KUDÜSTANBUL...

Abone Ol

Asla yenilmeyen devletin kaybeden milleti, kurtuluş savaşından zaferle çıktı ama devletinde derin devlet ve bürokrasiye esir düştü. Batılı düşmanları yendi ama batıl işbirlikçilerinin devleti eline geçirmesine engel olamadı. Aziz Milletimiz iman dolu göğsünü siper ederek yurduna alçakları uğratmadı ama Hilafeti kaldırmak uğruna İttihat ve Terakki tarafından kandırılarak dahil edildiği savaşla Osmanlı’nın yok edilişini ve hilafetin kaldırılışını durdurmadı. Şehirlerin şehri, İslam’ın kalesi İstanbul’u düşmana teslim etmedi ama başşehrin sinsi işgalini ve Ayasofya’nın kapatılmasını engelleyemedi. 

Pagan Roma ve çok tanrılı putperest Helenistik dönemin sonu, karanlık çağın kapanıp aydınlığın yeryüzüne hakimiyetinin sembolü olan İstanbul’un İslam şehirlerinin başşehri olmasını sindiremeyenlerin sinsi planı ile İstanbul’un İslam başşehri olmasına son verildi. 

Çok tanrılı Pagan batılı toplumlar ile tek tanrılı Şaman Türk Milleti arasındaki savaş, Hristiyan Avrupa İle Müslüman Türkler arasında devam ederek günümüze kadar gelmiştir. İslam’ı seçen Türkler Anadolu’yu Anayurt edinince, hayalini kurdukları Kudüs ile aralarında ki bağ kesilen batı, Anadolu’yu geri almaya çalışırken birde Helenistik Konstantiniye’yi Osmanlı İmparatorluğu’na kaybetmenin acısını tattılar. Pagan ve Helen putperestlikleri ile şekillendirdikleri Hristiyanlığı Ortodoks ve Katolik olarak bölenler, bilinen toprakları da Roma ve Bizans olarak ayırıp paylaşmak istediler.  Bu ayrışma öylesine büyük düşmanlıkları günümüze taşıdı ki, bugün dahi Ortodoks devletler Katolik Avrupa Birliği’nin dışına atılmıştır.

İstanbul fethi ile bir anda kurmaya çalıştıkları karanlık düzen ve hayalleri yıkılan ortaçağ Avrupası, vazgeçmediği hayaller ve Yeni Dünya Düzeni hedeflerinin İstanbul’un ikinci fethi ile yok oluşunu tarihin en büyük çaresizliği içinde izlediler.

İstanbul’un ikinci fethi ile başlayan süreç, Anadolu’da devlet hakimiyeti ve millet bütünlüğünün sağlanmasının ardından, sınırlarımızın ötesine taşıp Kudüs ve ötesine ulaşacaktır elbet. Devletimiz yayılmacı değil; barış, adalet, huzur ve kalkınmayı yayacak şekilde stratejik adımlar atarak ilerleyiş ve yükselişini sürdürecektir. 

Anadolu hakimiyetinin özü güçlü olmak ve güçlü kalabilmenin ana unsuru olan adaletli olmak bugünde devletimizin en büyük güç kaynağıdır. Anadolu’ya ancak, adaleti sağlayacak kadar güçlü, gücünü koruyacak kadar adaletli olmakla hakim olunabilir.

Unutulmamalıdır ki Anadolu’ya hakim olmak Dünyaya hakim olmaktır. 

Dünya bugün, ezeli batıl karanlık ile özü İslam’da olan ebedi aydınlık arasında yaşanan iyi ve kötü mücadelesini izliyor gözükse de asıl yaşanan, kötünün iyiyi yok etmek için saldırması ve bunun karşısında iyinin var olma mücadelesi vermesidir.

Dün taptığı putlar adına İslam’a saldıranların torunları bugün kendilerini tanrı ilan ederek insanlığın kendilerine tapmasını istiyor. Dünün putperestlerinin ektiği kötülük tohumları bugün dünyada filizleneceği toplumlar ve topraklar arıyor ve yayılarak iyiyi ve iyiliği yok etmek istiyor. Din savaşları yalanıyla, inananlara saldırarak katliamlar yapıp kötülüğü dünyada yaymak isteyenler, kurmak istedikleri din uğruna dünyada İslam’ı istemeyenlerdir.

Kudüs ve İstanbul’u isteyenlerin Anadolu’daki şövalyeleri olan bölücüler, siyasi uzantılar ve ana muhalefet hala neye ve kime hizmet ettiğini bilmemektedir.

Ülkemizin, devletimizin, milletimizin, ümmetin ve insanlığın asıl düşmanı batıl karanlıktır. 

Devletimiz ve milletimiz sadece sınırlarını koruma savaşı vermiyor. Asıl mücadele dünyada iyi ve iyilik adına yarında mücadele edecek olan nesiller için peşinden gidecekleri idealler bırakmaktır. Davası ve ülküsü adına canını ortaya koymuş, insanlığın menfaatleri uğruna kişiliğinden ödün vermeden kişisellikten ve benlikten kurtulmuş liderlerin izlerinden gitmeleri için iman ve inanç dolu bir hatıra bırakmaktır. 
 

NOT: 31 Mayıs Saat 19:00 da Taksim'de İHH'nın düzenlemiş olduğu Kudüs Yürüyüşünde bululaşalım