ajanskamu @ gmail.com

YUNAN MEZÂLİMİ-5

Zulüm ve Hiyanetlerin Lozan'da Affedilmesi

Lozan Konferansı

“Düşmanlarımızın dört bir taraftan vatanımızı istilâya kalkışmalarına rıza göstermeyen milletimiz 'Kuva-yı Milliye' adı altında birleşerek vatanı kurtarıncaya kadar üç sene süren çetin bir mücadelenin, imtihânını başarıyla vermişti. Millet, en âciz ferdinden en yüksek rütbeli kumandanına kadar yekvücud bir hâle gelmiş ve insanüstü bir gayret sarfederek büyük imkânsızlıklara rağmen muazzam bir başarı elde, etmişti. Adına Milli Mücadele dediğimiz bu ölüm kalım savaşında en azılı ve şımarık hasmımız olan Yunanlılar Mehmetçikten ebediyyen unutamayacakları bir ders almışlardır.

İtilâf Devletlerinden bilhassa İngilizler'in geniş ölçüde yardım ve desteği ile hareket eden Yunan Ordusu'nun uğradığı korkunç bozgun, bize en kara ve buhranlı günlerimizde düşmanla elbirliği eden hâin ve nankör yerli Rumlar'la Patrikhâne'nin bir daha böyle bir hiyânete teşebbüs edememesi için şiddetli bir cezaya çarptırılmasını mümkün kılacak bir fırsat kazandırmıştı.

Bundan başka çeşitli ecnebi şahadet ve raporlarıyla sâbit olan Yunan zulüm ve hiyânetlerinin hesabının görülebilmesi de; imkân dâhiline girmiş oluyordu. Zira bu kitapta milyonla emsâli içinden seçtiğimiz birkaçını gördüğünüz bu zulüm ve hiyânetler en basit savaş kâideleri dahi nazar-ı itibara alınmadan tamamen hukuk dışı ve câniyâne bir surette cereyan etmişti. Yakılıp yıkılan şehirlerin, gasp edilen malların, günahsız olarak öldürülen sivil milyonla mazlumun zarar ziyânını çok cüz'i bir surette karşılayacak olan bir tazminat en tabiî hakkımızdı. Konferansın diliyle buna 'Tamirat Mes'elesi' deniyordu. Fakat bu bölümde kısaca izâh edeceğimiz üzere bu tamirat bedeli Yunanlılara bağışlanmıştır. Lozan Andlaşması metninde 'Yunanistan'ın içinde bulunduğu malî buhran düşünülerek bundan sarfınazar edildiği' (Md. 59) kabul edilmiştir." S.347

Tamirat Mes'elesi

“Yunan Ordusunun Anadolu'daki tecâvüz ve mezâlimi için istenmekte olan meblâğın konferansın ilk safhâlarında çok güzel müdafaa edilmiş olduğunu kabul etmek gerekir. İnönü'nün cebinde mütehassıslarca hazırlanmış birkaç nutuk götürdüğünü yukarıda belirtmiştik. İhtimâl ki bu konuşmalar hazır nutuklardandı. Zira İnönü bu mes'eleye başladığı gibi bir sonuç vermeğe muvaffak olmamıştır. Daha konferansa gitmeden hattâ murahhas olması bile bahis mevzuu değilken, Türk ordusunun İzmir'e doğru Yunan palikaryalarını kovalamakta olduğu sırada gazetecilere verdiği beyanatta Yunanlıların Anadolu'da yaptığı tahribatın bir milyar beş yüz bin altına vardığını, yanan iki yüz seksen bin evin ise üç yüz milyon lira kıymet kaybına sebep olduğunu, götürülen hayvan ve eşyanın da yedi yüz milyon lira kıymetinde olduğunu söyliyerek 'Yapılacak tetkikler, zararın bu rakamın çok üstünde olduğunu meydana çıkaracaktır. Hele nüfusça, ırk ve nâmusça olan zararlarımızın takdiri bile kâbil değildir. Fakat bütün zararlarımızı Yunanlıların yanında bırakmıyacağız. Bunların santimine kadar tazminini isteyeceğiz!..' diye kat'î bir lisanla konuşuyordu.

Fakat Konferansın en ehemmiyetli meselelerinden biri olan bu tâmirat meselesinde de İnönü bir miktar direndikten sonra, yelkenleri suya indirmiş ve maalesef teslim olmuştu. Lozan'ın muvaffak olup olmadığını o'nun konferansın başlangıcında arzu ettikleriyle sonunda elde ettikleri arasında yapılacak bir mukayeseden dahi çıkarmak mümkündür. Hemen her meselede müsbet ve 'Misâk-ı Millî' ruhuna muvafık bir başlangıç yaptığı hâlde sonunu tâviz üstüne tâvizle bağlamıştır. Bunun en hazin misâllerinden biri de bu tamirat mes'elesidir.” S.356

İnönü, Lozan'da diğer birçok meselelerde olduğu gibi bu tâmirat meselesinde de talebinden vazgeçti. 28 Mayıs'ta milyonla şehidin kemiklerini ve aç çıplak milletin yüreğini sızlatan bu tâviz de verilince Lozan Muâhedenâmesinin 59. maddesi ortaya çıktı:

Madde 59: ‘Yunanistan harb kavaninine mugâyir olarak Anadolu'da Yunan ordu veya idâresinin ef'alinden mütevellit hasaratın tâmiri mecburiyetini tanır. Diğer taraftan Türkiye, harbin temâdisinden ve onun netâyicinden mütevellid Yunanistan vaziyet-i mâliyesini nazar-ı dikkate alarak tâmirat hususunda Yunanistan’a karşı her türlü metalibattan sûret-i kat'iyyede ferâgât eder.' 

'Yunanistan vaziyet-i mâlîyesini nazarı dikkate alarak’ tâbirine dikkatinizi çekmek isterim. Yunanistan iktisadi krizini biz düşünüyoruz. İnönü, TBMM’de Lozan'ı müdafaa ederken de Yunanlıların tediye gücüne mâlik olmadıklarını, binâenaleyh tâmirat bedelinin anlaşmada kabul edilse bile fiilen alınamıyacağını ileri sürmüştür. Böyle bir şey olsa bile, bunu düşünmek herhâlde bize değil, Yunan ordusunun teşvik ve yardımları ile Anadolu' ya saldırımış olan İngilizler'e düşerdi." S.359

1930 Türk-Yunan Anlaşması

"Barış yapmak mecburiyeti sırf bizim için bâhis mevzuu imiş gibi, barışa engel telâkki edilen her meselede tâviz bizim tarafımızdan verildi. Bu surette ortaya çıkan Lozan Andlaşması’ndan sonra da hep aynı zaaf devâm etti. Yaptığımız anlaşmaların hemen hepsinde 'aman, barış olsun, dostluk olsun!' ve 'Yurtta sulh, Cihanda sulh' gibi düşüncelerle tâvizkâr politikaya devam olundu. Hele Yunanistan'la Lozan'dan sonra anlaşma üstüne anlaşma imzalandı. Yunanistan, Lozan'da elde ettikleri ile yetinmek istemiyordu. Sahte bir dostluk gösterisi ile bizden yeni yeni haklar, tâvizler kopardı.

Bunlardan bilhassa 1930 tarihli 'Türk -Yunan Andlaşması' Türk teb’ası bile olmayan Rumlar'a Türkiye'de Türk vatandaşları gibi haklar vererek memleketin bu aç kurtlar tarafından yıllarca soyulmasına sebep oldu. Yunanlılar bizi aldatmak için güzel bir kelime seçtiler: 'Mütekâlibiyet' yâni iki taraf bu hakları karşılıklı olarak birbirine veriyordu. Düşünülmüyordu ki, Türkler henüz kendi iktisâdî menbalarını işletecek durumda değillerdi. Nerde kaldı ticaret için Yunanistana gideler! Bu düpedüz ve sırf Yunanlılara yarıyacaktı. Nitekim aradan otuz beş sene geçince esefle görüldü ki, Türkiye'de bu anlaşmadan istifâde ederek ticaret hayatının köprübaşlarına oturmuş otuz beş, kırk bin Rum vardır da Yunanistan'da mütekâbil olarak bir Türk bile yoktur.

Biraz da Kıbrıs hâdiselerinin ikâzıyle anlaşılan bu durum karşısında bu anlaşma feshedilerek bundan istifâde eden Rumlar, Yunanistan'a iâde edildiler. (1965) Hâlbuki bu zamana kadar memleketimizdekiler yetmiyormuş gibi bir de bu Yunan teb'alı Rumlar'a soyulmamak için fazla bir ferâsete lüzum yoktu. Yunan mezâliminin bütün tahripleri henüz ortada idi. Fakat bu tâviz politikası o kadar benliğimize işlemişti ki, değişen hükümetlere rağmen Yunanistan bizi daima kemirebilmek becerikliliğini göstermiştir. Sahillerimizde balık avlamaya kadar bizi avlamadığı iş bırakmadı. İstanbul'un beş yüzüncü yıldönümünü bile bu sahte dostları gücendirmemek için hakkıyle tes'id etmemek ahmaklığından kurtulamadık.

Kıbrıs gözümüzü açarsa olanlara üzülmesek de olur!.

Fakat hayır!.

Bizim uykumuz çok derin!.

Yunanlılar aradan az bir zaman geçince aldıklarını hazmeder, hiçbir şey olmamış gibi dönüp komşu memleketler arasında dostluğun lüzumundan bahsederler.

Biz de yeni tâvizlerle ona kucak açarız.

Ne gün Yunan emel ve taktiklerini hakkıyla kavrıyacağız bilmem ki.." S.369