ajanskamu @ gmail.com

Eğitime ilişkin iki haber ulusal basında geniş yer buldu. Bir tanesi Kocaeli Gebze’de lise öğrencisinin okul müdür başyardımcısını bıçaklayarak öldürme haberiydi. Değerli hocamıza rahmet, kederli ailesine ve eğitim camiasına sabırlar diliyorum. İkincisi ise ‘Profesörün 13 yıllık deneyi: Yüzde doksanı papatya çiziyor’ başlıklı haberiydi. İkincisi; deney, deneyin sunuluşu ve eğitim kamuoyunca algılanışı ve tartışılma biçimi ile eğitim kavrayışımızı yani eğitim ahvalimizi yansıtması açısından örnek vaka hüviyetinde. Bu önemine istinaden müstakil bir yazıyı hak ediyor. O yüzden o konuya şimdilik girmiyorum.

Eğitimde şiddet haberleri hayatımızın rutinine dönüştü. Hatta küresel bir sorun başlığı denilse yeridir. Dünyanın pek çok ülkesinden benzer haberler geliyor. Kamuoyu alıştı, kanıksadı. Artık ‘nasıl olur!’, ‘bu da olur mu?’ şeklinde bir tepkiyi kimseden görmüyoruz. O yüzden eğitim, öğretmen, okul, öğrenci kelimeleri ile kavga, şiddet, ölüm, bıçak kelimeleri genelde yan yana, aynı cümle içinde. O halde ülkemizin değişik bölgelerinden, değişik okul türlerinden, değişik ülkelerin değişik okul kademelerinden gelen bu haberlerde; eğitim, okul, öğrenci, öğretmen gibi benzerlikler dışında ölüm ve şiddetle bağ kurmamıza neden olabilecek bir ilişki olabilir mi? Öğrenci, öğretmen veya ailenin zaafları, eksiklikleri, ihmalkârlıkları, kadersizlikleri üzerinden okunan, açıklanan bu rutin hadiselerde suç ile yapı arasında, suç ile ilişki biçimi arasında bir sorgulama yürütülemez mi?

Modern dünyanın en büyük fetişlerinden olan eğitim ve dolayısıyla okul bu tarz sorgulamalardan özenle kaçırılır. Zira herkes eğitimin iyi bir şey olduğunu düşünmekte ve iyi bir şeyden de kötü bir şeyin çıkmayacağını varsaymaktadır. Bu basit mantıksal yürütme şüphesiz çok ikna edicidir. Değil mi? Eğitim, öğretmen, okul, öğrenci, öğrenme, kitap, kalem, defter vs. gibi tüm bu kelimelerin olumlu tınısında mayışmamak elde değil? Hepsi çok pozitif, hepsi çok steril! Ancak görmesek de, görmezden gelsek de bu tahayyülün yanında bir de her gün gördüğümüz, her gün deneyimlediğimiz çarpıcı, yakıcı bir tezahür de var. İstikrarlı başarısızlık var, yaramazlık var, akran zorbalığı var, sıkılmışlık var, doyumsuzluk var. ‘Ne yapsan boş’ duygusu var. Normal, gencecik insanların insandışılaşması var. Sınıf bir öğrenme ortamı değil, okul bir ilim yuvası değil. Yaşadığımız acı bir hadisenin abartısı üzerinden söylemiyorum bunları. Eğitimin, eğitim ortamlarının gerçekliği bu. Gebze’de hayatını kaybeden hocamızın başına gelen talihsiz bir kazadan bahsetmiyoruz. Eğitim ortamlarında mündemiç olan gerilimden, saklı şiddetten bahsediyoruz. Bu şiddet dalgası kimi zaman silahla, kimi zaman bıçakla, kimi zaman darp ile açığa çıkıyor. Bu yapıda boşalmayı bekleyen birikmiş bir enerji saklı.

Peki, pek çok yerde de kabul edilen bu sorunları tekrarlamanın bir anlamı var mı? Veya ne anlamı var? Bu sorunları tekrarlamaktan ziyade tartışmanın anlamı var. Tartışmayı derinleştirmenin anlamı var. Tartışmayı tartışmaya dahil edilmeyen hususları içerecek şekilde genişletmenin anlamı var.  Tartışmayı tarihsel olarak edindiğimiz bir kahvehane ezberi içinde tüketmemek kaydıyla ama. Sorunu aceleyle yapıdan, sistemden uzak tutma uyanıklığını göstermeden tartışabilmeliyiz.

Bunun içinde bir anlamda insandışılığın müşahhas göstergesi olan ‘zorunlu eğitimi’ behemehâl tartışmalıyız. Bir ülkenin bütün ‘delikanlıların’ (kelimenin semantiğine dikkat edelim lütfen), çocuklarının zaman planlaması, mekân planlaması, ilişki düzenlemesi yapılmış bir ortama hiçbir şekilde rızaları alınmaksızın alınması ne demektir? Bu işi hangi niyetle yaptığımız, öğretmenlerimizin nasıl gayretle çalıştıkları, velilerimizin ne tür fedakârlıkları göze aldıkları gibi hususları kimse inkâr etmiyor. Bunların hepsi doğru olabilir, çoğu da doğrudur.  Ancak bir şeyi iyi niyetle yapmamız, gayretle ve fedakârlıkla yapmamız yapılan işi doğru kılmaya yetmez. O başka bir şey! İyi niyetle yanlış bir şey de yapılabilir. Büyük gayretlerle ve fedakârlıklarla insanlara hayatı zindan da edebiliriz. İyiyi iyi bir şekilde yapmak daha başka bir şey. İyiyi iyi bir şekilde yapıp sonuç alamamak da olabilir. İyiyi daha başka bir iyi ile yapmak gibi bir yolu aramak da gerekebilir çoğu zaman.

Bir gazete yazısının sınırlarını zorlayan bu mevzuya toplumca el atmak durumundayız. Gebze’den gelen haber sisteme ilişkin yeni bir uyarı niteliğindedir. Bu uyarının dikkate almadığımız öncüleri olduğu gibi mutlak surette hesabını yapmamız gereken artçıları da olacaktır. Eğitimi, zorunluluğu, talebeyi, öğrenciyi, ilişkiyi, öğrettiğimiz şeyi, öğrettiğimiz şeyi nasıl öğrettiğimizi kapsayan bir tartışmaya ihtiyacımız var. Umarım Necmettin Kurucu hocanın elim ölümü kuru bir retorikle geçiştirilmez, bu yakıcı sorunumuzu tartışmaya bir vesile olur.