Yıl 28 Şubat;

Bitlis’te bir okulda,

İngilizce dersinde,

Büyük bir hevesle “Simple Past Tense” anlatan Hatice Öğretmen idareye çağırıldı.

Elinde beyaz bir kâğıdı idam fermanı gibi tutan müdür üzgün bir şekilde;

“Başörtünüz devleti bölecekmiş, onu çıkarmalısınız, yoksa kapı orada, diyorlar” dedi.

Hatice öğretmen şaşırdı, afalladı, başı döndü…

“Nasıl yani müdür bey, benim bir vatan sevdalısı olduğunu bilmez misiniz? Sadece Allah’ın emri, nasıl çiğnerim. Benim ninem bu örtüyle Fransız’ı, Rus’u kovdu buralardan. Yoksa tekrar mı işgal ettiler? Neden onları dinliyoruz, biz de savaşalım!”

Müdür bey ne diyeceğini bilemedi, kâğıdı uzattı, idam fermanını verdi eline…

Hatice öğretmen meseleyi anlamıştı ama sindiremiyordu içine. Fransız’ın, Rus’un yapmadığını bu leş kargaları yapıyordu. Çocuklarını düşündü, yıllarca bin bir emekle okuduğunu düşündü, mesleğine olan aşkını düşündü, ağladı…

Netice;

Onun gibi sayısız vatan sevdalısı öğretmen, öğrenci, memur işinden ekmeğinden ve en temel haklarından el çektirildi. Nice evler yıkıldı, aileler dağıldı, çocuklar aç kaldı…

Zulmün sesi yükseldi, arş-ı alaya ulaştı…

Yıl 28 Şubat;

Ankara’da, bir gece vakti, bol madalyalı ve çok başarılı bir Türk Subayı,

Mehmet Binbaşı,

Kaldığı lojmana yakın bir yerde,

Arabasını kenara çekerek

“Hadi hanım, acele et, bir gören olacak!” dedi.

Başörtülü hanımı itiraz etmeden indi ve kocasının açtığı bagaja yerleşti usulca.

Ve yollarına devam ettiler.

Ancak bir gören olmuştu ve saniyeler içerisinde haber uçurulmuştu nizamiyeye.

“Komutanım bagajı açar mısınız” dedi asker utana sıkıla…

Bagaj açıldı ve Mehmet Binbaşı “ahlaksızlıktan” görevden atıldı.

Başka yapacak bir işi de yoktu. Çaldığı bütün kapılar yüzüne kapandı. Kimse cesaret edip ona iş veremedi. Yıllarca yarı aç yarı tok çoluk çocuk sürünüp durdular.

Onun gibi binlerce başarılı, vatan millet sevdalısı subay, astsubay aynı akıbete uğradı.

Zulmün sesi yükseldi, arş-ı alaya ulaştı…

Yıl 28 Şubat;

Bir İmam Hatip Lisesi Öğrencisi olan Mustafa, Üniversite Sınavında Türkiye’ de derece yaptı.

İsmi televizyonlarda okundu, öğretmenleri aradı, herkes onu tebrik etti.

Tam en güzel Üniversitelerin en güzel bölümlerinin hayalini kurarken,

Postaneden aldığı sonuç kâğıdında yazılanlara inanamadı.

Bu puanla en düşük bölümlere bile gidemiyordu.

“Katsayı” dedikleri buydu demek ki…

Netice;

Binlerce, on binlerce, yüz binlerce çalışkan beyin, üretken beyin, ülkeyi kalkındıracak beyin…

Tek tek kıyıma uğradı. Ülkenin kalkınmasına büyük bir darbe vuruldu. İnsanların haklarına girildi…

Zulmün sesi yükseldi, arş-ı alaya ulaştı…

Yıl 28 Şubat;

“İrtica” naraları eşliğinde cadı avı başladı.

Namaz kılan, oruç tutan veya az biraz dindar olan herkese baskı uygulanmaya başlandı.

Dini ve milli değerler çiğnendikçe çiğnendi.

Memurundan, askerine; esnafından işadamına kadar bütün inançlı insanlar işinden aşından edildi.

Netice;

Toplumsal bir ayaklanma ve kaos için halk galeyana getirilmeye çalışıldı.

Millet yemedi, sabretti, sabretti ve “ya sabır!” çekti.

Zulmün sesi yükseldi, arş-ı alaya ulaştı…

Yıl 28 Şubat;

Bir banka müdürünün telefonu çaldı.

Telefondaki sesi duyan müdür yerinden fırladı, sesi titredi ve yüzü kızardı…

“Ama nasıl olur efendim.” Dedi sadece…

Netice;

Halkı ve kamuoyunu zulümle oyalayan ve içinde; ordudan basına, sendikadan işadamına, medyadan akademisyenine kadar geniş bir paydaş kitlesi bulunan şer komitesi:

22 Bankadan 50 (Elli) milyar dolar,

Merkez bankasından bir kamyon altın,

Ve sayısız yolsuzlukla tonlarla milletin servetini

Hokus pokus ederek yok ettiler.

Krizlerle halk perişan oldu.

Zulmün sesi yükseldi, arş-ı alaya ulaştı…

28 Şubat…

Halkın iradesine, inancına ve yaşamına ipotek koymaya alışık şer güruhu sahnede.

Kendilerinin refahı için halkın refahını gaz ve ekmek kuyruklarına mahkûm etmeye alışık bir şebeke.

Her on yılda bir kafasını ezmeye alışık oldukları ve ebedi düşman belledikleri halka nizam, onların seçtiklerine balans ayarı vermek sevdaları depreşti.

Ve

Piyonlar sürüldü sahneye

Sürü sürü…

Yıllar 28 Şubat;

Akıl tutulması yaşanan yıllar, halkın namusuna, vicdanına, geleceğine ve malına el konulan yıllar.

Bin yıl İslam’a bayraktarlık eden, medeniyet abidesi bu milletin akla zarar uygulamalarla maymuna çevrildiği yıllar.

Yetmişlik Hafize Teyzenin, vatan uğruna şehit olan torunu Ahmet’in cenaze törenine, başındaki yaşmak yüzünden katılamadığı yıllar.

Zulmün sesinin yükseldiği, arş-ı alaya ulaştığı yıllar…

Yıl 28 Şubat;

Bin yıl sürmedi ama

Bin yıl anlatsan bitmeyecek yıllar! (28.02.2016)

 

...

Ve şimdi yıl 15 Temmuz

Aynı zulmü tekarar devreye sokmak ve ülkeyi küresel efendierine peşkeş çekmek için kırk yıllık proje ile hazırlanmış bir ihanet çetesi (fetö) devreye sokuldu.

28 Şubatta beşli çetenin emrine amade olan, kendi çıkarları uğruna islamın esaslarını bile tersyüz eden, zülme maruz kalan müslümanlara sırtlarını dönen, her türlü varlıklarını darbecilerin emrine sunan "Gülenist" terör çetesi, efendilerinden tam not alarak güçlenmiş bir vazeyette milletin her türlü kurumunu ele geçirdi. 

Taktıkları maske ile suret-i haktan görünmeleri ise menfaatlerine dokunuluncaya kadar sürdü.

Ve aldıkları emir ile millete bombalar yağdırarak hedeflerine ulaşmaya çalıştılar. 

Ama bu sefer uyanmış bir millet, kefenini giymiş cesur ve şuurlu bir lider vardı karşılarında.

Başaramadılar çok şükür, başaramayacaklar.

Yeni bir 28 Şubat yaşanmayacak artık Allah'ın İzni ile...