yazar2 @ yazar.com

Suriye’yi parçalama planın parçası olarak, taşeron örgütler yolu ile başlatılan iç savaşta, kuşkusuz en büyük zararı her zaman ki gibi siviller gördü. Doğup büyüdükleri toprakları terk etmek zorunda kaldılar. Sığındıkları ülkelerdeki durumları ise belirsizlik girdabında.

Bünyeye mahiyeti belli olmayan, yabancı bir unsurun girmesine karşı korku, nefret, acıma vb. duygu ve düşüncelerin oluşması beklenen bir durumdur. Bunun sonucu olarak Suriyeli mülteciler konusunda, halk nezdinde büyük bir kafa karışıklığı hâkim ve gün geçtikçe Suriyeli mülteciler ile ilgili düşünceler olumsuza doğru ivmelenmekte. İnsani gerekçeler ile hükümetin mülteci politikasını destekleyenler bile ufak ufak şikayetlerini sesli olarak dillendirmeye başladılar. Sorunları daha oluşmadan görmek ve çözüm üretmek büyük devlet olmanın gereğidir. Eğitim, sağlık, istihdam gibi alanlarda kendi sorunlarını çözememiş bir ülkenin sığınmacı ve göçmenlerin de eklenmesi ile bu alanlardaki sorunlarının katmerleştireceği açık. Toplumsal reaksiyonun kötüleşmemesi adına, Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’nin stratejisinin ne olduğunu ve mültecilerle ilgili sorunların nasıl çözüleceği uygun yöntemlerle halka açıklanmalıdır. Susmak, görmezden gelmek büyük sorunlar için uygun bir yöntem değildir.

Halkın göçmenler konusunda cepheleştiği de gözden kaçırılmaması gereken bir nokta. Sığınmacılar konusunda başından beri oldukça katı olan bir kısım halk, göçmenlere merhamet gösterilmemesini, bu insanların ülkeleri için savaşmaları gerekirken kaçtıklarını, Türkiye’nin kaynaklarını sömürdüklerini, ülke vatandaşlarının yaralandığı eğitim, sağlık gibi temel insani haklardan hiçbir bedel ödemeden eşit olarak yararlandırıldıklarını, Türkiye’nin fakirleri dururken kamu yardımlarının bu insanlara akıtılmasının doğru olmayacağını, Suriyelilerin birçok organize suç örgütü kurduklarını, cinayet, hırsızlık, gasp, taciz suçlarının müsebbibi olduklarını, açtıkları işyerleri için devlete vergi vermediklerini, işsizliği arttırdıklarını, ileride ciddi ekonomik, sosyal ve güvenlik sorunlara kaynaklık edeceklerini, bu yüzden biran önce sınır dışı edilmeleri gerektiğini ileri sürmektedirler. Aksi görüşü savunanlar ise bu insanların parçası olmadıkları bir savaşın mağduru olduklarını, yerlerini, yurtlarını, paralarını kaybettiklerini, bu insanlara sahip çıkmanın ve yardım etmenin insanlık vazifesi olduğunu, muhacirlere kol kanat germenin İslam dinin emri olduğunu, Türkiye’nin sonuna kadar bu insanlara sahip çıkması gerektiğini belirtmektedirler.

Konuyu uzatmadan meselenin bence daha önemli olan ve fazla dillendirilmeyen bir boyutuna dikkatinizi çekmek istiyorum. İsrail ve Siyonistlerin kirli işgal planları incelendiğinde görülecektir ki; bir bölgeyi işgal etmek istediklerinde ilk yaptıkları işin, hedefteki ülkede karşıt grupları birbirlerine karşı kışkırtmak, kargaşayı körükleyip çatışma çıkartmak ve mümkünse savaşa sürüklemektir. Sonrasında ise insanları huzursuz ederek göçe zorlamak, o bölgeyi yerel sahiplerinden arındırmak ve akabinde ele geçirip sahiplenmek şeklindedir. Filistin’i nasıl ele geçirdikleri bunun en açık örneğidir.

Nüfus bir toprağın kimliğidir. Kimliğini kaybeden toprak sahipsiz demektir. Nüfus ve toprak arasındaki ilişkiyi kavrayamamış ülkeler bunun bedelini ağır öder. Bu noktada “Sahipsiz kalan vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.” diyen şairin sözüne kulak vermek gerekir. Şu an için insandan arındırılmış Suriye toprakları sahipsizdir ve yeni sahiplerini beklemektedir. Bu durum müstakbel işgalcisinin ekmeğine yağ sürecektir. Türkiye, Suriyeli mültecileri ülkelerine döndürmeye ikna edecek politikalar belirleyip bu doğrultuda çalışmazsa Suriye toprakların adım adım kimin eline geçeceği malum.

Batılıların, Suriyeli mültecilerin Türkiye de kalması ve uyum sağlaması için, Türkiye’de kurulmuş vakıflara cömert yardımlarda bulunması tezimizin doğruluğuna bir kanıttır. Bu yardımların sadece kendi ülkelerine, Suriyelilerin kaçak yollarla girmesini önleme amaçlı olduğunu düşünmek saflık olacaktır.

Bundan sonra oluşturulacak politikalar, yukarıda belirttiğimiz gerçeği göz önüne alınarak geliştirilmelidir. Zira Türkiye’nin güvenliği Suriye’den geçmektedir. Suriye yaşanabilir hale gelmesini beklemeden ülkemizdeki Suriyelilerin dönüş stratejisi belirlenmelidir.