cvtykgm @ gmail.com

 

          Dünyada olup bitenler, Suriye, Fırat Kalkanı, El Bab, Mümbiç, Dolar ve fiyat artışları derken Venezuela…

          Türkiye’nin aşağı yukarı gündeminin bu olduğunu söylersek haksızlık etmiş olmayız. Bir de iki senede bir seçim meselesi var. Partilerin her birinde yaşanan ayrışmalar ve bireysel çıkar çatışmaları, eskiden devlet menfaatleri partiden önce gelir lafları vardı şimdi BEN partiden de devletten de önemliyim söz konusu. İş başına gelen kişi kendi siyasi düşüncesindense ister yasin ister batırsın fark etmiyor destek olmaya devam ediyor. Hme de tüm siyasi görüşlerde ve partilere durum tamamen aynı.

          Aslında hem partiler en üst düzeyde yönetenler hem her kademede söz sahibi olanlar birbirlerinin ayağına basmadığı sürece kimse diğerinin ekmeğine mani olmuyor. Ya da hırsızlığına veya beceriksizliğine en küçük bir müdahale de bulunmuyor. Aşağılarda da durum aynı. Eğer birbirlerini gören / gözeten bir götürme söz konusu ise kimse sesini çıkarmıyor. Ya da şöyle söyleyelim ses çıkarmayalar ya gücü yetmediği için ya da işine gelmediği için itiraz dahi edemiyor. Allah’a emanet bir şekilde yuvarlanıp gidiyoruz.

          Bu günlerde başarılı olduğu halde aday gösterilmeyen veya her hangi bir partiden başarısız olduğu hatta istenmediği halde aday gösterilen insanlarla ilgili teşkilat serzenişlerine çok ça tanık oluyoruz. Herkesin ortak bakış açısıyla istenmeyen insanların adaylığı kadar istendiği halde aday gösterilmeyenlerin var olması bunu hem de neredeyse tüm siyasi partilerde mevcut olduğunu görmek manidar. Eskiden seçmenin önüne bölgesinde sevilen sayılan insanlar çıkarılırdı ki şimdi zaten neredeyse kimse kimseyi sevmiyor ve saymıyor olması bir yana herkes sadece kankini layık görüyor olması dolayısıyla muhalefet çatlakları da çeşitlilik arz ediyor.

          Ama çoğunluğun parti saiki ya da yönlendirmesi ile ortaya çıkan sonuca karşı basın açıklamasını öteye geçen bir etkinliği de söz konusu olmamaktadır. Sadece Şişli de bir istisna söz konusu o da yıllardır orada başarılı olduğu düşünülen ve sonrasında aynı partiden seçilmiş bir başkan olmasına rağmen yeri doldurulamayan bir siyasetçinin çırpınışları gibi bir dar çerçeveye oturmuş durumdadır. Bağımsız olarak seçilme imkanını zor görsekte, ihtimal dışı değilse de karşı siyaset için bir şans doğuracağı kuvvetle muhtemeldir.

          Bu yazıda ittifaklara fazla temas etmeyi düşünmediğim için sadece kısaca bir hususu ifade etmeyi yararlı görüyorum. Bu seçim ittifaklara rağmen çok bazal sürprizi ortaya çıkarmayacak gibi dursa da kendi içinde ilginç neticeleri de beraberinde getirme mesajları vermektedir. Kendi siyasi organizasyonlarının daha sonra sağlayacağı yararları gözetenler alttan alta bir kısım iğnelemeler yapsalar da çok etkili olamayacaklar. Ancak bazı gizli ama çok bariz ittifakların bazı siyasi partile açısından intihar girişimi veya seçim sonrasında tamamen yok oluşa doğru evrilen bir boyut kazanabilme potansiyeli açısından sonuçları süreçlerinden daha baskın bir seçim olma özelliğini haiz olacağa benzer.

          Vatandaş açısından çok değişen bir şey olmayacağa benzer. İstanbul’da Binali Yıldırım rüzgarı İmamoğlunun bütün çabasına rağmen neticeye nasıl etki etmeyecekse İzmir’de Nihat Zeybekçi’nin Bakanlık geçmişine ve Chp adayı Tunç Soyer’in babasının geçmişine ve önce ki dönem aynı partiden belediye başkanının başarısız geçmişine rağmen orada da bir sürpriz beklenmiyor. Sadece bir miktar diğer tarafın oylarında artış görülebilir o kadar.

          Ancak Ankara başka. Orada her ne kadar açıkça destek olan bir pozisyonda olsa da bir Melih Gökçek gerçeği söz konusu. Bu reel politik açısından nasıl okunursa okunsun gelinen süreçte yine Bakanlık ve başarılı bir belediye başkanlığı geçmişine rağmen ve rakibi Mansur Yavaş açısından negatif duran bir çok mesele var olmasına rağmen Mehmet Özhaseki’nin işi zor gibi duruyor.

          Burada sadece sürpriz olarak Batman mitinginde gün yüzüne çıkan; özellikle Suriye ve Irak operasyonları sonrasında beli kırılan örgüt ve geçmiş dönemde seçildikleri halde şehrileri perişan hale getiren belediye başkanları hukuki süreçlerle kayyumlara devredildikten sonra şehrilerde yaşanan devrimsel değişimler sonucu rahatlamış olan güneydoğu halkının yapacağı tercihler önem arz etmektedir. En azından Hüda Par orada bu seçimlerde iyi bir çalışma yürütüp bir kaç belediye alabilirse Türkiye açısından ciddi bir dönüşümün başlayacağının mesajı verilmiş olacaktır. Hem de sadece ülke içine değil tüm dünyaya.

          Tabi burada çok fonksiyonlu bir siyasi mülahazadan bahs ediyoruz. Ciddi harcamalar ve büyük emekler isteyen bir süreç olacağı aşikardır. Kim ne derse desin sonuçta yerel alanda kim kendisini kimin ve nasıl yönetmesini istediğine bireysel ya da toplumsal olarak kendisi karar verecektir. Bu seçimler hiç bir açıdan hayati değildir ve buna böyle bir anlam yüklemek imanı da bulunmamaktadır. Ancak kritik yerlerin alınması siyasi partilerce üzeride durulmaya değer bir husustur bu başka. Seçmen sandığa gittikten sonra vay şöyle oldu, aslında böyle olmamalıydı gibi sızlanmalara kimse iltifat etmeyecektir etmemelidir de.

           Bu süreçte ilginç olan bir başka hususa da değinip kelama nihayet verelim. Geçtiğimiz genel seçimde bir kaç yerde daha sonuçlar belli olmadan seçimde hile var gibi bir takım teranelerle olay çıkarılmak istenmiş ancak başarılı olunamamıştı. Bu seçimde ise siyasi tarihimizde hatta belki dünya siyasi tarihinde ilk defa tuhaf ama gerçek şöyle bir ilginç durum ortaya çıktı. On milyon seçmenin bulunduğu bir ilde (İstanbul) Chp İl Başkanı; seçmen iptali talebi ile ilgili '' Atı alan Üsküdar’ı geçemedi ’’ diye bir açıklama yaptı. İptal için müracaat edilen seçmen sayısı kaç? Ondokuz bin bilmem kaç. İptal edilen sayı beşbin falan. Komik olmayın sayın İl Başkanı. Bu sayılarla mı seçim alacaksınız demekten kendini alamıyor insan. Seçim kazanmak çok daha başka mücadeleler ister. Bilen bilir...      

          Haydi Rastgele…

          Veselam

          Cevat YEK

          31.01.2019 02.30