Danıştay 2. Dairesi (E.2015/6046, K.2017/6537), eğitim camiasında mobbing ve idari yetki kullanımı konusunda çığır açacak emsal bir karara imza attı. Kısa sürede 4 farklı okulda görevlendirilen, ders programı haftanın günlerine orantısız ve yıpratıcı şekilde dağıtılan ve bu süreçte psikolojik sağlığı bozulan bir öğretmenin açtığı davada idare, manevi tazminat ödemeye mahkûm edildi.
Yargı kararıyla birlikte eğitim kurumlarındaki yönetim anlayışı ve idari yetkilerin sınırları yeniden çizildi. Kararda öne çıkan kritik unsurlar şunlardır:
Sistematik Baskı Sınırı: İdarenin yaptığı işlemler tek tek değil, bütünsel bir yaklaşımla değerlendiriliyor. Sürekli aynı öğretmeni hedef alan, çalışma şartlarını ağırlaştıran ve kişiyi zor durumda bırakan uygulamalar artık basitçe "görev verdim" veya "takdir yetkimi kullandım" denilerek meşrulaştırılamıyor.
Mobbing Standardı: Her ağır çalışma şartı doğrudan mobbing olarak nitelendirilmiyor. Bir uygulamanın mobbing sayılması için idarenin eylemlerinin kasıtlı, doğrudan ilgili kişiyi hedef gösterici ve kesintisiz biçimde devam etmesi şartı aranıyor.
Yöneticilikte Ölçülülük Esası: Okul idarelerinin yalnızca emir verme yetkisiyle hareket edemeyeceği vurgulandı. İdare; adil, ölçülü ve öğretmeni gereksiz yere yıpratmayacak kararlar almakla yükümlü tutuldu.
Okul İklimi ve Eğitim Verimi: Kararda eğitim ortamının ruh haline de dikkat çekilerek, öğretmenin bezdirildiği ve huzursuz edildiği bir okul ikliminde öğrencilerin de verimli ya da huzurlu olmasının beklenemeyeceğine altı çizildi.
Bu kararla birlikte, yetki sınırlarını aşarak öğretmenler üzerinde sistematik baskı kuran ve çalışma ortamını çekilmez hale getiren idari uygulamaların tazminat sorumluluğu doğuracağı hukuken tescillenmiş oldu.