10.04.2016, 20:08

TOPLUMSAL HUZUR ve İŞ GÜVENCESİ

Toplumların kalkınmışlık düzeyi ile sosyal ve ekonomik paylaşım dengesi, eğitimi ve ahlakı bir bütünlük arz etmektedir. Artan ekonomik kazanımlar beraberinde sosyal hayatı ve eğitim kalitesini artırdığı oranda ahlakı da yükseltemeyebilir. Hatta şehirleşmenin artmasıyla insanların değerlerinde yozlaşmaların arttığını yıllar öncesinden bize haber veren bir sosyoloğumuz da vardır.

İbn Haldun bu tezini çok sağlam gözlem ve tecrübelere dayandırmaktadır. Bedevi olan halk ile medeni olan toplum arasında ciddi farklılaşmalar tespit etmiş ve Mukaddime isimli şaheserinde bunları birçok açıdan örnekleriyle ele almıştır. Ülkemizde ve dünyada yaşanan hızlı değişim ve gelişimin son elli yılda benzer sonuçlar doğurduğunu kabul etmeyecek kimse yoktur diye düşünüyorum. Eski günler özlemi bir miktar da bu boyutu dillendirmektedir.

Öyle ise eğitimin bu gözlem ve tespitler açısından yeni bir perspektifle ele alınması kaçınılmazdır. Değer yargıları yıpranmış ama zenginleşmiş bir toplum sadece kendi dönemini değil aynı zamanda gelecek nesilleri de olumsuz etkileyecek bir süreci hızlandırmaktadır. Saygınlığı ekonomik imkânlar ve makam, mevki ve güçle örtüştüren bir anlayışın; gelir durumu itibariyle ortanın altında kalan eğitimcileri, eğitimi ve eğitim kurumlarını yerleştireceği konum her geçen gün gerileme göstermeye devam edecek gibi gözükmektedir.  

Diploma almak ve kamuda ya da özel sektörde eğitimci olmak için toplamda on altı yıl dirsek çürütmüş, yüzlerce sınavdan geçmiş, Öğretmen olarak yetişmiş ve bu hakkı kazanmış kişilerin alanı ile ilgisi bile bulunmayan ve kişilik özelliklerini tespit imkanı sunmayan yeni bir takım sınavlara tabi tutulması kabul edilebilir bir iş değildir. Çileli onlar yıl boyunca sabır gösterip bilgisi ile yeterlilik belge olan diplomasını almış, çalışma azmi içerisinde ki cevherlerin birkaç yıl daha Kpss gibi bir duvara toslatılması modern zulüm araçlarından biri olarak karşımızda durmaktadır.

Bu sınavı da yeterli görmeyerek atamanın ardından bir başka duvar olan adaylık kaldırma sınavının durumu ise izahtan varestedir. Bir eğitimcinin gerekli bilgi, beceri, ahlak ve örnek karakter özelliği taşıyıp taşımadığının ve o işe uygunluğunun tespitinin sınavla olmayacağı da yine aynı kümeden olup izahtan varestedir.   

Pek çok yol denendi ama maalesef doğrusuna hala ulaşılamadı. Bu tür değerlendirmeler için

Farklı ve kaliteli bir süreç yürütülmelidir. Mesleğin gerektirdiği meziyetlerden mahrum olduğu tespit edilen “bunun ne kadar mümkün olduğu ve hangi yolla olacağı uzun tartışmalara konu olacaktır.” personelin mağdur edilmeden, kendi yapısına uygun başka bir kurumda istihdamının başarılı bir şekilde icra edilmesi gerekecektir.

                Tam da bu aşamada gündemde olan “iş güvencesi” meselesine dair birkaç kelam edelim. Saygınlığı hem devletin işleyiş süreçlerinde, hem halkın farklı alanlarda ki gelişim seyri esnasında ciddi tahribata uğramış Öğretmen’in bir de böyle bir tehdit ile son bir darbeye muhatap kılınması kabul edilemez bir durumdur. Emek verilen yıllar, kurulan hayaller ve kavuşulmuş bir öğrenci bahçesinden hangi maksatla olursa olsun sökülmemesi gereken bir ağaçtır Öğretmen.

                Hukukun, eşitliğin, fedakârca paylaşımın, herkesin bir birine saygı duyduğu toplumsal yapının yerleşmediği bir ortamda “iş güvencesi” olmayan eğitimcinin sağlıklı bir hizmet vermesi beklenemez. Acaba ne zaman, kim, hangi sebeple bana ne yapacak endişesi içerisinde mutlu olan ve mutlu olmayı öğretebilecek kaç kişi bulunabilecektir. Kendisini güvende hissetmeyen bir eğitimci öğrencilerine özgüven duygusunu nasıl aşılayabilecektir.

                Kaldı ki halen mevcut yapıya rağmen en küçük meselelerde en yüksek makamlara ulaşabilen ve aslında hiç e gerekli olmayan taleplerle okul yönetimlerini ve öğretmenleri baskı altına almaya çalışan ve hatta çoğu zaman alabilen bir toplumda “iş güvencesi” olmayan bir eğitimci; düşünmeyi, eleştirmeyi, beğenirken değer kriterlerini göz önüne almak gerektiğini nasıl öğretebilecektir yeni nesillere.  

                Eğer kamuya zarar veren, mesleğinin gerektirdiği donanım, ahlak, beceri ve psikoloji bakımından eksik ya da sorunlu, terör örgütü ile organik bir bağlantısı olduğu ortaya çıkan personeller söz konusu olduğu zaman çözümsüzlük olduğundan bahisle İş güvencesinin kaldırılması gerektiği savunulursa sorun yok. Bu ve benzeri başkaca sorunların da çözümü için teklifte bulunabiliriz.

  1. Atama yapılırken bu tür tespitlerin yapılması için en ince ayrıntısına kadar gerekli bilimsel testler yapılabilir.
  2. Adil ve yetkin kurullar tarafından mülakatlar yapılabilir.
  3. Mesleğe alımdan önce birçok meslek grubunda olduğu gibi ücretsiz ve gözlem süreçli stajlar yapılabilir.
  4. Mesleğin icrası süresince kadro tahsisi yapılmadan, belirlenen bir miktar ödeme ve rehber öğretmenler aracılığıyla hazırlama yapılabilir.
  5. Kaliteli, hazırlayıcı ve geliştirici hizmet içi eğitimler yapılabilir.

 

 

Selehattin DUMAN

Yorumlar (0)
banner51
20°
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Kadroya Geçen İşçiler Asıl İşkoluna Dahil Olmalı mı?
Namaz Vakti 28 Ekim 2020
İmsak 05:58
Güneş 07:23
Öğle 12:53
İkindi 15:44
Akşam 18:12
Yatsı 19:33