dumanselehattin @ hotmail.com

15 TEMMUZU AN(LA)MAK

YENİ BİR TÜRK DESTANI

          Herkesin kahraman olduğu bir geceydi. Sokağa ne olacağını bilmeden, düşünmeden ya da hesabını yapmadan koşanların hepsi ama hepsi kahramandı. Millet yaşanan şeyin bir millete pranga vurma oyunu olduğunu görmüştü. Daha önce kaybettiği büyük devletine sahip çıkamamış olmanın acısını hisseder gibi çıkmıştı. Seksen yıldır yediği tokatların sesi ve acısı ile sokağa çıktı millet. Hastane kapısında ya da tapu kadastroda kendi vergisi ile kurulmuş hastanede tedavi esnasında ya da kendi mülkünün tapusunu alırken uğradığı hakaretamiz davranışlar aklına geldiği için fırladık sokağa. Bir daha eskiye asla geri dönmemek için, önce ki darbelerde verilen kayıpları yaşamamak için, kim vurduya gitmemek için göz göre göre vurulmaya razı olarak şehadete koştu bu millet.

          Ama daha sonra çıkanlar var ya onlar da kendi davalarının kahramanları olduklarını ispat ettiler. Üç gün sonra çıkanımı dersiniz, beş gün sonra hatta bir hafta sonra çıkanlarımı dersiniz. Ben çıkarken bayrak almayı unutuyordum sürekli ama onlar çift elinde çift bayrak çıkıyorlardı. Daha önce Fetö’nün gücünün güç olduğu dönemde sohbetlerine beraber giderken sağa sola afra tafra yapanlar o dostlarını unutmuş, meydanlarda en önde yerlerini almışlardı bile. Hatta eskiden su içtikleri aynı testiden olup, aynı maklubeye kaşık sallayan Kamulusu, Stk’lısı, Belediyecisi, Hür müteşebbisi mi ararsın. Hepsi meydanlarda en önde ve en çok onlar küfrediyorlardı Kardinal Fetö’ye. Sahi böyle bir talimat vermişti galiba kardinal mensuplarına o günlerde. En çok siz gerektiğinde hakaret edin ki kamufle olabilesiniz diye. Hem de neden sonra artık umut kalmadığı kesinleşince çıktılar her biri meydane, her biri bir birinden merdane…

          15 Temmuz işgal girişiminde rol almış, o yapıya girmiş kişilerin yaşadığı sorgulama ve yargılamaların olabildiğince sabır dolu ve adil yürütme gayretleri göz önündedir. Ancak bunların şımarıkça hal ve hareketleri karşısında hala sabır gösterilmesi anlaşılır gibi değildir. Sanki ihanet etmemişler de basit bir fırından ekmek çalma hadisesinden yargılanıyorlarmış gibi başı dik, üstü başı grand tuvalet adam mahkemeye yargılanmaya değil de hesap sormaya gider gibi bir havalar. İçeri girenler, dışarı çıkanlar, tekrar içeri girenler hatta tekrar çıkacağı düşünülenler… Artık neye inanacağımızı, nereye döneceğimizi, kime güveneceğimizi şaşırmaya başlayacağız. Onlar da bunu istiyor zaten. Bir çok kişinin Fetö irtibatını bildiği insanların hala korunduğuna şahit oldukça ve alakası olmadığı söylenen insanların eza ve cezaya muhatap kılındıklarını gördükçe hangi zafer hangi kahramanlık diyesi geliyor insanın. Meydanda kazandığımız savaşı masada kaybetmeye ne niyetimiz var ne de tahammülümüz var ve kimse bunu test etmesin.

          Erol Olçok ya da Mustafa Canbaz hatta koskoca Prof İlhan Varank boşuna mı öldü diye hayıflanıyor insan. Ne meydana çıktığımıza ne bu alçaklığı yapan müslüman ve asker kılığına girmiş kanı beş para etmez alçaklara karşı duruşumuza ne de Cumhurbaşkanımızın davetine icabet ettiğimize asla ve asla pişman falan değiliz. Sorun başka. Sorun ne meydana çıkmakta ne de çıkanda. Sorun meydana çıkmamızın en anlamlı sebebi Sayın Cumhurbaşkanımızın dahi yalnız olduğu gerçeğinde. Bir adım daha ilerisi ise yaşanan bazı sorunlarda istenen açıklamanın beklenen hiç bir yerden gelmemesi olmuştur. En samimi insanların bile neler oluyor demek durumuna geldiği anlardı bunlar.

          Hem benim şahsımın hem de çervemizde ki bir çok insanın kazanacağı veya kaybedeceği her hangi bir şeyin hem önemi yok hem de bu gibi durumlardan medet ummayacak kadar Allah korkusundan haberdarız. Ama paçayı kurtarıp arkada pis pis sırıtanların var olduğunu bilmek o kadar acı veriyor ki memleket adına tarifi imkansız. Türkan Türkmen Tekin bir anne olarak meydana çıktığında evladını ve eşini dahi düşünmemişse biz başka neyin hesabını yaparak şehitler ve gaziler adına merhamet meddahlığı yapmaya kalkabiliriz ki ağalar beyler.

          O akşam O karanlık gece herkes bir başka açıdan yaşadı korkuyu ve umudu. Ben haberi alınca hadi oğlum gün bugündür abdest al çıkıyoruz dediğimde nereye gideceğimi dahi bilmiyordum. Annesi onu nereye götürüyorsun sen git yeter demişti. Ben ise işte bu gün için bize ihtiyaç var. Allaha emanetiz meraklanma dedim. Aradığım bir kişi çocuklarının korktuğunu (!) ve gelmeyeceğini söylediğinde aradığıma bile pişman olmuştum. Ardından aradığım arkadaş arabasıyla geldi ve bizi aldı çıktık yola. Önce parti binasının önüne geldiğimizde az bir grubun olduğunu gördük. Geç öğrenmiştik ve geldiğimiz esnada binada kim var bilmiyorduk. Bir ses havalimanı dedi ve düştük yola. Kısa süre sonra yol tıkanınca gücümüz yettiği kadar yürüdük. Yolda ele geçirilen tankların, askeri araçların durumu aklımızda yer ediyordu. Polis kalabalıktan askeri ve araçları korumak için çırpınıyordu.

          Ne vurulduk ne darp edildik ne de ölüm yoklaması yaşadık. Üzgündüm çünkü ülkem var oluş savaşı veriyordu. Allah şehadeti nasip etmemişti ve ben biliyordum ki Allah şehitlerini seçer. Sabah namazının ardından başka askeri alan önlerine gitmek suretiyle bir müddet devam eden nöbetler artık şenlik havasına bürünmüş ve herkesin toplandığı bir alan haline gelmişti. İki yüz kırk dokuz şehit vardı ama eğlence havasında nöbetler vardı. İki bin küsur gazi vardı ama şenlik gibi nöbetler vardı ve kimse de bu durumu sorgulamıyordu. Çünkü şehadetlere ve gaziler olmasına rağmen koca Vatan kurtulmuştu.

          Tekbirler, Salavatlar, Tehliller ve daha nice İslami, manevi iş ve eylemler sokak ortasında ve devlet için devletine sahip çıkmak için icra ediliyordu. Zaten başka ne ile korunur ve yaşatılırdı ki devlet. Biz birinci istiklal savaşını da böyle kazanmıştık ya. Bu bize hiç yabancı değildi. Tek fark aramıza sızmış olan ve işgal güçleri için duacı olanların varlığı idi. Ama nifak yapamayacak kadar perişan oldukları için biz gibi bizden gibi davranıyorlardı ve pekte sorun çıkar/a/mıyorlardı.

          Bir yıl geçmiş ve biz hala on beş Temmuz’un ağır bedelini ve zararlarını kapatmaya çalışıyoruz. Sosyal olarak, ekonomik olarak ve psikolojik olarak bir çok açıdan darbe aldık. Hala da darbe vurmak için azami gayret gösteriyorlar. Bir yanda Deaş,bir yanda Dhkp-C, bir diğer Pkk çepeçevre etrafımızda ABD ve İncirlik bahane işgal girişimi ve düşmanlık şahane modu ile tüm Avrupa…

          Şimdilerde çok insanın bu işten zarar gördüğü ve tutuklu ve işlem yapılan insan sayısının fazla olduğundan dem vuranlar oluyor. Allah korusun başarsalardı ne olurdu sorusu sormaya bile kalbimiz müsade etmiyor ama bakalım ne olurmuş. Şu anda işlem yapılan insan sayısı için yüz on bin kişi civarı ve kırk bin kişi tutuklu olduğu bilgisi söz konusu. Bu ihanet gerçekleşse idi en az milyondan bahs ediyor olacaktık. İşlem yapılan , tutuklanan ya da kaybolan on binlerce insan söz konusu olacaktı. Üstelik ülkenin bir kısmı peşkeş çekilecekti. Allah millete öyle bir basiret verdi ki o gece kimsenin düşünemeyeceği bir çok işin ortaya çıkışı böyle gerçekleşti. İşte Kahraman Kazan, ekinlerini yakan masum ve fakir köylünün hesabı tutar böyle işte. Müminlerin kalbinden korkuyu söküp alan ve hainlerin kalbine korkuyu yerleştiren o. Elinde ki silaha rağmen korkan da türk evladı (!), o silaha karşı çıplak elle müdahale eden de türk evladı. Sonuç matematiğin ve mantığın iflası.

          ’’Nice az topluluklar çok topluluklara galebe çalmıştır.’’ Ayet-i Kerime

          Zaman hangi asra şahitlik ederse etsin, çağ ne tür hastalıklarla ve zülümle boğuşursa boğuşsun yine de mucizelerin tükenmesine vesile olamayacaktır. Ve gözü kara mü’min ve mü’minelerin ya da şehit ve şehidelerin varlığına gölge düşürmeyecektir. Bu millet hep o necip millet olarak kalacaktır. Cesaret ve feraset örneği bir yol benimseyerek milletimize önderlik ve rehberlik eden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere o gece meclisi terk etmeyen kahramanları ve meydanlarda istiklalini yeniden kazanan tüm milletimi ayrı ayrı kutluyor ve hizmet makamında olanlara millete hizmet yolunda nice muvaffakiyetler diliyorum.

          Allah’a emanet ol milletim, memleketim…

          Vesselam…

          Selehattin DUMAN

          Eğitim Bir Sen İst. Bir Nl. Şb. Bşk.Yrd.

          13.07.2017 20:20