dumanselehattin @ hotmail.com

Not: Elhamdülillah bu günleri gördük

ve daha iyileri için daha çok çalışmalıyız.

TÜRKİYE ÇOK BÜYÜK BİR ÜLKEDİR

          İnsan aşksız, heyecansız neye yarar ki. Bir inancın, fikrin, ideolocyanın mensubu, adamı, sahibi olmadıkça neye yarar kişi. Neye inanırsa inansın inanç sahibi, neyin davasını güderse gütsün dava derdi olan bundan mahrum olandan yeğdir. Ancak güç, servet sahibi olanların ve devletin yüksek noktalarına çıkmış olanların yaşadıkları ilginç evrimin en açık örneği; gençlik yıllarında kamplarda militanlık yapacak kadar ileri derecede samimi solcularda görülmüştür. Öyle ki Kapitalizm ile savaşa and içmiş olan Sosyalist gençlerin bahis konusu imkanlara kavuşmasının ardından Patronlaşma ve Kapitalistleşme süreci yakın zamanda yaşandı. Ve bir çok yayın (özellikle islamcı kanallar, gazeteler vb.) bu konulara işaret ederek ve hafiften alaya alarak iğneleme ve irdeleme yaptılar.

          Türkiyenin yaşamış olduğu şu nadide ve güzide günlerde ne gereği vardı şimdi bu lafların diyecek arkadaşlar olabilir. Ancak kelle koltukta mücadele edenlerin icraatlarını kendileri yapmış gibi sağda solda hava atan ‘’Çakma Reisler’’ olduğu sürece bize gerçek anlamda saadetli günler hayal demek çokta ağır olmasa gerek. Çünkü daha yakın zamanda uyarmasına rağmen Sayın Cumhurbaşkanı ‘’Benim adıma racon kesmeyin’’ diye şimdi de yapılan tüm icraatları kendileri yapmış gibi etrafa efelik yapanların ardı arkası kesilmiyor. Halbuki Kudüs kararında milletin hatta ümmetin topyekün desteğini arkasına almış olarak oraya gidildi. Sayın Mevlüt Çavuşoğlu BM genel kurulunda en son Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşmanın ardından yine tarihe geçen bir konuşma daha gerçekleştirmiş oldu.

          Besmele ile başlayan konuşma Dünya beşten büyüktür ifadesi ile sonlandırılmıştı. İlk defa biz konuştuk dünya ardımıza takıldı. Ya da ilk defa biz istedik ve bir şeyler aldık dünya liginde. 128 oy’a karşılık sadece 9 oy o da devlet demeye bin şahit lazım cinsinden dokuz destek oyu. Aslında korku oyu adamların rızkını veren gibi duran bir Abd var karşılarında. Peki mesele ne? KUDÜS. Peki bunların haddine mi düşmüş bu konuda karar vermek. Ya da Amerika gibi 100 yıllık bir geçmişi olan bir ülke mi bu konuda karar vermelidir. İnsanlık tarihinin en eski mabedi ve en eski şehrinin statüsünü belirlemek, küresel emperyalizmin ve küresel siyonizmin kuklası olan bu hantal ve dev organizmanın işimidir?

          Dünya mirası içinde yaşayan tüm insanlığın ortak değeri olmakla birlikte tarihsel bir şuur ile ele alınması gereken meseleler vardır. Onların dünya mirası olmasının da ötesinde ata mirası olan bir yönü vardır. Filistin gibi yüzlerce yıllık yerlisi olan insanların mahrum bırakılacağı ve elli yıldır devam eden işgali haklı çıkaran bir karara ma’şeri vicdan nasıl izin versindi ki zaten. İnsanlık tarihinin yüz karası bir milleti olmasının da ötesinde günümüzün mağdur edebiyatını sömürerek bir dünya dolusu mağdur oluşturan ve bunun sürekliliği için mücadele veren bir topluluktur bunlar. Peygamber katili ve müfterisi olan bu halkın insanlık yararına bir şey üretmesi imkansızdır. Üretilenin bile Yahudiden başkasına ait olması halinde imha ve itlaf edilmesi inancını taşıyan bir zümreden bahs ediyoruz.

          Türkiye ‘’İkinci Osmanlı’’ dönemini yaşıyor kim ne derse desin. Bunu kaldırmayanlardan biri Filistinde ki Kudüs yani Harem-i Şerif BM kararı sonrası türk bayrakları ve fes ile kutlama yaparken haberi sunuyor ardından Fes olmadı diyor. Lan gavuru korkutan şey sana ne etti. Şuuru İslami değerlerle savaşın işgaline uğramış en hafifinden gafil biraz ağırından Hain olan bu tipler sadece şu cevabı hak ediyor.

          —Sana ne? (Lütfen affedin.)

          Sen bu ükenin ( ki PKK ya çok teşekkür edilmesi gerektiğini söyleyen birisin sen) ya da Filistin’in hatta Kudüs’ün neyisin ki konuşuyorsun. Yahudi patronun tasmasını tuttuğu birisi olarak konuşuyor olman seni bu konuda söz söylemeye ehil ya da hak sahibi yapmaz.

          Arkadaşlardan biri yıkılış dönemini okurken bile üzülerek okurduk okulda diyordu. Ben de dedim ki hakiki tarih perspektifi ile okutulsaydı ''Tarih’’ imiz böyle hissetmezdik. Sebebi tam da bu gün ki yazımızın konusu. Osmanlı Emperyalizme ve Siyonizme savaş açtığı için yıkılmıştır. Özellikle duraklama döneminden sonra bile yıkılış diye adlandırırlan dönemde bile Portekizlilerle ve diğer emperyalistlerle mücadeleyi bırakmamıştır. Benim işim başımdan aşkın dememiş daha büyük problemlerim var dememiş her mazlumun yardımına koşmuştur.

          Dünya sırf bu yüzden bize farklı bir gözle bakmaktadır. Ve sair dünya ülkeleri ardımıza takılırken bu mazinin tesiri olmadığını söylemek mümkün değildir. Elbette geçmiş dönemlerde ba husus Cumhuriyet dönemi çok kötü günlerimiz, zor sınavlarımız ve itibar zaafiyetlerimiz de olmuştur. Ama on küsur yıldır çabalamaların, ciddi bir silkinmenin ardından alınan netice çok güzel ve iftihar vesilesidir. Öyleyse ne diyoruz; TÜRKİYE göründüğünden ve hatta olduğundan çook ama çooook daha büyüktür. Bu büyüklük tarihinden gelir. İnancından gelir. Kültüründen, İrfanından, İnsana verdiği, yüklediği anlamdan gelir.

          Merkezde insan olmadıktan sonra güç hiç bir şeydir. Sadece devasa ve hantal bir organizmaya dönüşür. Osmanlı hiç bir döneminde Roma’laşmamıştır. Osmanlı hiç bir döneminde zalimleşmemiş ve bu yüzden de tüm zalimlerin korkulu rüyası olagelmiştir tarih boyunca. Peki Kudüs ve sair meseleler ile ilgili şimdi pozisyonumuz ne olacak? Bu bizim değil Kapitalist ve Emperyalist ABD ile Siyonist İsrail’e sorulacak bir sorudur. Bizim yolumuz ve istikametimiz bellidir.

          Şimdi işte tam da bu sırada bir umut doğmuştur. İsrail işgaline bir son verilmesi ihtimalinin umudu. Bu son verme orada işgal edilen tüm Filistin topraklarından çekilmeyi ve daha önce konuşulduğu gibi imkan bulabilirlerse Uganda Planını uygulamayı içerebilir. Ya da Rahmetli Prof. Dr. Erbakan Hocanın da önerdiği gibi ABD çok seviyorsa Yahudilere Amerika’da bir ülke versin denebilir. Bu ve benzeri idealler sadece konuşulmakla gerçekleşmeyeceğine göre bu güne gelmenin çalışmakla olan ilişkisi üzerinden yürürsek o da şu demektir.

          '' DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !!! ’’

          En başta söylediğimiz gibi aşksız heyecansız hiç bir şey olmaz. O aşkı ve hayecanı mukaddes beldeler üzerinde muhafaza etmenin en büyük faydası simgesel olduğu kadar var oluş sebebi mahiyetindedir. Kaybettiğiniz ya da kaybedeceğiniz şey sizin varlık sebebiniz olunca ister istemez en yüksek verimliliğe odaklanırsınız. İşte Ümmet tam da bunu yapmalı ve hem de Ümmet olarak yapmalı ve hem de Ümmet olabilmek için yapmalıdır.

          Bu arada bir çok kişinin ümmetin durumu itibariyle farklı yorumları olduğunu biliyorum. Biz ümmeti her haliyle korumak ve yanımızda tutmak için her şeyi yapacağız ancak her işi ellerimizle ve aklımızla yapmayacağız. Kimi işlerimiz kalbinizle, kimini dualarımızla ve Allah’ın yardımı ile yapacağız. Ayrıca İslam ülkeleri acze düşerse Allah daha farklı kanallardan bizi destekler. Bu bazen Kore olur bazen Venezuela bazen hiç aklımıza gelmeyecek bir yer ülke olur. Yeter ki biz istikamet üzere olalım ve olmakta sebat edelim.      

          Tevekkelna Ale’llah

          Vesselam

          Selehattin DUMAN

          Eğitim Bir Sen İst. Bir Nl. Şb. Bşk. Yrd.

          24.12.2017 11:55