ajanskamu @ gmail.com

Doğup büyüdüğüm köyüme yürüyerek yaklaşık bir saat mesafede bulunan, adına Sivri dediğimiz, Yuntdağlarının bir parçası olan bir tepe bulunmaktadır. Çok sık gidemesem de fırsat bulduğumda gittiğim bir yerdir burası.

 

Yöredeki çobanların genellikle her gün uğradıkları bu tepede bir gölet bulunur. Hayvanlar, hem sularını içer, hem dinlenirler. Çobanlar da, çaylarını demleyip, her yudumunda yorgunluklarını giderirler. Bu dağ öyle bir yerdir ki, civarında bulunan köylere kuş bakışı bir konumdadır. Tepeye çıktığınızda, "bir daha para verseler, çıkmam" dedirten bir zorluğu var çıkarken. Ancak orada aldığınız bir nefes, yudumladığınız bir yudum çay, sarnıcın bir bardak soğuk suyu, tüm yorgunluğunuzu unutturur hemen..

Köyümüzün yaşlılarından küçükken dinlerdim hep, “Evimi yaparken develerle taa Sivri dağından köşe taşlarını getirdim." derlerdi. Tabi bu taşlar öyle kolay getirilmiyor.. Günde sadece iki taş getirilebilirmiş, zamanın kamyonu yerine geçen develerle..

Köy içinde gezerken anlam veremediğim şekilde evlerin duvarında yazılar, hatta haç işaretlerine rastlardım. Bu taşlar Sivri adını verdiğimiz dağın tepesinde bulunan eski yerleşim yerlerinin birer parçasıydı muhtemelen.

Bu dağda iki tane sarnıç bulunur, hangi dönemden kaldığı belli olmayan... Ancak tahminime göre Bizans döneminden kalmış olması muhtemeldir. Çünkü buradan götürülen taşlarda bulunan işaretler bunu göstermektedir. Bu sarnıcın yazın dahi tükenmeyen suyu bulunmaktadır. Bu arada bu suyu ile demlenen çay da, çok lezzetli olur. İçinden su alabilmek için dört-beş basamak merdivenle inmek gerekir. İçine inip, başınızı yapının taşlarına çevirdiğinizde tam anlamıyla okunamasa da taşların üzerinde Latinceye benzeyen harfler ve tarihler bulunmaktadır. Ana taşların etrafı sayısız ufak tefek taşlarla örülüdür. Üzeri ise taşlar birbirine bağlanarak kapatılmıştır. Taş haricinde malzeme kullanılmadan ustalık eseri bir yapı meydana getirilmiştir.

Yüzyıllara meydan okuyup günümüze kadar gelen bu yapı, bazı art niyetli ya da düşüncesiz insanlar(!) tarafından tahribata uğratılmıştır. Zorlu bir çalışmamız sonucunda bir nebze de olsa yapının taşları, eski görünümüne tarafımızdan kavuşturulmuştur.

Tabi bu yağma yapılmış durum, tarihi eserlere ne kadar önem(!) verdiğimizi göstermektedir. İnsanların belki tarihi bir para bulurum gayesiyle kazılar yapmaları sonucu tarihi eserlere verilen zarar, geri dönüşü olmayan tahribatlar oluşturmaktadır. Bunu yapmak yerine böyle yerler yurt içinde ve yurt dışında kamuoyunda tanıtılsa, üzerinde akademik çalışmalar yapılsa geçmişten günümüze ulaşan tarihi yapılara sahip çıkılmış ve gelecek nesillere tarihi bir değer aktarılmış olmaz mı?!...