dumanselehattin @ hotmail.com

(İKTİDAR VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ)

          Genel anlamda sivil toplum örgütleri şöyle tanımlanır. “Sivil toplum kuruluşları, resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kar amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır.” Türkiye şartlarında ilk sivil İslami oluşumların banisi İslami siyasi faaliyetlerin de kurucusu olan irade olmuştur. Aslında Müslümanların bildiği ilk oluşum kurucuları arasında Hz. Peygamberin de bulunduğu Hılfu-l Fudul erdemliler hareketidir. Ancak özellikle Osmanlı sonrası kurulan devlet işleyişinde bu türden faaliyetlerin yasaklanmış olması ve din ve toplum adına konuşulmasının bile sakıncalı olduğu uzun yıllardan sonra ilk cesaretli çıkış olma özelliği taşıdığı için Milli Görüş geleneği ve onun öncülüğüne atıfta bulunmuş olduk.

          Kuruluş ve gelişim aşamalarının tamamında hem çalışma biçimi hem hizmet tarzı itibariyle aslına sadık kalınmış olsa da zamanla ulaşılan noktalardan sonra içerik ve hedefler hatta niyetler noktasında dahi ciddi değişimler oldu. Daha doğru bir ifadeyle dejenerasyon yaşandı diyebiliriz. Bu dejenerasyon sadece bizim camianın stk’ları açısından yaşanmamıştır. Bütün sivil oluşumlar kavuştukları imkanlardan sonra hedefler ve çalışma prensipleri itibariyle değişim ve dönüşüme hatta dejenerasyona uğramıştır. Öyle ki kimi oluşumlar ülke içerisinde yaşanan bir takım sorunlarda organizatör olmayı ve zaman zaman cinayetlere varan ciddi sapmaları da içine sindirebilmiştir. Hablemitoğlu suikasti hususunda yazılan çizilenlere bir göz atmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

          Türkiye’de ki İslami yapılanmanın bu derece sapma yaşamamış olması bir şans değil bizatihi islamın bu türden alçakça yöntemlere asla müsade etmeyeceği bilincinin yaygınlığı bunu temin etmiştir. İstisna olarak öne çıkan tek yapının Fetö olması ise yine bir tesadüf değil bizzat seçilerek ve organize edilerek sağlanabilmiştir. İslami referansların bu türden bir örgütlenmeye müsade etmiyor oluşu dolayısıyla tam teslimiyetçi bir oluşumun kurulması ve güçlendirilerek ülkeye yönelik ihanet faaliyetlerinin yapılması kaçınılmaz idi.

          Sağlam itikadi yapısı olan ve iradeyi yok saymayan ciddi oluşumlar için ise sadece Allah Rızası için yapılan çalışmaların merkezi olmuştur Stk’lar. En başta asıl hedef iktidar da değildi iktisatta değildi. Zamanla hem iktidarı hem iktisadi kalkınmayı elde etmiş olan müslümanlar yola çıkarken ellerinde ki tek sermaye olan özgür, özgün ve müslümanca düşünebilme yeteneklerini kaybettiler. Uzun zaman tek kişilik bir ordu gibi olan Erdoğan’ın arkasından burunlarını dışarı çıkaramadılar. Şimdi ise isteseler de çıkarabilecek ne takatları var ne de söyleyecekleri dikkate değer bir argümanları var. İktidarlar açısından kendi cinsinden ve içinden muhalefetini yok edenlerin alternatifi mutlak surette karşıt görüşten olmaya mahkumdur. Çünkü elden kaçırılmış bir imkanlar dünyasını yeniden elde etmek arzusu ile genç nesillerini çok daha başarılı bir şekilde motive edenler başarıya koşacaklardır. Tıpkı daha önce bizim açımızdan geçerli olduğu gibi.

          Toplumumuz içerisinde bir bireyin ne dediği değil de ne demek istediği yargılanıp ona göre değerlendirilen bir ortamın varlığı an itibariyle bir hakikattir. Ya da söylediklerinden, mevcut eksik, noksan ya da fazlaya dair; yönetimde bir şekilde söz sahibi adreslere ne kadar uyumlu olacağı dikkate alınan bir ortamda kimse konuşmak istemeyecektir doğal olarak. İslami alternatif yönetimin ne olduğuna dair bütün birikimler bu on yedi yıllık iktidar döneminde unutuldu, kaybedildi. Hoca diye ortalıklarda gezenlerin bile bir birinden saçma sapan söylemler geliştirdiği bir Türkiye’de islam adına söz söyleyeceklerin itibarı yerle yeksan edildi. Ve bu maalesef kendi ellerimizle yapıldı. Çünkü hakikati ifade edecek bir tek eleştiriye ne mevcut yapıların içinde ki büyükler kendi içlerinde müsade ettiler ne de dış güçlerin sürekli operasyona maruz bırakmaları dolayısıyla fırsat tanındı. Her türden muhalefetin amansızca saldırdığı ana yapıyı korumak adına sus pus oldu bütün isalim organizasyonlar.

          Bahsetmiş olduğumuz konuyu hala İstanbul seçimleri etrafında anlamak, anlamlandırmak isteyenlerin var olduğunu, olacağını biliyor ve buna bile şaşırmadığımızı bilmenizi istirham ediyorum. İstanbul’un kazanılmasının değil az farkla ya da hile yapılmış olsa da nasıl kaybedildiği üzerine bir çok kalem yazdı, çizdi. Tekrar ediyorum mesele İstanbul değil. Mesele Türkiye ve mesele Müslümanca yaşamak ve düşünmek ve mesele Ümmetin yaşadığı dramdır. En azından bu yazıda ki mesle sadece İstanbul belediye seçimleri falan değildir. Peki nedir meslemiz, ya da senin derdin nedir diye soracak olursanız cevap vermeye çalışalım.

          Ülkemizin an itibariyle her kesimden Sivil Toplum olarak nitelediği yapılardan hiç birinin gerçek anlamda ülke geleceğine dair endişeler çerçevesinde çalışma yaptığına inanmak mümkün değildir maalesef. Nadenlerden ziyade süreçler üzerine kafa yormak gerektiğini ifade ile yetinelim şimdilik. Özellikle ne belediyelerimizin ne de merkezi hükumetimizin olmadığı yıllarda ne yapıyordu bu STK’lar ve nasıl yapıyorlardı diye sormak gereğinin altın çizelim derim ben. Hatta bu sivil toplum kuruluşları nasıl oldu da sefil toplum örgütleri olarak değerlendirilecek hale geldi bunu düşünmemiz gerekir deriz. Mevcut iktidarın kazanımları konumuz olmamakla birlikte ifade etmemiz gerekir ki her geçen gün daha kötü bir vaziyete doğru gidiyoruz. Sağda solda makamlara yönelik ziyaret fotoğrafları vermek değildir Sivil Toplumculuk. Sivil toplum hem millet için hem ülke için hem ümmet için çok kıymetlidir. Ancak bireylerin, vakıfların, derneklerin yapması gereken hayırlı hizmetleri devlet yapmaya başlayınca işler değişmeye başladı. Hayırlı bir iş için destek istediğiniz imkanları yerinde olan müslümanların bile devlet yapıyor ya kardeşim dedikleri günleri yaşıyoruz maalesef.

          Hatta bu merkezlerin imkanlar tanınması dolayısıyla farkında olarak / olmayarak seslerinin kısıldığı da başka bir acı hakikattir. Yakın zamanda Binali Yıldırım’a atfen Sivil Toplumu ihmal ettik sözü önemli bir fırsat olarak görüldü. Ancak kastettiği şey bizim ifade ettiğimiz biçimde ise hemen gerekli tedbirler alınmalıdır. Beslenen değil özgün teklifleri ve eleştirileri dinlenen sivil toplum yarar getirir. Elbette devletin sosyal devlet sıfatı kısmi desteklemeleri içerecektir ancak bunlar hem kısmi kalmalı hem de bir baskı aracı haline getirilmemelidir. Yanlış yada eksik yapılan bir takım işlerle ilgili inisiyatif almadıktan sonra hatta toplumu, gençliği her anlamda özellikle dünyanın siyasi seyri hususunda ve genel islami hassasiyetler çerçevesinde bilinçlendirme faaliyetleri yapılmadıktan sorsa çok bir değeri, anlamı olmayacaktır bu örgütlerin varlığının.

          Devletleri yönetmede en büyük destek te köstek te bu tür örgütler üzerinden gerçekleştirilmektedir. Hatırlayın ülkenin kurulduğu günden bu yana en iyi şekilde yönetildiği günlerde iktidarı yıkmak üzere faaliyet yürütenlerin en büyük destekçisi olarak piyasaya arzı endam eden beşli çetenin üstlendiği rolü. Özellikle bu günlerde Türkiye üzerinde çalışan belli odaklar; mevcut iktidarı '' başta Fetö olmak üzere '' ancak milletin değerleri merkezinden hareketle yıkabileceğinin farkındadır. Ve daha Kuytul gibi bir yönü dini veche barındıran ama daha çok sosyalist kürt siyasi akımının tesir ve kontrolünde bir renk veren yapının oluşturduğu bir sıkıntı giderilememişken medyaya düşen İslamoğlu açıklamaları bunun en açık göstergeleridir. Mevcut iktidar sonrası palazlanan ve kontrol noktaları çokta belli olmayan ‘’ ya da belli ise sadece isitihbari düzeyde kalan ‘’ ancak toplum tarafından çok fazla anlaşılamayan bu tür yapıların sayısını artırmaktan geri durmayacakları aşikardır.

          Türkiye Milleti ( bunu özellikle böyle ifade ediyoruz) sahip olduğu dini değerlere sadakat duruşu dolayısıyla net olarak sol bir siyasi oluşuma ülkeyi teslim etmemek iradesini taşıdığı için ve sayısal olarak çeşitlilik arz edecek türden ve suni olarak kurulan güçlü bir yapı (bir ittifak) ortaya çıkmadan bunu mümkün olmayacağının farkındadır batılılar ve istihbarat örgütleri. Sesini muhalif olarak çıkarabilenlerin bu türden dış destekli ve ülkeye zarar verecek yapılardan oluşması elbette çok tehlikelidir. Dolayısıyla kendi cinsinden muhalefetinin oluşturmayan ya da kendine yakın Stk’ların sağlıklı eleştirileri ile birlikte yol almayan bir iktidarın savaşının çok daha zor olacağını söylemeye ihtiyaç olmasa gerektir.

         Özellikle toplumda öne çıkmış sağlıklı düşünen isimlerin, düşünürlerin bu hususlarda rehberliğine ihtiyaç vardır. Eleştiri hayat kurtarır. Hele de siyasette muhalefet olmazsa olmazdır. Ancak muhalefet tek kutuplu hale getirilince ve ister istemez tüm dünya ile mücadele etmek zorunda kalınca sadece parti olarak değil tüm toplum olarak göreceğimiz zararın boyutlarını tahmin etmek pek olası durmamaktadır. Muhalefeti sadece meclis çatısı altına hasretmek ve sivil inisiyatifin sağlıklı eleştirilerine imkan tanımamak bizi tükenişe götürecektir. ( Son dönemde farklı söylem geliştiren ve siyasi olarak öne çıkma çabası içerisinde olan kurmaca kişi ve oluşumlar asla tasvip edilemez. Bu türden çalışmalar hesabidir ve yarar getirmekten uzaktır.)

          Stk’ların muhalefeti özellikle yapıcı eleştirileri dikkate alınmadığı taktirde ortaya çıkacak manzara az önce de değindiğimiz gibi hiç beklenmeyen ta öteki uçta ki organizasyona hem de ihaneti göze almak pahasına eleştiri ya da saldırganlıklara fırsat tanımak olacaktır. Tüm bunlara gerçek anlamda kafa yormak gerektiği ise izahtan varestedir. Dış destekli bir Stk’ dan zaten ne beklersiniz ki. Böylelikle zamanla gerçek vazifelerini unutan, ihmal eden bir takım ucube ve sivil değil sefil toplum kuruluşlarının daha fazla ortaya çıkmasına ve güçlenerek yıkıcı muhalefet ve eleştiriler yapılmasına yol açmaktadır. Ne Stk’ların her dediği yapılır ne de tümden yok sayılırlar. Normali budur tam da.

          Tüm bu gelişmeler karşısında eli kolu bağlı oturmak ise imkansızdır. Sivil merkezlerin önünün açılması zarurettir. Toplum yararını gözeten ve duyarlı sivil toplum örgütlerini sadık birer organizma haline getirmek ne kadar tehlikeli ise tüm açıklamaları ile dış merkezlere selam eden ve mesaj veren yapıların etkinliği de günden güne artış göstermeye devam edecektir ki bu çok daha büyük bir tehlikedir. Kendi içinden düşman askerini davet edecek kadar vatan, millet, bayrak ve bağımsızlık anlayışı açısından şuursuz insanların varlığı bile utanç olarak yeter derecededir.

         Vesselam

         Selehattin DUMAN

         15.05.2019 00:33