09.08.2020, 11:20

NEDEN Mİ LÜBNAN?!..

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand, 28 Haziran 1914 günü Saraybosna'yı ziyaretinde, Princip tarafından suikaatle öldürüldü. Bunun üzerine Avusturya'nın, 28 Temmuz 1914'te Belgrad'ı bombalamaya başlayarak, Sırbistan'a savaş ilan etmesi, 1. Dünya Savaşı'nın başlamasına sebep olmuştu. 

LÜBNAN da öyle bir ülkedir ki, 1.Dünya Savaşı'nı başlatan suikast gibi, kriz, önce burada başlatılır ve küresel güçler burada birbirini yoklarlar.

Ardından, ya İslam coğrafyasındaki bir ülkeye işgal başlar, ya da çok bilinmeyenli denklemler satrancı!.. 

Hatırlayalım;

Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri, 14 Şubat 2005 günü Beyrut’ta düzenlenen bombalı bir suikast sonucu öldürülmüştü. Hariri suikastinden sonra gelişen olaylara birlikte bir bakalım:

Suikastin ardından dünya kamuoyunun gündemine, ABD’nin siyasi ve ekonomik olarak dünyadan tecrit etmeye çalıştığı ve Lübnan’da işgalci devlet pozisyonunda bulunan Suriye oturtulmuştu.

Suikaste en hızlı tepkiyi veren ABD, İsrail ve Fransa, suikasti kınayan açıklamalarının ardından Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığının sona erdirilmesi gerektiğini açık açık söylemişlerdi! 

Ülke dışındaki açıklamalardan da cesaret alan Lübnan içindeki Suriye karşıtı muhalefetin başınıçeken Dürzi lider Velid Canbolat, Lübnan’daki en önemli sorunun, Suriye’nin askeri ve siyasi varlığı olduğunu söyleyerek, suikastin sorumlusu olarak, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’i ve Esed'in güdümündeki Lübnanlı siyasetçileri göstermişti. 

ABD, İsrail ve Fransa’nın suikaste aşırı ilgisi ve Suriye'nin Lübnan işgaline tepkisi, esas olarak bu üç devletin Suriye gibi Lübnan’da işgalci konumunda bulunup, siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel yapının kendi emperyal amaçları doğrultusunda oluşmasını arzulamalarından kaynaklanmaktaydı.. 

Hıristiyan bir Lübnan, ABD’nin Orta Doğu siyasetinde, bir denge unsurudur.

Fransa, Birinci Dünya Savaşı sonrası Suriye ve Lübnan’ı mandası olarak yönetti. Fransa, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz siyasetini, 19. yy.dan beri bölgedeki 'Maruni'ler üzerinden etkili bir şekilde yürütüyor.

İsrail ise güvenliğini tehdit etmesini neden göstererek, Güney Lübnan’ı 1982-2000 yılları arasında işgal altında tutmuştu. Lübnan, İsrail’in tehdit algılamalarında, jeostratejik olarak hayati bir öneme sahiptir.

Ayrıca Lübnan, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden sonra yaklaşık yüz yıldan fazla bir süredir hem küresel, hem bölgesel güç odaklarının tesirine açık bir konumda kalmıştır.

Lübnan, Fransız mandasından kalma ve günümüzdeki demografik yapıyla pek de uyuşmayan bir anayasayla yönetilmektedir. Ülkedeki etnik ve dini güç odakları, siyasi ve ekonomik çıkarları doğrultusunda, dış güçlerle iletişim halindedir. 

Örneğin, Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin kurulmasından ve Lübnanlı Müslümanların Birleşik Arap Cumhuriyeti'ne sıcak bakmalarından rahatsız olan, Lübnan’ın Maruni Devlet Başkanı Camille Chamoun, askeri gücüyle birlikte Amerika'yı 1958 yılında Lübnan'a davet etmişti. 

Ancak yıllar sonra Hariri suikasti sırasında, 2005 lerde, Amerika ve Fransa, yine Maruni Devlet Başkanı Emil Lahud'a karşı, Suriye yanlısı olduğu için, Lahud'a muhalefet olan Müslümanları desteklemişlerdi.

Öyle kaygan bir zemindedir Lübnan.. 

ŞİMDİ DİKKAT;

2005'teki Hariri Suikasti’nin ardından, Amerika'nın Suriye karşıtı açıklamaları, olayı bir suikast boyutundan çıkarıp, Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığını sona erdirme planının altyapı çalışması haline getirmişti. Hatta işin içine İran, Rusya ve Türkiye’yi kattıkları için, suikast, genel bir krize dönüştürülüvermişti.


 

Bugüne geldiğimizde,

Yine Lübnan'da büyük bir patlamanın ardından Amerika güdümlü Arap medyasının ilk açıklamaları, bölgede İran'ın temsilcisi statüsündeki Hizbullah'ı işaret ediyor. Aynen, Hariri suikastinin ardından Amerika'nın yaptığı açıklamalar gibi, bugünkü Amerikan uşaklarının açıklamaları da, adeta bir planın parçası niteliğinde..

İran'ı ve Türkiye'yi bölgeden tamamen uzaklaştırarak, eskisi gibi bölgenin kaynaklarını sömürmek istiyorlar! 

Lübnan'da emperyal emelleri olan dış güçlerin içerdeki piyonları da, bugün, patlamayı fırsat bilerek, soruşturmanın uluslararası bir heyete bırakılmasını istiyorlar.  Bu, ülkenin eğemenliğinin batıya peşkeş çekilmesi anlamına geliyor!.. 

Küresel güçler için Doğu Akdeniz enerji rezervleri, pek iştah kabartıcı. Lakin, Akdeniz'de Türkiye'ye yenildiler! 

Bu sebeple az bir zaman önce, biliyorsunuz Büyük Türkiye'ye karşı yeni bir "işgal cephesi" kuruldu: Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan ve Mısır.. Arkalarında, İsrail, İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD var! 

İlk hedefleri ise, bizi Akdeniz'den çıkarmak! 

Aslında bugünlerde maruz kaldığımız ekonomik saldırı da, tam olarak bu sebepten! 

Çünkü iyi biliyorlar ki, Türkiye'yi çökertirlerse, tüm İslam coğrafyaları çökecek! Köleleştirilmiş zayıf bir Türkiye olursa, onlar da emperyal amaçlarla, tüm Dünya'ya rahat rahat çökecek! 

Lakin, artık eskisi gibi onların istedikleri olmayacak!

TARİH DÖNDÜ! 

Onlar çökecek, biz yükseleceğiz biiznillah!

Yorumlar (2)
Mahmut Can 1 ay önce
Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Musa görgülü 1 ay önce
Rabbim ülkemize ve İslam belderine yardım etsin inşaAllah
banner51
21°
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 21 Eylül'de Açılmalı mı?
Sizce Şu Anki Korona Virüs Rakamlarına Göre Okullar 21 Eylül'de Açılmalı mı?
Namaz Vakti 19 Eylül 2020
İmsak 05:16
Güneş 06:42
Öğle 13:03
İkindi 16:30
Akşam 19:14
Yatsı 20:34