temmuz vakası yaşamışken, tüm dünyadan ülke içerisindeki ve dışında ki ihanet çemberine her türlü destek kör gözüne parmak cinsinden sürdürülürken ve bu mücadelenin istiklal savaşından beri sürdüğü bilinirken saf saf yahu o kadar da değil canım deme basiretsizliğini göstermek ne demektir? Muhalefetin birleşmesinde ki tek dürtü kendi var oluşlarını ve devamlarını temine yönelik çalışma olsa anlayış gösterilebilir ki bu aslında gereken bir durumdur.

          Ülkenin bekası denen şeyin en çok ta bu açıdan ele alınması gerektiğinin altını çizelim. Yani dış merkezlere hizmete yönelik ve özellikle dini değerleri hedef alan çalışmaları benimseyebilecek kadar hatta bu konuda saldırganlaşacak kadar ileri giden insanların bu ülkenin halkından birileri olması ise işin en acı gerçeğini ortay koymaktadır. Yakın zamanda kıyafeti yüzünden saldırıya uğrayan ve hakaretlere maruz bırakılan genç müslüman hanımların kameraya yansıyan mağduriyetlerinin; Maraş’ta işgal güçlerinin askerleri tarafından yapıldığı sırada yaşadıkları ile benzerlik ve fakat bu sefer işgalci değil de bir türk vatandaşı tarafından yapılıyor olmasında ki farklılık asıl meseldir.

         Kurulduğu günden bu yana işgalcilerin hedeflerini kendi elleriyle yapacak cinsten insanların içeride yetiştirilmiş olması gerçeğini millet olarak nasıl hazmedebileceğimiz ise tam bir muamma. Bunu kabullenmek ya da var olduğunu idrak etmek başka bir şey, hazmetmek çok daha başka bir şey. Inşaallah hazmedemeyiz ve bu derde çare üretebiliriz. Çünkü bu mesele bizim en derin derdimizdir. İktidarlardan daha çok insan eğitimi, kendi milletimizi kendi inancıyla yeniden buluşturmak meselesi her şeyden daha hayati ve öncelikli meseledir. Dini yaşam biçimi olarak benimseyen insanlara karşı öfkeli tutumlar sergileyenlerin büyük çoğunluğunun din olarak islamı kabul ettikleri gereğini göz ardı edemeyiz. Peki sorun nedir?

         Sorun tam da Garplıların Türk Milleti için biçtiği rol olan, dini sadece inançtan ibaret görmesini isteyenlerin elde ettikleri başarıdan ibarettir. Bu sadece istenmemiş gerekli her tür alt yapının oluşturulması için ülkede kurtuluş gününden itibaren kurulan / kurdurulan Kemalizm ve onun verdiği vaatler, yaptığı icraatler bunu hazırladı. Din ve din ile alakalı her şeyin yasaklandığı zamanların varlığı ve üzerinden geçen uzun zamanlar ülkede dini değer ve kavramların içini boşaltma çalışmaları meyvesini vermiş adı Müslüman aklı Batıl ile kuşatılmış bir toplum inşa edilmesi başarılmıştır. Bu yetmezmiş gibi bir de sapkın görüşleri olan ve saptırılmış yapılar eliyle din merkezli büyük sayılara ulaşan oluşumlar kurulabilmiş olması ve kullanılıyor olması da yine bu vesileyle mümkün olmuştur.

          Bu sapkın yapıların başında gelen FETÖ hala daha devlet içinde ve ülke çapında etkin olabilmekte ve her türden hain ile işbirliği yaparak ihanet süreçlerini adım adım büyüterek her bir aşamayı geçmeği başarmaktadır. Özellikle ülke çapında seçimde yaşanan sonuçların bilinçli eksik yazılması ve / veya sisteme hatalı aktarılmasının başka bir yol ve ekiple söz konusu dahi olamayacağını bilmekte yarar var. Ayrıca kazandı denen İmamoğlu’nun tekrar sayımlarla başkanlığın elinden alınması asıl hedefte olan bir yol olma ihtimali ise en korkuncu olacaktır. Çünkü zaten kazanmamış olan bir kişiyi ve belki de kendi parti liderinin dahi kazanmasını istemediği bir isim şaibeli bir şekilde kazandı diye ilan edildikten sonra yenilenen sayımlar sonucunda kaybettiği taktirde bu sefer de ellerinden alınmış mazlum edebiyatı üzerinden sokaklara çıkılma asıl hedefine yönelik çalışmaların önünü açacaktır.

         Ne dediğimizi iyi anlayabilmek için cümlenin çok iyi okunması gerekmektedir. Bazen görünen sebeplerin aslında görülmeyen ya da daha derin bir hedefe odaklı olması ihtimalini mutlaka gözden geçirmek ve belki de aslında bu ihtimalleri istihbarat üzerinden daha erken almak ihtiyacının zarureti unutulmamalıdır. Eğer neredeyse tüm ülke sathında konuşulacak düzeyde ama özellikle İstanbul ve Ankara gibi ülkenin iki baş şehri açsından ele alınınca ne kadar ileri gidebileceklerin tahmin etmek gerekiyordu. Her ne kadar gizli açık ve çok başarılı bir ittifak kurmuş olsalar da ve neticeye odaklı çalışırken bu türden bir takım yollara baş vurabilecekleri ve görüldüğü üzere bunda başarılı olabilecekleri ihtimali mutlaka düşünülmeliydi.

         Her tür istihbarat teşkilatının desteğini, düşman ülkelerin korumasını elinde bulunduran bu yapıyı hala tanımadıysak ve gereken tedbirleri hala alamıyorsak ve hala daha her gün üç beş hatta onlarla adamı muvazzaf ve ya kaçak olarak tutuklanabiliyorken ve ülke içerisinde devletin kendi istihbarat kanalları çalışırken bunu yapmıyor / yapamıyorsak vay halimize. Siyaset sadece alanda koşmaktan ibaret değildir ve hiç bir zaman da böyle olmadı. Üç büyük şehrin kaybedilmesinin ne anlama geldiğinin tüm hainler farkında iken gereken tedbirleri alamamak aslında safiyetin bir kaç adım ötesi olacaktır. Bu organizasyonun en büyük hedefi eğer çalınma ve kaydırmalar dolayısıyla ispat edilmesi durumunda belediyelerin özelde ise İstanbul'un geri alınmasını temin etmesi durumunda iki tür problem ortay çıkacaktır.

         Birincisi neden bu büyük organize suça gereken tedbir alınmadığı sorusudur ki bayağı baş ağrıtacak türden bir soru / sorundur. Evet tüm teşkilatlar temizlendi ise bu istihbarat neden edinilememiş ve gereken tedbir alınamamıştır. Eğer istihbarat elde edildi ise neden gereken çalışma yapılmamış ve özellikle sandık görevlileri neden bilgilendirilemiştir. Çuvalların teslimi esnasında eşlik eden partililer sandık başkanları ile beraber gittikten sonra teslim ve bilgi girişi esansında salon başkanlarına sonuna kadar eşlik etmişler midir? Yoksa bir aşamadan sonra başkanlar bir başına mı bırakılmıştır? Bundan önce ki bir çok seçimde başkanlara eşlik eden partililerin bir yerden sonra yoğunluk dolayısıyla içeri alınmadığını zaten biliyoruz. En azından bu seçimde gereken tedbir alınmalı değil miydi?

         İkincisi ise ellerinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bahanesiyle yapacakları sokak eylemleri ve Türkiye’ ye yaşatacakları buhran sorunu. Bugün Yusuf Kaplanın attığı bir twit ile ihbar ettiği alçak ajanın sözleri göstermektedir ki niyet bu yönde olup tüm milleti karşılıklı sokağa dökme ve çatışma hedeflenmektedir. Her ne kadar sağduyulu olunması yönünde çağrılar yapılsa da haddi aşan bir durum ortaya çıktığında yine gezi eylemlerine benzer bir eylem çağrısının muhalefet tarafından bir ganimet bilineceğini söylemeye gerek var mıdır?

          Netice itibariyle tüm yaşananların bir FETÖ saldırısı olduğunu değerlendirmek ve gereken tedbirleri almak hem içişleri bakanlığını, hem yargı mercilerini alakadar eden bir boyut barındırmaktadır. Ayrıca tüm hukuki yolların en şeffaf bir biçimde yürütülmesi ve halka iyi izah edilmesi zarureti mevcuttur. Çünkü tüm bu yaşanaları halk kendi aleyhine değerlendirsin ve hükumete destek vermesin diye de algı çalışmalar yapacakaları kesindir. Hükümet sözcüsü Ömer Çelik yaptığı açıklamada bunun izlerini taşıyan bir mesaj da vermiştir ki bu son derece güzel bir tutumdur. Tüm Ak Parti mensuplarının bu aşamada son derece dikkatli açıklamalar yapması elzemdir.

          Yapılan bazı sakıncalı yorumları kabul etmemiş olmak tüm seçmene verilmiş güzel bir mesaj idi. Senin kararına değil yapılan yanlışa itiraz ediyoruz diye vatandaşa yapılan açıklamada ki vurgular yükseltilmeli ve mutlaka milletin desteği elde tutulmalıdır. Aksi halde olayların seyri istikamet değiştiri ki bu belediyeyi kaybetmekten daha çok zarar verecektir.

         Son söz yerine elbette haklı olarak ve dürüst bir seçimle kazanmış olan kim olursa olsun meşrudur. Ve sonuç mutlak surette onaylanmalı hatta desteklenmelidir. Bu konuda özellikle hükumet tarafı bunu yaparken muhalefetin de bu tavrı sergilemesi büyük bir ihtiyaçtır. Chp parti yetkililerinin sandıkta kazandığımızı masada vermeyiz yönünde ki açıklamaları son derece tehlikelidir ve mutlaka aklı selime davet edilmelidir. Aynı şekilde başka illerde yaşanan sorunlarda da aksi durum söz konusu ise muhalefetten beklenen bu olgunluk hükumet mensuplarınca da sergilenmelidir.

         Önemli olan milletin görüşüdür. O neyi seçmişse onun tespiti ve desteklenip himaye edilmesi hayati derecede önemlidir. Bu zor süreçler makul bir zeminde ele alınması gereken milli bir mesele olup sorumsuzluğa asla izin verilmemelidir. Her iki taraf açısından ve ülke için doğru olan budur.

          Vesselam

          Cevat YEK

          02.04.2019 02:25